Hatuniye Medresesi’nde İrfan Mektebi Söyleşileri Başladı

Hatuniye Medresesi’nde İrfan Mektebi Söyleşileri Başladı

Hatuniye Medresesi’nde İrfan Mektebi Söyleşileri Başladı

banner390
Cihannüma, Eğitim-Bir-Sen ile Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği tarafından organize edilen İrfan Mektebi Söyleşilerinin ilki Hatuniye Medresesi’nde yapıldı. Tertip heyeti adına konuşan Cihannüma Derneği Karaman Şubesi Başkanı Cahit SUCİ İrfan Mektebi Söyleşilerinin Mesnevi Okumaları, Kelimeler ve Kavramlar, Şark Hikayeleri ve Diriliş Okumaları programlarına eklenen yeni bir program olduğunu belirterek bu programın 15 günde bir farklı konu ve konuşmacılarla devam edeceğini söyledi. Yaptıkları çalışmalardan kısaca bahseden SUCİ Hatuniye Medresesi’nin yeniden dirilişimizin sembolü olduğunu söyleyerek yeni bir insanı, yeni bir Türkiye’yi ve yeni bir dünyayı ele alabilecek en uygun mekanın medrese olduğuna işaret ederek ‘işte bunun için Hatuniye Medresesi hayatın merkezidir, diyoruz.’ Dedi. Sonrasında söz alan Prof. Dr. Halit ÇALIŞ Hoca Medine Vesikası Örnekliğinde Birlikte Yaşama Kültürü konulu söyleşisini yaptı. Söyleşiye tek bir özden yaratılan ve farklı soy ve boylar halinde varlık dünyasında yerini alan insanoğlunun bu realitesini ilahî yasa, karşılıklı iletişim kurmaya imkan tanıma şeklinde ifade eden Hucurât suresine atıf yaparak başlayan Prof.Dr. Halit Çalış birlikte yaşama ilkelerini 6 kısımda anlattı. 
1.    Sözleşme hükümleri, grup kültürü ve geleneksel kabullere değil, hak ve adalet değerlerine dayanmalıdır
Bu ilke, birlikte yaşama kültürünün, bozulmamış insan fıtratını esas alan temel ve ortak değerler çerçevesinde şekillenmesini ve gelişmesini gerektirir. 
2.    Aynı toplumda birlikte yaşamanın gerekleri itibariyle hak ve sorumluluklarda eşitlik ilkesi geçerlidir
Hiçbir kimliğin imtiyazı yoktur. Zira imtiyazlar, bundan mahrum olanlar açısından çatışmaya zemin oluşturur. Müslümanların sahip oldukları haklar ve üstlendikleri sorumluluklar, diğer toplumsal gruplar için de aynen geçerlidir. Ülke savunmasına herkes katılacak, saldırı ve tecavüzlere karşı ortak savunmada bulunulacaktır. Bu ilke, sözleşmenin taraflarından birisine yönelen dış tehdidin, bütün topluma yönelmiş kabul edilmesini de gerektirmektedir.
Bu ilkeyle ilgili olmak üzere vesika Medineli müşriklere önemli bir yükümlülük getirmiştir. Buna göre sözleşmeye taraf olan müşrikler, kendileriyle aynı inancı paylaştıkları Kureyşlilerin mallarını ve canlarını koruyamayacak, Müslümanların onlara karşı giriştikleri mücadelelere engel olmayacaklar, onlarla işbirliğine girmeyeceklerdir (md. 20/b). Bu sorumluluk, birlikte yaşama kültürünün temel referansı olan hak ve adalet değerlerine bağlılık ilkesinin uzantısı olarak görülmelidir. Zira zalimlerin ve suçluların himaye edilmesi, onlarla işbirliğine girilmesi bu ilke ile bağdaştırılamaz.
3.    Her kimlik, kendi kimlik değerlerini yaşama ve geliştirme hakkına sahiptir
Bu ilke, din hürriyetini benimsemenin hem tabii bir gereği hem de zorunlu sonucudur. Zira benimsenen inanç değerlerinin gereklerini uygulama imkanı tanınmadan, din hürriyetinin pratik bir karşılığından söz etmek mümkün değildir. 
4.    Verilen sözlere ve yapılan sözleşmelere tam bağlılık gösterilir
“Kurallara tam olarak uyulacak ve bunlara aykırı davranışta bulunulmayacaktır” (md. 33).
“Allah ve Muhammed, bu sahifede gösterilen maddelere tam bir sadakat ve titizlikle uyan kimselerin yardımcısıdır” (md. 47). 
“Ey iman edenler! Verdiğiniz sözlere/yaptığınız sözleşmelere tam bağlılık gösteriniz” (Maide 5/1).
“Müslümanlar, uymayı taahhüt ettikleri şartlara riayet ederler”(Buhârî, “İcâre” 14).
Bu ilkeye Müslümanlar tam olarak uymuşlar; gerek müşrik Araplarla gerek Yahudilerle barış içerisinde yaşamışlardır. Ne var ki kısa süre içerisinde Kaynuka, Nadîr ve Kureyza Yahudileri, anlaşma hükümlerine aykırı hareketlerinden ötürü Medine’den sürülmüşlerdir. Fakat Hz. Peygamber’in (s.a.) ortaya koyduğu farklı kimliklerle bir arada yaşama iradesi Müslümanlar tarafından sürdürülmüş, Müslümanlarla bir arada yaşamak isteyen gayrimüslimler, etkin ve dinî kimliklerini koruyarak günümüze kadar gelmiştir. Değişik etnik ve dinî grupların kendi kimlik değerlerini koruyarak Müslümanlarla birlikte yaşama tecrübesinin en açık örneklerinden birisi hiç şüphesiz, Hz. Peygamber’in (s.a.) Necrân Hıristiyanlarıyla yaptığı anlaşmadır.  
5.    Yürütmeyi üstlenecek siyasi otoritenin, hak ve adalet değerlerine bağlılık hususunda sicilinin temiz olması gerekir
•    Toplumsal anlaşmazlıklar hak ve adalet ölçütlerine göre çözüme kavuşturulacaktır ki; bu merci Allah ve Resûlü’dür (md. 23, 42)
•    “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan yetkililere/yöneticilere de. Ve bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde, eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Peygamber’e götürün (çözümünü Kur’an ve sünnetin ilkelerinde arayın)! Şüphesiz ki bu, en hayırlısı ve sonuç olarak en güzelidir” (Nisa 4/59).
Medine Vesikası’nın kaleme alınıp uygulamaya konulduğu dönemde Medine’de üç farklı kimliğe sahip insan topluluğu yaşıyordu. Nüfus yoğunluğu bakımından bunlar sırasıyla müşrik Araplar, Yahudiler ve Müslümanlar idi. Nüfus açısından Yahudiler Müslümanların iki katı, müşrik Araplar da Yahudilerin iki katı kadar idi. Tablo bu şekilde olmasına rağmen sözleşme, siyasi otorite olarak Hz. Peygamber’i (s.a.)belirlemiş, buna sözleşmenin taraflarından herhangi bir itiraz gelmemiştir.
6.    Yürütmeyi üstlenecek siyasi otoritenin, hak ve adalet değerlerine bağlılık hususunda sicilinin temiz olması gerekir
•    Toplumsal anlaşmazlıklar hak ve adalet ölçütlerine göre çözüme kavuşturulacaktır ki; bu merci Allah ve Resûlü’dür (md. 23, 42)
•    “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan yetkililere/yöneticilere de. Ve bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde, eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Peygamber’e götürün (çözümünü Kur’an ve sünnetin ilkelerinde arayın)! Şüphesiz ki bu, en hayırlısı ve sonuç olarak en güzelidir” (Nisa 4/59).
Medine Vesikası’nın kaleme alınıp uygulamaya konulduğu dönemde Medine’de üç farklı kimliğe sahip insan topluluğu yaşıyordu. Nüfus yoğunluğu bakımından bunlar sırasıyla müşrik Araplar, Yahudiler ve Müslümanlar idi. Nüfus açısından Yahudiler Müslümanların iki katı, müşrik Araplar da Yahudilerin iki katı kadar idi. Tablo bu şekilde olmasına rağmen sözleşme, siyasi otorite olarak Hz. Peygamber’i (s.a.)belirlemiş, buna sözleşmenin taraflarından herhangi bir itiraz gelmemiştir.
Prof. Dr. Halit ÇALIŞ sözlerini günümüz dünyasına ve insanına aşağıdaki çağrıyı yaparak tamamladı.
Bugün itibariyle ulusal, bölgesel ve evrensel dünya barışı konusunda en büyük ihtiyaç, tüm dünya milletlerine güven veren, sicili temiz bir kurumdur. Bu amaçla oluşturulduğu düşünülen kurumların, bu gayeye hizmet etmek şöyle dursun, çatışma, sömürü, istila, kan ve gözyaşının artarak devamına zemin hazırlaması, geleceğe dönük karamsar duyguların artmasına sebep olmaktadır.
Günümüz insanı, ahlak ve erdem yoksunluğu yaşamaktadır. Emanet anlayışının yerini mülk anlayışı almıştır. İnsan dahil her şeyi egemenlik konusu olarak gören, ilkel toplumlarda benimsenmiş insanlık değerlerinden bile gün geçtikçe uzaklaşarak adeta kurda dönüşmüş insanoğlu, evreni ve içindekileri tahrip etmiş, her yeri kan gölüne dönüştürmüştür. Medine sözleşmesindeki zihniyeti ve ruhu dirilterek dünyayı bir saadet toplumu haline dönüştürecek, hak ve adaletin temsilcisi yeni bir nesle ihtiyaç duyulmaktadır. Bu neslin öncelikli görevi, kendi iç barışını sağlamaktır. Birlikte yaşamayı başaramamış aynı din mensuplarının, farklı etnik ve dinî kimliklerin bir arada barış içerisinde yaşaması konusunda rehberlik etmesi bir yana, söyleyecek sözü bile olmayacaktır. Rahmet Elçisi’nin (s.a.) misyonunu üstlenen ümmet için bu, dinî ve tarihî bir sorumluluktur.

 

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.