Mardin’de Çözüm Süreci Ve Önerileri Paneli

Mardin’de Kadim Akademi ile Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Mardin Şubesi tarafından “Barış Konuşmaları, Çözüm Önerileri” paneli düzenledi.Çözüm sürecine yönelik görüş ve önerilerin masaya yatırıldığı...

Mardin’de Çözüm Süreci Ve Önerileri Paneli

banner390
Mardin’de Kadim Akademi ile Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Mardin Şubesi tarafından “Barış Konuşmaları, Çözüm Önerileri” paneli düzenledi.

Çözüm sürecine yönelik görüş ve önerilerin masaya yatırıldığı panele HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Mehmet Yavuz, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, yazar Orhan Miroğlu, akademisyenler, STK temsilcileri ve bazı davetliler katıldı. Panelin açılışında konuşan Kadim Akademi Başkanı Doç. Dr. İbrahim Özçoşar, “Toplumun bütün katmanlarında barış sürecine katkı sunulacak zeminlerin hazırlanması ve herkesin bir şekilde bu sürece tayin edilmesi gerekiyor. Süreç sadece siyasi aktörlerin politik zeminleri yürütebileceği bir süreç değildir. Açıkçası siyasetin doğasında ki kayganlık hem Türk hem Kürt siyasetinin abartılı bir pragmatist yapıya sahip olması barış sürecinin sonuca ulaşmasında ki en önemli engellerden biri olarak duruyor önümüzde. Sürece katkı sunacak taraflar yerine süreci sürünceme de bırakan taraflar oluşmuş durumdadır. Ve gelinen noktada etrafında oturup makul ve mantıklı konuşulacak bir barış masasından çok ne zaman devrildi ha devrildi ha devrilecek denilen bir barış masasından bahsediyoruz. Bu masanın devrileceğine dair kuruntu aslında süreç başladığından beri büyük bir büyük umutların yanında tedirginliklerle birlikte yürüyordu. Ancak 6-8 Ekim olayları bu çok daha büyük bir korkuya dönüştürdüğü gibi aynı zamanda toplumsal anlamda rehabilite edilmemiz gerektiği gibisinden ilginç ve ilginç olduğu kadarda önemli bir sonuç ortaya çıkardı. Bu olaylar hemen yanı başımızdaki Irak ve Suriye’de yaşanan şiddet ile birlikte değerlendirildiğinde barışın ne kadar acil bir ihtiyaç olduğu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. Aslında birbirimizi öldürebilme potansiyelimizi son yüz yılda birkaç kez tecrübe ettik. Bir tarihçi olarak son 100 yılda yaşanan olaylarda bilimsel ve akademik anlamda olmasa da kendi dünyamda hep boşluklar ve şüpheler yaşadım. Çok açık örnekler üzerinden gitmek gerekirse Ermeni olaylarında hep şüpheler vardı” diye konuştu.

“ÇÖZÜM SÜRECİNİN DEVAMI HER ŞEYDEN ÖNEMLİDİR”

MÜSİAD Mardin Şubesi Başkanı Mehmet Ali Dündar ise, “Çözüm sürecinin bir sürü bileşeni var. Bu bileşenlerin en önemlisi de Kürt sorunu. Kürt sorununun çözümü için en önemli çatısının olduğunu düşünüyoruz. Şöyle ki Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşanan sıkıntıların en büyüğü bize göre Kürt sorunudur ve bu sorunun çözümü de Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilerlemesi açısından 21. yüzyılın entegrasyonu açısından önemli bir katkı sunacaktır. Bugün ülkemizde yaşanan çözüm ve barış ikliminin devamı için neler yapılabilir. Bunun provokasyonlardan arındırılması için nasıl tedbirler alınır. Ancak bizim burada şunu net olarak ortaya koymamız lazım. Çözüm süreci bize göre konjonktürel bir süreç değildir. Çözüm sürecinin sürekliliği ve devamı her şeyden önemlidir. Mutlaka bu süreçte aksaklıklar, provokasyonlar olacaktır. Ancak biz Türkiye’de yaşayan haklar olarak ve hatta Türkiye dışında yaşayan ve Türkiye’yle bağlantılı özellikler Kürtler ve Türklerin etkisiyle bu sürecin bu kesintilerden çok az zarar görmesi için çalışmalar yapmamız gerekir diye düşünüyorum. Çünkü konjonktürel olmaması konusunu ben şu açıdan dile getirdim. Konjonktürel değildir diyoruz ancak yanı başımızda cereyan eden her türlü olaydan bu süreç etkilenmektedir” dedi.

“VANDALİZM’İN AŞIRI ÖLÇÜCÜSÜNÜ İLK DEFA GÖRDÜK”

Kobani bahane edilerek yapılan eylemlere değinen Dündar sözlerini şöyle sürdürdü:

“6-8 Ekim diye nitelendirdiğimiz o dönemki eylemlerde çözüm sürecine yönelik bir saldırı gibi algılanması ve bazı kamuoyunun bir kesiminde bu sürecin bir sonucu olarak olayların ortaya çıkması algısının ortaya çıkması bu süreci biraz daha zayıflatmış gibi göründü. Kobani eylemlerinde bizim yaşadığımız iklim bize hiç yakışmayan bizleri bazı noktalarda umutsuzluğa iten bir olaylar zinciri olarak yaşandı. Şöyle ki bu bölgede buradaki halkın birbirine bu şekilde zulüm etme noktasında getirilmesinin nedeni ve gerekçesini bir türlü algılamakta zorluk çektik. Bölge halkından ilk defa vandalizmin bu şekil aşırı bir ölçücüsünü gördük. Bu bölgede ilk defa bu halkın birbirine hiçbir gerekçe göstermeden zarar verme eğilime oturtulduğunu ilk defa yağmayı, talanı ve hırsızlığı gördük. Bizim batı kamuoyuna anlatmakta zorlandığımız noktalardan biride bu. Can kayıplarımızı biz sürekli yaşadık ki inşallah bu süreç bunlarında sonunu getirecektir. Ancak bizlerin işyerlerini yağmalayıp pazarlarda satma noktasında gelmemize sebep olanların şiddetli bir şekilde kınaması gerektiğini düşünüyorum. Sokak eylemlerinin demokratik temelde yapılacağına hiç kimsenin karşı çıkacağını inanmıyoruz. Herkes mutlaka buna saygı gösterecektir. Ancak sokak eylemlerini başlatan insanlarında sokağa çıkardığı insanlarında yaptıklarından sorumlu olduklarına inanıyoruz. Her ne kadar provokatörlerin bu işe bulaştığı ve ya başka nedenlerin buna neden olduğunu dile getirse de. Biz bu işi fitilleyen insanları sokağa, meydana çıkaran insanları sorumluluklarınızda kabul etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Buradan şu noktaya geliyoruz. Bu süreçte samimiyetin ne kadar önemli olduğunu görmemiz gerekiyor. Mutlaka sürecin devamında yönelik bir çizgi çizmelerini istiyoruz. İç siyasetlerini mutlaka yapacaklardır. Kendi kamuoyuna mesaj vereceklerdir biz buna karşı değiliz. Sivil toplum olarak bizler sürecin şov tarafı dışında gerçekten yaptıkları icraatlar dışında gerçekten yaptıkları arasında samimi bir çizgi ve ortam yaratmalarını istiyoruz.”

Panelin ilk oturumunda HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Mehmet Yavuz, emperyalistlerin genelde İslam coğrafyasını özel ise Kürdistan coğrafyasını 4 parçaya ayırdığını belirterek, “Özelikle Türkiye Kürdistanı’nda Kürt halkının tüm İslami ve insani hakları elinden alınmıştır.” dedi.

Geçmişten bu güne kadar hiçbir şeyin değişmediğini ifade eden Yavuz, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde birkaç kelime Kürtçe konuşulduğu zaman ‘Sayın Milletvekili Kürtçe konuştu’ diye tutanaklara geçiyor mu? Hayır. Peki, nasıl geçiyor; ‘Anlaşılmayan bir dil.’ Tahkir edercesine, reddedercesine… Peki devlet bugün neyi çözmeyi çalışıyor? Devlet, kendisine benzetmeye çalıştığı Kürtlerin sorunlarını çözmeye çalışıyor” diye konuştu.

“DEVLET, DEVŞİRDİĞİ EVLATLARIYLA GÖRÜŞÜYOR”

Kürtleri İslam’dan uzaklaştırılmak ve sisteme entegre etmek için projelerin ortaya konulduğunu ve bu projeye uygun isim olarak Yalçın Küçük’ün keşfedildiğini dile getiren Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Uygulanan projeler kapsamında Kürt solu ortaya çıktı ve öyle bir hale gelmediydi ki Kürt muhalefeti denilince akla Şeyh Said’i reddeden ve Mustafa Kemal’i kutsayan bir anlayış egemen olmalıydı. Bu solcu gençler ortaya çıkacak ve Kürt toplumu nezdinde saygın hale getirilecekti. Bu solcu Kürt gençleri Sarık kontrolü yapacak ve sarıkları halkın gözü önünde yakacak, Arapça kitap bulunduranlar milletin gözü önünde cezalandıracaktı. Sarıkları yasaklayan devlete karşı çıkanların torunları sarıkları bizzat kendisi yakacak ve sırf sarıklı, sakallı olduğu için onları katledeceklerdi. Yine öyle bir nesil yetiştireceklerdi ki kılık kıyafet devrimi adı altında çağ dışı görünen, savaş açılan, el uzatılan tesettür ve çarşaf karşısında kinlenen ninelerin torunları çarşafa zincir vuracaklardı. Bizde bu proje başarıya ulaşan bir projedir. Bütün ısrarlara rağmen, bütün itirazlara rağmen her türkü toplumsal tepkiye rağmen devletin PKK’yı ısrarla ve özellikle tek muhatap olarak kabul etmesindeki nedeni budur. Devlet, devşirdiği evlatlarıyla görüşüyor. Dolayısıyla PKK dışındaki aşiretlerin, cemaatlerin, cemiyetlerin çözüm masasında oturamamanın ana nedeni budur. Hükümet, ‘Bu bir devlet projesidir.’ diyor. Bunun PKK’da, Öcalan’da söylüyor. Çözüm sürecinde meydana gelen aksaklıkları ısrarla AK Parti’nin hanesine yazıyorlar, ama devlete toz kondurmuyorlar.”

“HÜDA PAR, ALLAH’A KARŞI EĞDİKLERİ BOYUNLARINI HİÇ KİMSEYE EĞMEYECEK”

“Bu kumpası deşifre etmenin bir bedeli olacaktı” diyen Yavuz, 6-8 Ekim olaylarına değindi. Yavuz, “16 yaşında kurban eti dağıtan, erdemli ve faziletli bir nesil inşa etmeye çalışan HÜDA PAR’lı gençlerin barbarca, vahşice katledilmesinin nedeni budur. HÜDA PAR camiası, Allah’a karşı eğdikleri boyunlarını başka hiç kimseye eğmemiştir, eğmeyecek. Halkın bağrınca çıkan, halkın hizmetinde olan, halkının gerçek temsilcisi olan, Kemalizm’i reddeden HÜDA PAR’ın halkının tarihteki misyonuna, kültürüne, tarihsel duruşuna uygun bir anlayış ortaya koyarak bu bedeli ödemeye edecektir” dedi.

“GEÇMİŞTE DE BU TÜR OLAYLAR YAŞANDI”

Diyarbakır Milletvekilli Altan Tan da 6 ve 7 Ekim olaylarına birçok atıfların yapıldığını ve geçmişte de bu tür olayların yaşandığını savunarak, bu işlerin daha soğukkanlılıkla daha objektif, geçmişteki yanlışlardan ders çıkarma üslubu ile tartışılması gerektiğini belirtti. Türkiye ve Ortadoğu’da sorunun 19. ve 20. yüzyıldaki paradigma ile çözülemeyeceğini ifade eden Tan, “Bunu Türkiye devleti de çözemez o formatlarda. AK Parti de çözemez. PKK da çözemez. Herkes diyor biz kalmayacağız fakat fiiliyat orada patinaj yapıyor" dedi.

Çözüm sürecinde her kesimin eleştirildiğini, özellikle İslami kökenden gelen AK Parti’nin yeni bir paradigmaya geçemediğini, kapısına kadar geldiğini ve ötesine gidemediğini savunan Tan, “Bu coğrafyada yeni bir paradigmaya İhtiyaç var. Buna da Allah büyük bir fırsat verdi. Türkiye’de bu işte en fazla zarar gören arkadaşlarımız iktidara geldiler. Hadi işte buyurun diyoruz. Orda işte patinaj var. Cemevi açamıyor. Kürtçe seçmeli ders geldi. Şu anda 3 çocuğuma Diyarbakır milletvekili olarak Kürtçe seçmeli dersi aldırtamadım. Bin 500 Kürtçe öğretmeninden 18’i atandı. Kürt kasaba şehir isimlerini niye değiştirmiyorsun. Hasta tutuklular var. Rapor Alamıyor. Hükümet sürekli bu işi oyalıyor. PKK ’da Kürt sorunundan ziyade yönelebileceği bir alan istiyor. İşte Kürt sorunu tam ikisinin ortasında... Kürt sorunu bu iki tavrın ortasında” şeklinde konuştu.

İmralı ile görüşülerek silahların susulmasının istendiğini savunan Tan, “Senin şimdi seçim barajını indirmen için İmralı kandil ile görüşmene gerek var mı. Bu illerin isimlerini değiştirmek için İmralı ile görüşmeye gerek var mı? Kürtçe anadilde eğitim hakkı için İmralı ile görüşmeye gerek var mı? Yani PKK dağdan inmezse Kürtçe anadilde eğitim olmayacak mı? Cem Evleri açılmayacak mı?” diye sordu.

Panelde ayrıca, İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ferhat Kentel ve Mazlumder Diyarbakır Şube Başkan Yardımcısı Sosyolog Seher Akçınar da birer konuşma yaptı.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.