Türkiye İş Bankası’nın 91. kuruluş yıl dönümü

- Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Bali: (3) - "Performansımızın geçmiş dönemlerimizdeki krizlerle kıyaslandığında ciddi bir makroekonomik sağlamlığa ve finansal sistemdeki güce dayanarak korunduğunu görüyorum. Ancak bu ilanihaye sürebilecek, riske de edilecek bir şey değildir" - "Kredi reytingini korumak çok önemli bir ulusal strateji, milli bir stratejidir ve buna göre hareket etmek gerekir" - "Açıklıkla ve gururla söyleyebilirim ki Türk finans piyasasının yerli aktörleri hiç kolay değildir. Rekabetten güç alırız, korkmayız, ürkmeyiz" - "Bu sektör elde ettiği karları buharlaştırıyor değil ki… Makro ihtiyati tedbirlerin banka karlılıkları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi bir anonim şirketin karlılık performansıyla sınırlı olamaz. Öyle bir lüks yok"

Türkiye İş Bankası’nın 91. kuruluş yıl dönümü

banner390

İSTANBUL (AA) - MURAT BİRİNCİ / MÜCAHİD EKER - Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, "Performansımızın geçmiş dönemlerimizdeki krizlerle kıyaslandığında ciddi bir makroekonomik sağlamlığa ve finansal sistemdeki güce dayanarak korunduğunu görüyorum. Ancak bu ilanihaye sürebilecek, riske de edilecek bir şey değildir" dedi.

Bankanın 91. kuruluş yıl dönümü kapsamında AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Bali, Türkiye’de bir seçim olgusunun bulunduğuna işaret ederek, iç ve dış siyasi konjonktürün olağanüstü bir belirsizliğe girdiğini söyledi.

Güvenlik sorunlarından jeopolitik sorunlara kadar birçok unsurun bir arada bulunduğuna dikkati çeken Bali, "Biz böyle bir ortamda tabii ki ön çalışmalarımızı başlatmış durumdayız, rutin takvimlerimiz var. İşimize gücümüze bakmaya devam ediyoruz. Ama bu faktörlerin yaratabileceği sapmaları ve bu belirsizlikleri de hesaba katmadan bir program öngörüsünde bulunmak, bir program öngörüsü geliştirmek hem mümkün değil, hem de yapmaya kalkarsanız gerçekçi değil" şeklinde konuştu.

Şu anda farklı senaryolar üzerinden çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Bali, şöyle devam etti:  

"Bunun içinde bugünkü senaryolar var, olumluya doğru olan senaryolar var. Bugünkü olumsuz koşullara rağmen belirli sonuçların elde edilmesi, gerçekten çok önemli dayanıklılıklara ve finansal sistemin gücüne dair önemli işaretler veriyor diye düşünüyorum. O yüzden bu senaryolara bakarak hareket edeceğiz. Çok da olumsuz ve karamsar düşünmemek lazım. Neden? Bunu ben temenni olsun diye söylüyor değilim. Bu ülke, bu tür problemleri hiç yaşamamış değil. Ciddi, derin de bir siyasi tecrübesi var, ekonomik olarak da maalesef ciddi bir kriz tecrübesi var. Global kriz sırasında Avrupa ülkeleri veya diğer ülkelerdeki yönetim performansı açısından yalpalamaları gördük. Türkiye, öyle bir ülke değil. Türkiye, profesyonel yönetim anlamında kamu dahil, özel sektör kuruluşları dahil çok önemli bir kaliteye sahip."

 

- “Sistemin dayanıklılığı finansal sistemin gücünden geliyor”

 

Bali, Türkiye’nin 2001 krizinde siyasal sorunları yaşarken, aynı zamanda çok daha ağır olumsuz makroekonomik göstergelere sahip olduğunu hatırlatarak, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Mesela borçlanma oranımız açısından Maastricht kriteri yüzde 60, bizimki yüzde 30’a yakınsıyor. Bütçe açığının GSYH’ye oranı yüzde 1,5’in altında bulunuyor. Bu da yine son derece olumlu… Geçmişte kamu borçlanmasının çevrilmesiyle ilgili meşhur tartışmalarımız vardı. Ortalama vadesi 3 ay, 4 aylara inmiş ve her Hazine ihalesinde, ‘Hazine borçlanabilecek mi  borçlanamayacak mı’ tartışmalarının olduğu bir dönem söz konusuydu. Bankacılık sistemi, özkaynağının üzerinde açık pozisyon taşıyordu. Bugün baktığınızda bankacılık sisteminin özkaynağı 100 milyar dolar seviyesinde, buna karşılık finansal kesimin bir açık pozisyonu yok.

O yıllarda ise aşağı yukarı 10 milyar dolar civarındaki bir özkaynakla gayriresmi birtakım verilerle de birlikte, finansal sistemin 30 milyar doların üzerinde açık pozisyona sahip olduğu düşünülüyordu. Yani yüzde 30 devalüasyon olsa, sistemin bütün özkaynağı gidiyor demek bu. Şimdi oldu. Yani sistemin bu refleksleri verebiliyor olması, finansal sistemin gücünden geliyor. Mayıs 2013’ten bu yana sepet bazında devalüasyon yüzde 46 civarında, 50’ye yakın, dolarda yüzde 60… Bu çok önemli. Bunun henüz bütünüyle hasarsız olup olmadığını, şu anda belirli bünyelere ne oranda hasar verip vermediğini bilmiyoruz. Bu noktaya gelinceye kadarki performansımızın geçmiş dönemlerimizdeki krizlerle kıyaslandığında ciddi bir makroekonomik sağlamlığa ve finansal sistemdeki güce dayanarak korunduğunu görüyorum. Ancak bu ilanihaye sürebilecek, riske edilecek bir şey de değildir. Öyle bir lüksümüz yok. Biz buralara kolay gelmedik."

 

- "Reytingi korumak, çok önemli ulusal bir stratejidir"

 

Türkiye’nin 20 yıl civarında süreyle yeniden "yatırım yapılabilir ülke" notu edinmeye çalıştığını anımsatan Bali, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Geçmişte bunu kaybettikten sonraki dönemde memur maaşlarını dahi ödeyip ödeyemeyeceği tartışılan bir Hazine vardı. Böyle bir tablodan bugüne çok önemli iyileşmeler sağladık ki ancak 20 yıla yakın sürede tekrar 'yatırım yapılabilir ülke' notunu alabildik. Bir iki yıl içinde bunun tartışılır hale geldiğini görüyorum. Üzülmemek mümkün değil. Ben bunu niye çok önemsiyorum? Bunu sıklıkla ifade ettim; ‘bu ülkenin reytingi çeyizidir, sandıklarda saklanmalıdır’ dedim. Niye? Çünkü bu ülkenin devletinden kamu kuruluşlarına, özel sektör kuruluşlarına, hane halkına kadar borçlanma maliyetidir bu… Bu ülkenin sermayesi kıt, tasarruf oranları kıt… Ne yapacaksınız? Dış kaynak kullanarak bu ülkenin dinamik ihtiyaçlarını karşılayacaksınız, genç nüfusu işli kılacaksınız. Bunu yapabilmek için dış kaynak kullanmanızın maliyeti sizin doğrudan reytinginiz… Onun için bence reytingi korumak, çok önemli bir ulusal stratejidir, milli bir stratejidir ve buna göre hareket etmek gerekir. Genel mahiyette bakıldığında ben bütün bunları, bu makroekonomik göstergeleri daha fazla riske etmeden yönetmek için hepimizin gayret sarf etmesi gerektiğini düşünüyorum."

 

- "Rekabetten güç alırız, korkmayız, ürkmeyiz"

 

Bazı yabancı bankaların Türkiye’den çıkışı, buna karşın bazılarının gelişine ilişkin de görüşlerini aktaran Bali, Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusuyla birçok alanda penetrasyon oranları bakımından halen potansiyel barındırdığını, bundan dolayı farklı ülkelerden farklı sektörlere ilgi olduğunu söyledi.

Adnan Bali, sektördeki yabancı çıkışına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

"Türkiye piyasası, özellikle finans açısından bakıldığında birçok doymuş piyasaya göre, Avrupa Birliği’ndeki ülkelerden, Uzak Doğu’dan, daha cazip getiriler sunuyor iken bunlara erişebilmek için stratejik bir pozisyon alınmış, ancak yeteri kadar realize edilememiş olabilir. Ben açıklıkla ve gururla söyleyebilirim ki Türk finansal piyasasının yerli aktörleri hiç kolay değildir. Rekabetten güç alırız, korkmayız, ürkmeyiz. Ama Türk finansal sisteminin bugünkü insan gücü sermayesi, bugünkü teknolojik altyapısı, hatta fanteziye kadar kaçan finansal hizmet uygulamalarındaki çeşitliliği, şube ağı, şube dışı dijital kanallar üzerindeki olağanüstü konsantrasyonu, kamusu, özeli dahil… O bakımdan bakıldığında evet burada bir potansiyel var. Ama bu potansiyeli, hangi rekabette kimin alacağı ayrı bir konudur. O konuda da yerel oyuncularımız hiç kolay değildir."

 

- "Piyasalar açısından en olumsuz senaryo belirsizlik ve öngörülemezlik"

 

Türkiye ve uluslararası piyasalardaki dalgalanmalara dair değerlendirmeler yapan Bali, piyasalar açısından en olumsuz senaryonun belirsizlik ve öngörülemezlik olduğuna dikkati çekerek, "Ondan daha kötü bir senaryo yok" dedi.

Uluslararası konjonktür bakımından ise ABD dolarının değer kazandığı bir türbülansın söz konusu olduğunun altını çizen Bali, 2015 sonbaharından itibaren bir faiz artışının tedrici de olsa başlaması durumunda dış konjonktürün belirli bir hal alacağını ifade etti.

Bali, "Dolayısıyla gerek dış konjonktür ve gerekse seçim sonuçlarının alınacak olmasına bağlı olarak iç konjonktür bakımından 2016’yı daha belirli bir yıl olarak görüyorum. Bunlar, şu anda belirsiz olan konuların hem içerde hem dışarda belirli bir hale geleceği döneme işaret ediyor. Her birimizin farklı görüşleri olabilir, ama belirli hale gelmiş senaryoda işlerimizi yapabilir olacağız. Bu da örneğin yüzde 4 civarında bir büyümeye Türkiye’de 2016 yılında ulaşmaya çok uygun bir senaryo anlamına gelebilir" şeklinde konuştu.

Bali, Türkiye’de haziran seçimleri nedeniyle yılın ilk yarısında ciddi bir şekilde ertelenmiş talep bulunduğunu, ekonomik ve siyasi konjonktür açısından belirsizlikler ortadan kalktığında ertelenmiş talebin aktive olacağını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu, geçmiş dönemlerde sağlanamamış bir potansiyeli, talebi açığa çıkarmak suretiyle onu bir anlamda ikame edici bir büyüme, bir çeyreklik, iki çeyreklik büyüme ivmesi kazanılması sonucunu doğurabilir.  Biz bunu 2008 son çeyreğinden sonra gördük. Görmediğimiz bir şey değil, çünkü Türkiye’nin esnek bir ekonomisi var. Önemli olan belirsizlik faktörlerinden arınacağımız bir döneme giriyor olmamız. Bu dönem kendi içinde ciddi zorluklar barındıracak. Meslek erbaplığı da burada. Oturup çalışacağız, bakacağız, yöneteceğiz."

 

- "Finans sektörünün cazibesinin düşürülmesi, karlılık sorunu olarak görülmemeli"

 

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, sektöre yönelik makroekonomik tedbirlere ilişkin ise ülkelerin enerji, savunma, finans gibi stratejik sektörleri bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Finans niye stratejiktir? Hatırlayınız, 2007-2008’e doğru giden dönemde finans kesimine çok ciddi bir yabancı sermaye geldiği sırada, bu ülkenin bütün aktörleri olarak 'acaba bu bir risk doğurur mu, ekonomik açıdan sıkıntılı bir döneme girildiğinde aşırı artan yabancı payı finans sektöründe ülke açısından orta ve uzun vadeli riskler yaratır mı?' diye tartışmıştık. Finans, bu bakımdan stratejiktir, önemlidir. Makro ihtiyati tedbirlerin dozunun kaçması suretiyle, düzenlemelerle, başka nedenlerle veya cezalarla finans sektörünün cazibesinin düşürülmesi, o sektörde faaliyet gösteren kuruluşların karlılık sorunu olarak görülmemeli. Çünkü daha az kar edip etmemek ya da daha çok kar edip etmemek sorunu olarak değil, finansın stratejik bir sektör olarak fonksiyonunu görüp göremeyeceğine göre bakmamız lazım."

Bu konuda belli, basit aritmetikler bulunduğuna işaret eden Bali, finans sisteminin, elde ettiği karları ortaklarına resmi otoritenin de belirlemiş olduğu kurallar ve politikalar çerçevesinde sınırlı düzeyde dağıttıktan sonra kalan kısmı özsermayesine ekleyip ilave iş yapma kapasitesi yarattığını vurguladı.

Bunu ülkenin hane halkının finansmanından, küçük orta boy işletmelerinden en büyük işletmelerine kurumsal firmalarına ve çok büyük ölçekli yatırımlarına, proje finansmanlarına ayırdığını kaydeden Bali, "Bu sektör elde ettiği karları buharlaştırıyor değil ki… Makro ihtiyati tedbirlerin banka karlılıkları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi bir anonim şirketin karlılık performansıyla sınırlı olamaz. Öyle bir lüks yok. Karları listelerken özkaynakları neden listelemiyoruz? İş Bankası'nın bugün 30 milyar liraya yakın özkaynağı var. Biz bugün bu şubeleri kapatsak, bu Bankamatikleri iptal etsek, İşCep, mobil bankacılıktır hepsini bıraktık, 25 bin insanın istihdamından da vazgeçtik, rantiye olmaya karar verdik. Yüzde 10'dan 3 milyar lira eder kazancımız" diye konuştu.

 

- "Bankacılık da kredi de popülizme gelecek iş değil"

 

Bankaların karlarını açıkladıktan sonra özkaynaklarla mütenasip olarak kıyaslanmaksızın, elde edilen karları mutlak büyüklük olarak sıraya dizip yine ‘karlar şöyle elde ediliyor, böyle elde ediliyor’ dendiğini ifade eden Bali, "Ben bu konuda geçmişte biraz da ironik olarak ‘bu albüm satar, bunun alıcısı hazır, alıcısı hazır olduğu sürece de bu albümü sürekli olarak piyasaya sürebilirsiniz’ demiştim. Ama konu bu değil. Bence bankacılık da kredi de popülizme gelecek iş değil. Biz bu sektörün önemini, özellikle zor koşullarda aldığı fonksiyonları, onları da doğru almasını gözetebiliyor olmalıyız. Buralarda sadece ortaya konulan mevzuat, çerçeve değil, onun dışında olağanüstü öngörülemeyen, sürekli gider yaratan durumlarla yaşıyoruz ve bu bizim mevcut işimizi yapmamızı engelleyecek bir doza ulaşmış durumda" dedi.

Adnan Bali, bugün mevcut yasal çerçeve ile mevzuatın gereklerinin aksine karar alma durumunda olan tüketici hakem heyetleri sorununun çözülemediğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı: 

"Sektör olağanüstü şekilde esasen doğru olmayan tazminler yapmak durumuyla karşı karşıya bırakıldı. Yabancı yatırımcılar da bankacılık sektörünün geleceğine dair piyasa değeri bakımından bu unsurları dikkate almış durumdalar. Bugün borsa endeksindeki genel performanstan çok daha fazla değer kaybetti bankacılık endeksi… Neden oluyor bu? Çünkü yatırımcı açısından artık pek cazip bulunmuyor. Bu, sektör açısından da bu ülke açısından da iyi bir şey değil. Bizim kendimize çeki düzen vermemiz gereken yerlerin olmadığını da kimse söyleyemez. O tedbirleri alma noktasında bugün oyuncuların hiçbirinin farklı bir iradesi olduğu kanaatinde de değilim."

(Bitti)

 


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.