’25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Ve Dayanışma Günü’

Eskişehir Barosu Kadın Hukuku Komisyonu üyeleri, ’25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ münasebetiyle basın açıklaması düzenledi.Komisyon üyeleri adına hazırlanan açıklamayı okuyan Nilseli...

’25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Ve Dayanışma Günü’

banner390
Eskişehir Barosu Kadın Hukuku Komisyonu üyeleri, ’25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ münasebetiyle basın açıklaması düzenledi.

Komisyon üyeleri adına hazırlanan açıklamayı okuyan Nilseli Baran Sertkaya, Türkiye’nin kadına yönelik şiddet konusunda karnesinin zayıf olduğunu söyledi. Ailenin Korunması ve Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair çıkarılan kanunun yerine getirilmediğini ileri süren Sertkaya, “Kadına yönelik şiddet azalmadı. Cinayetler hız kesmeden devam ediyor. Basın ve ana haber bültenlerinde kadın cinayetleri haberlerinin veriliş şekli kadına yönelik şiddeti olağanlaştırıyor. Kadına yönelik şiddet fiillerinin yargılandığı davalarda şiddet uygulayanlara aileyi korumak adına haksız tahrik indirimleri uygulanmaktadır. Aynı davaların görüldüğü mahkeme heyetleri şiddet mağdurlarına koruma kararları vermekte isteksiz davranmakta; buna rağmen verilmiş koruma kararları ise uygulanmamaktadır. Kısaca ülkenin kadınları yine yok sayılmakta ve yine kadınların hakları görülmemektedir" diye ifade etti.

40 yılı aşkın süredir devam eden, kadının insan hakları mücadelesinde elde edilen haklarının, tek tek siyasi irade tarafından yok edildiği savunan Sertkaya, açıklamasına şöyle devam etti:

"Kürtaj yasakları, sezaryen uygulamalarına getirilen sınırlamalar, tecavüz mağduru hamile kadınlara neredeyse doğum yapmaya zorlayan düzenlemeler kadınları yok sayan yeni saldırı biçimleridir. Kadınlara sadece doğurganlık ve annelik rollerini bahşeden kurulu sistem; kentsel dönüşüm planları ile kadınları merkezlerden ve sosyal yaşamdan uzaklaştırıp eve hapsetmeyi amaçlamaktadır. Evlilik teşvik kredilerinin yaygınlaşması, lisede okuyan kız öğrencilere evlenme izninin tanınması, üç değil beş çocuk yapma çağrıları kadınları tek bir statüye, doğurgan bir canlıya indirgemektedir. Oysa annelik ve eş olma dışında mesleki, sosyal, siyasi ve kültürel kimliklere sahip olan kadınların bu yöndeki mücadelesi ciddi bir siyasi ve hukuki engellemeyle karşı karşıyadır."


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.