SAADET PARTİSİ KADIN KOLLARINDAN ÖZGE CAN İÇİN BASIN AÇIKLAMASI

Saadet Partisi Karaman Kadın Kolları Divanı gerçekleşti. SP Genel Merkez Kadın Kolları Sekreteri Şeyma Kılınç Uzun’un iştirak ettiği divanda Mersin’de katledilen Özge Can Aslan cinayeti hakkında basın açıklaması yaptı.

SAADET PARTİSİ KADIN KOLLARINDAN ÖZGE CAN İÇİN BASIN AÇIKLAMASI

banner390
 Basın açıklamasından önce kısa bir değerlendirme yapan Şeyma K. Uzun, İstanbul başta olmak üzere Hanımlar için Pembe Metrobüs taleblerinde bulunduklarını ifade ederek;  “Bu ve benzeri olayların gerçekleşmesini önlemek için mümkün olduğu kadar Pembe Araçlar faaliyete geçirilmelidir” dedi.
Şeyma K. Uzun, “ Mersin'de katledilen Üniversite Öğrencisi Özgecan Aslan'ın başına gelenlerin asıl nedeninin Türkiye'de idam cezasının olmaması ve de zinanın serbest olmasıdır. Aslında sistem yanlış işlemekte bu da canilerin doğmasına neden olmaktadır. Öyle bir adalet kurulmalı ki suça maruz kalan için adaletin yerini bulacağı; suçu olmayanın da aklanacağı bir sistem olmalıdır” dedi.

Şeyma Kılınç Uzun konuşmasına şunlarıda ekledi;

“Saadet Partisi İl Kadın Kolları olarak biricik ve kıymetli yavrumuz Özgecan Aslan’ın  feci şekilde öldürülmesini tel’in ediyoruz. Zulmedilerek yakılarak öldürülen yavrumuzun makamı yüce olsun. Peygamberimizin sözleri ile umuyoruz ki makamı şehitler derecesidir. Acılı ailesine sözlerimizin başında sabırlar temenni ediyor ve bütün Türkiye’ye başsağlığı diliyoruz. Özgecan evladımızın son kurban olmasını ve bir daha böyle acı olayların yaşanmaması için herkesi göreve davet ediyoruz.Kars’ta Mert’imizin başına gelenlerin üzerinden daha bir yıl geçmeden Özgecan ile yaşadığımız bu acı toplum olarak nereye gittiğimiz ve neye dönüştüğümüz sorularını akıllarımıza getirmeli ve bu durum idarecilerimizi derin bir düşünceye ve mevcut durumla bir an önce yüzleşmeye sevketmelidir.Yaşananların hayatın içinden günlük olaylarmış gibi, her yerde olabilirmiş gibi bir hafiflik ile ele alınıp, ah vah edilip üstünden geçilip gidilmesi kabul edilemez.Ülkemizde maalesef uyuşturucu bağımlılığındaki artış ve kullanma yaşının 10’a inmesi, toplumsal şiddet yönelimi artışı, aile kurumundaki dejenerasyon  (-ki 2004’de 91 bin 22 olan boşanan çift sayısı 2014’e gelindiğinde %38 rekor artışla maalesef 125 bin 305 oldu-), kadın cinayetlerindeki artış (2002’de 66 kadın cinayeti kurbanı varken, 2014’de 240’a yükselmiştir) kaygı verici boyutlardadır.Ülkemizde ceza evleri dolup taşmakta, Hükümetin tam kapasite ile kullandığı hatta kapasiteyi zorladığı tek kurum ceza infaz kurumlarımız. Yeni açılanları ile birlikte 355 ceza infaz kurumumuzun toplam kapasitesi 163 bin 129 kişi, kurumlarda bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı 159 bin 396’dır. Bu istatistiklerin çok hızlı şekilde artışını toplumun tüm kesimleri, ülkemizin bütün bölgeleri, üstü örtülemez bir şekilde en acı tablolarla yaşar hale geldi. Gün geçmiyor ki kaçırılan bir çocuk, uyuşturucu batağında sokaklarda ölen bir genç, tecavüze uğrayan bir mağdur haberi duymayalım. Bütün bunların sadece ülkemizde olmadığını biliyoruz. Evet, biliyoruz tüm dünyada trajik bir buhranın yaşandığını.  Parçası olmak için çırpındığımız bu modern dünyada yılda 1,5 milyon çocuğun fuhuş pazarının “malı” yapıldığını, Fransa’da yılda 25 bin kadının tecavüze uğradığını, ABD’ de 15 saniyede bir kadının erkek arkadaşı ya da eşi tarafından dövüldüğünü. Ve evet biliyoruz dünyada uyuşturucu ticaretinin 700 milyar dolarla dünya ticaretinin yaklaşık 3 te 4 ü nü oluşturduğunu. AB ülkelerinin ilk doğum yaşının 11ila13 lere indiğini, ruhsal nörolojik bozukluların sağlık sorunlarının ilk sırasında olduğunu.Ve yine biliyoruz ki insanlığın yaşadığı buhran kendiliğinden meydana gelmiyor. Sistemli şekilde bütün dünyaya hazcı(hedonist), bencil, tek başına, hedefsiz, varlığının manası sadece tüketim nesnesi olmaktan öteye götürülmeyen, kapitalizm tarafından dayatılan insan modeli, modern dünyada ruhunu ve onun ihtiyaçlarını görmezden gelmeye çalışarak var olma çilesi çekiyor. Bu çıkmazda kendine yol arayan insanlığa hiçbir insani sistem yardım edemiyor. Dünya üniversitelerinde sosyoloji, siyasal bilgiler kürsülerinde yapılan yeni çalışmalar da gösteriyor ki, insan kaynaklı sistemler çok iyi niyetlerle yola çıksa da kısa zamanda bir sömürü aracına dönüşmekte ve insanın birbirine yaptığı zulmün ağırlaşmasından başka bir işe yaramamakta.Çöken değerler sisteminin altında kalan batı kendi sistemini acımasızca eleştirirken maalesef bütün dünyaya umut ve çıkış sunacak bir medeniyetin mensupları olarak çürümüş sistemlere eklenmek gibi beyhude bir çabanın içine giriyoruz. Bir yandan “dindar nesil” yetiştirme iddiasını dillendirirken diğer yandan’’ kastettiği’’ din ile taban tabana zıt değerlere sahip AB için olmadık adımlar atmamız her şeyimizi borçlu olduğumuz medeniyet değerlerimizi imha edecek çalışmaların en hızlı şekilde ilerlemesine sebep oluyor.

Çocuklarımıza dört başı mamur bir İslam İtikadı vermekten dahi aciz, halihazırda AB kriterleri çerçevesinde düzenlemiş müfredatlara sahip din kültürü dersleri ile dindar nesil yetiştirmeye kalkan AK Parti hükümetinin karşı karşıya kaldığı tablo söze gerek bırakmayacak kadar ortadadır.Önce Ahlak ve Maneviyat bayrağını en önde tutan Saadet Partisi olarak bizler Merhum liderimiz Necmettin Erbakan’ın ifade ettiği gibi bir milletin asıl gücünün; topu, tüfeği yahut tankı değil imanlı ve inançlı nesilleri olduğunu biliyoruz.  Büyük buhranların içinde kıvranan küresel dünyaya, uyum sağlamak amacı ile değil, bu dünyaya alternatif sunmak amacı ile medeniyetimizin öncülerini yetiştirmek zorundayız.Özgecan gibi nice evlatlarımız, gençlerimiz tehdit altındadır. Bu acı olayda bile ayrışan bir toplum haline dönüşmüş durumdayız. Bu acı olayı bile istismar edenleri görüyoruz. Kimileri kendi iktidarları zarar görür endişesi ile ABD’de tecavüz olaylarının yaşandığını söylüyor ve olayın vahametini küçültmeye çalışıyor. Kimileri ise salt siyasi pozisyonları güç kazansın diyerek acı üzerinden söylem ortaya koyuyor. Biz Saadet partililer olarak ayrışmayı değil, yüreklerin bir attığı bir Türkiye hedefine yürüyoruz. Yüreklerimiz bir olursa her türlü toplumsal sorunu daha iyi anlar ve müdahale edebiliriz.İdam cezası AB uyum yasaları çerçevesinde kaldırılmıştı. Bizler idam cezasının yeniden uygulamaya konması için “idam geri gelsin” imza kampanyası ile onbinlerce  imza toplayarak ilgilileri en etkili şekilde uyardığımızı ve bu uyarımızın ne kadar haklı olduğunu tekrar hatırlatıyoruz. İstenince bir gecede çıkan kanunlar gibi vakit kaybetmeden idamın acilen yasalarımıza konmasını, üç gündür kanayan bütün vicdanlar adına istiyoruz.Tekrar feci şekilde öldürülen yavrumuza rahmet tüm ailesine ve ülkemize başsağlığı diliyoruz.”dedi.

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.