İnegöl İşletme Fakültesi’nden “değişen Dünyada Türkiye’nin Dış İlişkileri” Paneli

Bursa İnegöl İşletme Fakültesi (İİF) yönetimi tarafından “Değişen Dünyada Türkiye’nin Dış İlişkileri” konulu panel gerçekleştirildi. Konuşmacı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin dış ilişkiler açısından geliştiğini...

İnegöl İşletme Fakültesi’nden “değişen Dünyada Türkiye’nin Dış İlişkileri” Paneli

banner390
Bursa İnegöl İşletme Fakültesi (İİF) yönetimi tarafından “Değişen Dünyada Türkiye’nin Dış İlişkileri” konulu panel gerçekleştirildi. Konuşmacı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin dış ilişkiler açısından geliştiğini söyledi.

İnegöl İşletme Fakültesi Konferans Salonu’ndaki panelin açılış konuşmasını yapan Uludağ Üniversitesi İnegöl İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim S. Canbolat, “Dünyanın değişimini iki türlü görebiliriz. Birincisi fiziki, ikincisi ise kültürel değişim. Aslında dünyadaki fiziki değişimi belirleyen kültürel davranışlardır. 80’li yıllarda Almanya’da ben yüksek lisans tezimi yazarken, dünya modellerinde ana unsurları incelemiştik. Bir takım modeller vardı. Büyümenin sınırı diye bir kavram oluşturmuşlardı. Kültürel dönüşümü uygulayan bir husus vardı. Tüketim alışkanlığı devam ederse, dünyanın sonu gelecek diye bir düşünce vardı. Bizim inceleme noktamız, insan faktörüne yönelmişti. Tüketen, üreten insan davranışlarını değiştirirse o vakit fiziki değişimi de yönlendirebilirdi. 80’li yıllarda Almanya’da asit yağmurları vardı. Yeşiller hareketi çıktı ortaya. ‘İnsan doğuştan kötüdür, dolayısıyla bu insana güven olmaz’ düşüncesi vardı. Avrupa bunu yüzyıllarca uyguladıktan sonra, ikinci Dünya Savaşı sonu itibariyle bunu terk etti. AB, temelleri insanın doğusu kötüdür düşüncesinin de bir anlam da terkedilişidir. 1970’li yıllarda ilkokullarda yerli yemiş haftaları düzenlenirdi. Herkes kendi ülkesinde kendi yöresinde ürettiğini yesin. Bunun mantığı; kendi ülke sınırlarım içerisinde kalacağım. Fakat orada bir çelişki de vardı. Türkiye, 1959 yılında bu fikri aşan bir dünyanın oluşumuna katkı da bulunmak için Avrupa ekonomik topluluğuna müracaat etmişti. 1963 yılında da ortak ülke anlaşması imzalanmıştı. Ortak Pazar fikri hakimken, Türkiye’de sadece ‘ulus devlet sınırları içerisinde kalalım’ gibi davranış sergileniyordu. AB’ye üyelik sürecinde bulunduğumuz bu gün, acaba 1970’li yıllardan daha mı farklı düşünüyoruz? AB, sistemine uyum konusunda acaba biz ne derece samimiyiz? Önemli olan bir karar vermektir. Hem öyle hem böyle olmuyor. Türkiye’nin durumu biraz da o. Ulusal çıkar algısında değişim görüyoruz. Vatan kendiliğinden değişiyor. Dün vatan neresiydi, bu gün neresi. Türkiye’nin dış ilişkilerini bu şekilde değerlendirmiş olduk” dedi.

TOPLUMLARIN REFAHI ARTTIKÇA DÜNYAYA BAKIŞ AÇILARI DEĞİŞİR

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise, “Sırf İnegöl köftesi yemek için Ankara’dan buraya gelirim. Önemli nokta dünyayı anlamaktan geçiyor. Biz de dünyayı anlamaya çalışıyoruz. Karar alıcı değiliz. Gezici dünyanın en büyük özelliği, dünya tarihi içerisinde değişik sistemlerin nasıl olduğunu ama sonuçta insanın belirleyici olduğu faktördür. İnsan faktörü çok önemli. Bazı ülkelerin özellikle eğitime araştırmaya para ayırmaları bu yüzdendir. Toplumlar geliştikçe, zenginleştikçe bu zenginliği koruyabilmek için daha fazla üretmek ve çalışmak zorundadırlar. Aynı noktaya gelmeniz yeterli değil, o noktada kalıp daha da ilerlemek önemli. Uluslararası alanda rekabet eden bir ülke olmanız gerekiyor. Bir ülke ne kadar fazla ticaret yapıyorsa, ne kadar fazla ülkeyle ticari ilişkileri varsa, o kadar daha çok dünyayı anlamaya, dünyayı dengelemeye çalışır. Bir toplum, ne kadar fazla zenginleşiyorsa, güvenliğe o kadar fazla para ayırır. Bu şuna benzer; sitelerde özel güvenlikçi var. Ben Uzunköprü’lüyüm orada hiç öyle site yok, isteyen istediği eve giriyor, komşu komşuyu biliyor. Gayet de güvenli. Diğer yerlerde akşam kapıyı kapamadığınız zaman soyulma tehliken vardır. Zenginleştikçe de etrafımıza bir duvar örmeye çalışırız. Tıpkı Avrupa Birliği’nin (AB) ekonomik ve siyasi anlamda duvar örmesi gibi. İçeriye girmeniz çok zor, girmeniz için yüksek atlamanız lazım. Zeytin ağacı dünyada barışın ve refahın simgesi olarak görülür. Toplumların refahı arttıkça dünyaya bakış açıları değişir. Cebinizdeki para arttıkça, başka ülkeleri gördükçe, dünyaya bakışınız da değişir. Türkiye gibi gelişmekte olan toplumlarda, dışarıya açılma bazen çok hızlı oluyor. İdare edilmesi gerekir. Hızlı açılmanın da tehlikeleri vardır. Toplumların zenginleştirmeleri ister istemez vatandaşlarına doğal olarak yansır. Toplum zenginse devlette zengin oluyor. Bütün zengin ülkelerin vatandaşı olmak isteyenler artar. Çünkü, istikrar ve güvenlik vardır. Dünyanın en istikrarlı ülkesi Finlandiya’dır. Dünya da rüşvet oranı sıfır olan ülke de odur. Birleşmiş milletlerde demokratik ülke oranı yüzde 8’lere çıktı” şeklinde konuştu.

İNEGÖL’Ü ÖRNEK VERDİ

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı konuşmasını şöyle sürdürdü:

“En iki yabancı dil bileceksiniz ki, İnegöl gibi dünyanın her tarafına ihracat yapabilesiniz. Dil öğrenmek kolaydır. Yeter ki isteyin. Türk toplumunun dış politika da önemli bir değişim yaşadığını düşünüyorum. Anadolu kaplanları. Son 20 yılda Türk insanını korkunç bir dışarıya açılma arzusu içindedir. Türkiye eğer yüzde 7 ve daha fazla büyüme hızını yakalarsa, dünya devletleri arasında hızla büyüyen ülkelerin içinde yer alır. Türkiye’nin dışarıya açılması ile büyük projeler uçaklar, yollar, köprüler hizmetleri ile ülkemiz dünyanın büyük yatırımlarının olduğu bir bölge. Türkiye 17. ekonomi. Böyle devam ederse, 2025’lerde dünyanın 10’ncu ekonomisi olma şansı var. Bunu yakalayabilir mi? Bilemiyorum. Türkiye yüz ölçümü itibariyle dünyanın 26’ncısı. Nüfus itibariyle de dünya 24’ncüsüyüz. 2025 yılına kadar Türkiye’nin nüfusu 90 milyon olacak. O artık zirve olacak. 90 milyon olduktan sonra nüfus yaşlanmaya başlayacak. Biz de ortalama yaş oranı 27, Avrupa’da ise 42’dir. Bir dahaki yıl Türkiye G20’nin Dönem Başkanlığını yapacak. Türkiye, dünyanın yönetiminde söz sahibi ülkelerden biridir. Türkiye zenginleştikçe de dünya yönetiminde söz sahibi olmaya devam edecektir. İyi bir gelişmedir. Avrupa Birliğinin stratejik seçimi daha fazla refah ve güvenliktir. Türkiye’de en fazla kullanılan kavram, ekonomik refah ve güvenliktir. Bu iki kavram, yaşamımızı en fazla belirleyen olgudur. İnsanlar güvende yaşayıp zenginliklerini korumak istiyorlar. Türkiye-ABD, Türkiye-AB ve Türkiye-Rusya ilişkileri var. Biz bu üç güç merkezine olan yaklaşımımızı değiştirmeye başladık. Algılama da önemli bir değişiklik olmaya başladı. ABD, Türkiye’nin güvenlik anlamında birinci partneridir. Türkiye hava kuvvetlerinin yüzde 96’sının Amerikan menşeli olduğunu düşünürseniz, anlamak mümkün. Türkiye ve ABD, bölgesel anlamda işbirliği yapmaktadır. ABD ve İsrail ile en fazla işbirliği yapan ülke Türkiye’dir. bu gün ki var olan sisteme herkes yapışmış ve bırakmak istemiyor. Sorun ahlaki boyutta. Yeni kurallar olacak mı, olmayacak mı tartışmaları yapılıyor. Biz bu tartışmalara uluslararası alanda doğrudan katkı da bulunuyoruz. ABD, Türkiye’nin en önemli stratejik ortağıdır. ABD için güvenlik, AB için ise demokrasi kavramı önemlidir. Amerika için bir ülkenin demokratik olması o kadar önemli değil, önemli olan Amerikan çıkarlarına hizmet edip etmemesi. AB için ise, bir ülkenin demokratik olması gerekir. ABD, şu anda dünyanın en büyük askeri ve ekonomik yapıya sahip ülkesi olmakla birlikte, dünya dengelerini artık tek başına belirleyen bir ülke değil. Türkiye açısından ikinci güç merkezi AB’dir. Türkiye’de, AB ile olan ilişkilere sevgi ve nefret bağlamında yaklaşılır. Hem AB’ye kızıyoruz hem de ayrılamıyoruz. Çünkü AB, Türkiye’nin modernleşmesi ve demokratikleşmesi için bir dış faktör olarak en önemli unsurdur”.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.