İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek:

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek “İNOVİZYON” isimli düşünce kuruluşu sitesinde üniversitelerin ülkenin kalkınmasına katkısı konusunu gündeme taşıdı.Yüksek teknolojilere ulaşmak için lisans öğrencisi...

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek:

banner390
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek “İNOVİZYON” isimli düşünce kuruluşu sitesinde üniversitelerin ülkenin kalkınmasına katkısı konusunu gündeme taşıdı.

Yüksek teknolojilere ulaşmak için lisans öğrencisi olmayan üniversiteler ve özel Ar-Ge laboratuvarlarının açılması ve desteklenmesi gerektiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Eğitim yükünün ağırlığından ve başka sebeplerden dolayı ülkemizin kalkınması için lisans öğrencisi olmayan üniversitelerin ve özel Ar-Ge laboratuvarların açılması gerekmektedir. Bu araştırma üniversitelerinde ve özel laboratuvarlarda Ar-Ge nin yanında yüksek lisans, doktora ve doktora sonrası araştırmalar da yapılır. Yatırımların en kıymetlisi, muhakkak bilime yapılan yatırımlardır. Kalkınma bilime dayalı ise kalıcı olur. Paraya dayalı kalkınmalar yarınları olmayan, savunmadan mahrum ve geleceği şüpheli kalkınmalardır. Kalkınma demek savunma demektir. Bugün gelişmiş bütün ülkeler savunma kılıfı altında her türlü silahı üretir, istihbaratı yapar ve ekonomik politikaları belirler. Hâlbuki günümüz şartlarında hiçbirinin savunma için yatırıma ihtiyacı yoktur. Savunma terimi bugünleri için sadece bir kılıftır. Teknolojilerin gelişeceği yarınlara hazırlıktır, gelecekte geri kalmamak için çalışmadır. Savunma bugünü ve yarını düşünmektir. Kalkınma deyince tabii ülkemizde ilk akla gelen kurumlar üniversitelerimizdir. Türkiye’de 123’ü devlet toplam 196 üniversite mevcuttur ve bu sayı gittikçe artmaktadır. Bu üniversitelerimizde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kayıtlarına göre Türkiye’de Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi’ne kayıtlı 5 milyon 440 bin üniversite öğrencisi bulunmaktadır. 2014 yılı itibariyle Türkiye’de, 18-22 yaş aralığında yükseköğretim okullaşma oranları yüzde 40-45 aralığına yükselmiş. Türkiye’nin brüt okullaşma oranlarının Almanya’yı, Fransa’yı ve İngiltere’yi geçtiği bildirilmektedir. YÖK kayıtlarına göre 2011 yılında 31 bin 170 olan uluslararası öğrenci sayısının 2014 Mart ayı itibarıyla 54 bine yükseldiği, 4 bin, 4 bin 500 aralığında doktora mezunu verildiği, 10 yıl içerisinde bu sayıyı 10-15 binlere çıkabileceği ifade edilmiştir. Bir bakışta güzel bir gelişme ancak gelişmeler beraberinde sosyal, çevre, siyasi ve başka problemleri de birlikte getirir. Yükseköğretimdeki bu gelişmeyi yani artan üniversite ve öğrenci sayısını yarınlar nasıl karşılayacak ve ülkenin kalkınmasına bugün ne vermektedir? Konuya aileler yönünden bakıldığında Türkiye’de bir yükseköğretim sendromu vardır. Tabii zamanla bu aşılacaktır. Elbette her aile çocuğunun en iyi okulda okumasını ister ancak bu istek bu arzu çocuğun psikolojisini bozacak kadar baskın olmamalıdır. Çocuğa yapılan yatırımı her zaman beklediğimiz şekilde alamıyoruz. Yani arzuladığımız, görmek istediğimiz hedeflere çocuklarımız çoğu zaman ulaşamıyorlar. Bill Gates ve daha niceleri üniversiteyi terk etmişlerdir. ‘Öyle bir çocuğum olsun da üniversiteyi varsın okumasın’ da diyebilirsiniz. ‘Üniversite mutlaka olmalıdır’ dememek lazım. “İyi bir iş mi üniversite mezunu fakat iyi bir işi olmayanı” mı tercih edersiniz, onu sormak lazım. ‘Üniversitesiz de iş bulunmuyor’ diyenlere cevap olarak deriz ki dışarıda binlerce üniversite mezunu işsiz insan vardır. Tabii ki her gence bir üniversiteyi bitirmeyi veya muadili bir eğitim almasını şahsen ve önemle tavsiye ederim. Üniversite dışında bir mesleki eğitim çok olur ki birkaç üniversite bitirmekten daha iyi olabilir. Muadili demekten kastım bu ve bunun gibilerdir. Önemli olan eğitimdir. Yani bir mesleği en ince ayrıntılarına kadar öğrenmektir. Konuya asıl devlet yönünden bakmak lazım. Devlet vatandaşın baskısı ile üniversite açmakta ve vakıflara açtırmaktadır. Yıllar önce, ‘Hangi bölüm olsa okurum’ diyen öğrenciler de artık iş bulamayacağı bölümlere kayıt yaptırmamaktadırlar. Bu beklenen bir sonuçtu. Yavaş yavaş üniversite sendromu bitiyor. Gençler iş bulmayı okumaya tercih ediyor. Yoksa yarın iş bulmayı düşünmeyip her bölüme kayıt yaptırır ve okurdu.”

“ASIL TEHLİKELİ KONU, YAKIN GELECEKTE ARTACAK İŞSİZ ÜNİVERSİTE MEZUNLARIDIR”

Araştırma ve geliştirmenin önemine değinen Örnek, “Türkiye’deki üniversiteler daha ziyade eğitime yönelmişlerdir. Tatbiki bazı üniversitelerimizin hakkını vermek lazım. Onlar hem eğitime hem de topluma faydalı olmaya azami gayret gösteriyorlar. Bu haliyle genel olarak üniversitelerimizin ülkemizin kalkınmasına yeterli faydalı olacağı kanaatinde değilim. İşimiz sadece eğitim olmamalı. Araştırma ve geliştirme de en az eğitim kadar önemli olmalı. TÜBİTAK’ın destekleri takdire şayandır ancak akademisyen ders yükünün altında ezilmektedir. Başka etkenler de akademisyenlerin çalışmalarını kısıtlamaktadır. Akademisyenler bir kazaya uğramamak için bunları gündeme getirmemektedirler. Tabii ki bazı akademisyenler de ders vermeyi para kazanmak şeklinde görmektedir. Buna da fırsat verilmemelidir. Yüksek teknolojiye ulaşmak için mevcut üniversitelerin bu şartlarda yeterli olmadığı kanaatindeyim. Yapılacak iki iş var; birincisi lisans öğrencisi olmayan üniversiteler açmak, ikincisi özel araştırma geliştirme laboratuvarların açılmasını teşvik etmek. Lisans öğrencisi olmayan üniversitelerde yüksek lisans, doktora ve doktora sonrası araştırmalarla birlikte özel sektörle ortak araştırmalar yapılır. Özel araştırma kurumları da hem kendi içinde araştırma yapar hem de üniversitelerle ortak çalışmalar yaparlar. Yüksek lisans ve doktora konularında araştırmalara ev sahipliği de yaparlar. Açılacak araştırma üniversiteleri ve özel araştırma geliştirme laboratuvarları her alanda çalışma yapmamalıdır. Her biri seçeceği bazı sektörlerde araştırma yapmalıdırlar. Misal kimya dalında araştırma yapan bir kurumda malzeme mühendisliği, metalürji, seramik gibi yakın dallarda araştırmalar yapılmalı. Elektrik, elektronik, gemi, uçak gibi dallarda araştırma yapılmamalı. Bunu başka bir kurum yapmalıdır. Sadece kimyada en az yüz sektör vardır. Kalkınmak için branşlaşmak şarttır. Bölgelerin yer altı zenginlikleri, kaynaklar ve sosyal politikalar o yörede açılacak araştırma üniversitelerinin ve özel araştırma laboratuvarlarının konularında belirleyici rol oynar. Bu iki kurumun varlığı mevcut üniversiteleri etkilemez, aksine rekabetin oluşmasına katkı sağlar” ifadelerini kaydetti.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.