Karaman'ın Şehir Olma Günü Gelmedi mi?

Şehirde yaşamanın bir bedeli vardır. Bir takım da olmazsa olmaz koşulları.


Anadolu insanı olarak geleneksel bir yaşam tarzımız vardı. İneğimiz, danamız, tavuğumuz ve kazımızla köylere özgü bir yaşam tarzı sürdürdük geldik. 

Daha sonra sosyal şartların zorlaması ile şehirlere taşındık. Ama köyümüzde ne varsa birlikte aldık geldik. İki göz bir aralık evimiz, yanında mutlaka bir ahırımız ve kümesimiz de oldu. Kerpiç ve ahşap karışımı evimizin avlusunda traktörümüz, çiftçilik ekipmanlarımız ve çalı çırpı yığınlarımızla köydeki yaşantımızı devam ettirme mücadelesi verdik. 60 lı yılların ilk yarısından bu güne kadar Karaman mahallelerini bir hatırladığımızda bu manzaralar siyah beyaz kareler olarak hafızalarımızda.
Hızlı bir şehirleşmenin başladığı 70-80 li yıllarda ise arabesk bir imar çıktı ortaya. Kat karşılığı dediğimiz uygulama, şehircilik anlayışı ve teknik bilgiden yoksun pek çok müteahhit türetti. Amaçları nasıl olursa olsun üretmek ve para kazanmaktı. Toprak binalardan bir an önce kurtulmak isteyen vatandaşlara cazip tekliflerle çok katlı betonarme barakalar ürettiler. Gurbetçiler başta olmak üzere de peynir ekmek gibi bu binaları halka sattılar. 
Bizler de yine o çok katlı betonarme barakalarda köyden gelen alışkanlıklarımızı sürdürmeye devam ettik.
İkametgah anlayışımız ticari anlayışa da yansıdı. Tahtalarla bölünmüş işyerleri, hurda profil ve saçlardan oluşturulmuş mağazalarımız oldu. 
Tüm bunlara yön verecek, yol açacak başlıca kurum da belediye idi. 
Şehirde yaşamanın bir bedeli var. Şehrin genel yapısına uymak için kişisel olarak bir bedel ödemek gerekiyorsa bunu da ödemeliyiz. Biz genel görünüme uymazsak, uydurma görevi belediyeye geçer. Geçmiş yönetimler bir hata olarak bu yaptırımı uygulamadılar. Ama bu gün Belediye görevini yapıyor.
12 Eylül Demokrasi engelinden önce Özcan Genç tarihin en köklü reformlarını yaparak Karaman’a şehir görünümü kazandıran ana arterleri oluşturdu ve ilk imar planını günün şartlarına göre hazırladı. 
Ömrü vefa etmeyen rahmetli Hasan Özkaymak fikirlerini olgunlaştıramadan aramızdan ayrıldı. Bir dönem Yaşar Evcen mücadele verdi. Tüm iyi niyetine ve liyakatine rağmen esas mücadeleyi kendi partisi içinden çevresindeki arkadaşlarına karşı verdi. Sonra gölgesi ile bile kavgalı ve sabah evinden çıkarken bu gün kimin kalbini kırayım diye hedef koyan Gülcan dönemi yaşandı. Kayıp ve karanlık bir dönem olarak tarihe not düşüldü. Kantürk dönemi yeni bir siyasi oluşumun tekamülü ve belediye kadrolarının siyasi yapıdan arındırılması mücadelesi ile geçti. Şehircilik adına güzel gelişmeler oldu ama yeterli değildi elbette.
Günümüzde Kamil Uğurlu önce imar planını masaya yatırdı. Çevresine, hatırını kullanarak Karaman ve Yurt genelinden liyakatli bir ekip oluşturma harekâtına girişti. Konu ile ilgili kim varsa fikirlerine müracaat etti. Sordu, soruşturdu, bilgilendirdi.
Projeler önce taslak olarak ortaya konuldu. Tartışmaya açıldı. Olgunlaştı. Planlandı. Bir kısmı uygulandı. Bir kısmı uygulanıyor. Bir kısmı da siyasi, ekonomik, sosyal, hukuki ve bürokratik engelleri geçmeyi bekliyor. Bunları aşmak öyle kolay şey değil. Kalburla su taşırsınız ama bunları aşmak ayrı bir maharet ister. 
İşin en güzel tarafı da Ankara’da sonsuz bir krediye sahip olan Karaman ve Başkan Uğurlu yakın çalışma arkadaşları ile bu krediyi iyi kullanma başarısını gösteriyor. 
Şehrin en merkezi yerinde yarım asır öncesinin yapıları, o günden bu güne hiçbir tadilat görmeden bir utanç abidesi gibi durmakta. Pek çoğu metruk ve çirkin görünümün yanında tehlike de arz ediyor. Bu güne kadar kimse hiçbir girişimde bulunmadı. 
Şehir merkezi ticari alan olarak daraldı, bunaldı kimse aldırış etmedi. İmara açılan alanlarda bir başıboşluk hâkimdi kimse sahip çıkmadı. Konut, işyeri, dinlenme alanları, yeşil alan, eğitim alanları, tarihi yapıların yeniden kazanılması gibi konularda gözler hep Ankara’da oldu. Yerelde bir çaba sarf edilmedi.
Şimdi bunlar bir bir ele alınıyor ve yarından-gelecek yüz yıla, toplumun yararlanacağı ciddi adımlar atılıyor.
Bir de siyasi, hukuki, ekonomik, bürokratik, hasetlik, sosyal, fısıltı gazetesi, küçük maddi çıkar kaygıları, benim dediğim olacak, o yapmasında bir gün ben yapayım engelleri olmasa.
Karamanı seviyorum diyenler eğer kuru sıkı atmıyorlarsa bu engellerin kaldırılması için bir kazma dahi olsun vursalar. 
 Gün bu gündür…