KMÜ Edb. Fak. Öğr. Üyesi ve Sos. Bil. Ens. Müd. Doç. Dr. İdris Nebi UYSAL
 

Karamangündem ekibi olarak bir gelenek hâline getirdiğimiz söyleşilerin bu ayki konuğu Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. İdris Nebi UYSAL. Hocamızla Karaman, Yunus Emre ve Türkçe konuları üzerine bir görüşme yaptık. 

Cahit SUCİ: Hocam, söyleşiye sizi tanıyarak başlayalım. Biraz da özele inerek İdris Nebi UYSAL kimdir? Bize kısaca anlatır mısınız?
İdris Nebi UYSAL: Öncelikle bana bu imkânı verdiğiniz için size, şahsınızda Karamangündem ailesine çok teşekkür ediyorum.Yerel basında ve internet medyacılığında önemli bir yeri olan Karamangündem yöneticilerini ve çalışanlarını tebrik ediyor, işlerinde kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
1978 yılında Karaman’da doğdum. Öğrencilik yıllarımın ilk ve orta kademesi bu şehirde geçti. Liseyi Konya’da, üniversiteyi Denizli’de tamamladım. Lisansüstü tahsilimi de aynı yerde, Pamukkale Üniversitesinde yaptım. Doktora programını bitirdikten sonra Karaman’da öğretim üyesi olarak göreve başladım. 3 Nisan 2015 tarihinde Ege Üniversitesinde girdiğim sınavı kazanarak doçent oldum. Hâlen Üniversitemizin Edebiyat Fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Aynı zamanda Sosyal Bilimler Enstitüsünün müdürüyüm. Üniversiteye ilk adımı attığım gün, çocuk yaşlardan beri hayalini kurduğum akademisyen olma kararımı kesinleştirdim. Sevdiğim işi yapıyorum. Allah sağlık ve imkân verdikçe okumayı, yazmayı, araştırmayı, Karaman için çalışmayı sürdüreceğim.
Mademki sordunuz, biraz özel konulara da temas edebilirim. 1996 yılında üniversite öğrencisi olarak gittiğim Denizli’den, orada iş güç sahibi olduktan sonra, bir gün doğup büyüdüğüm şehre akademisyen sıfatıyla döneceğimi hiç hayal bile etmezdim. Nitekim doktora programının bitmesiyle Denizli’ye komşu şehirlerdeki bazı üniversitelerden çalışma teklifi de almıştım. Ama o günlerde Karaman’da bir üniversitenin kurulmuş olması, dikkatlerimi buraya yöneltti. Yunus Emre ve Türkçe hassasiyetinin üst düzeyde olduğu bir kentte nitelikli bir Türk Dili ve Edebiyatı bölümünün teşekkül edeceğini düşünmüştüm. Allah’a hamdolsun, Rektörümüz Sabri Gökmen ve Kurucu Dekanımız Turan Karataş hocalarımızın gayretleriyle belli bir çizgiyi yakalamış, uyumlu, nitelikli bir kadro şekillendi. Tabii ki alacağımız çok mesafe var ama geldiğimiz nokta itibariyle iyi bir durumda olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim.


Cahit SUCİ: Hocam, isterseniz üniversite konusuyla devam edelim. Birkaç ay önce yeni bir göreve başladınız. Enstitü müdürü olarak kurumla ilgili neler planlıyorsunuz? 
İdris Nebi UYSAL: Bildiğiniz üzere enstitüler, üniversitelerde lisansüstü programların yürütüldüğü akademik birimlerdir. Bu kurumlar âdeta üniversitelerin AR-GE merkezleridir. Bu bağlamda enstitülerin bir üniversitenin vitrini olduğunu düşünüyorum. Bugün ülkemizin her vilayetinde üniversiteler, onlara bağlı çeşitli fakülte ve yüksekokullar açılmış durumda. Hür düşüncenin ve yeniliğin merkezi, gelişimin öncüsü olan üniversitelerin her şehirde filizlenmesiyle insanımızın sanat, bilim ve teknolojinin sunduğu imkânlara kolayca ulaşabildiğini görüyoruz. Şehirlerimizdeki kalkınma hamlesinin ivme kazandığına şahit oluyoruz. Önümüzdeki süreçte üniversitelerin özellikle yerel değerleriyle öne çıkacağını, taşradaki her üniversitenin kendi marka değerleriyle ayakta kalacağını ve anılacağını düşünüyorum.İşte enstitüler ve araştırma merkezleri; yerel motiflerin incelenmesi, onların tanıtılması ve pazarlanması için en uygun ortamlardır. Enstitü bünyesinde yeni ana bilim dallarının açılmasıyla Karaman’ın kendine özgü değerlerini ortaya çıkaran çalışmaların artacağını ümit ediyorum. 
2015-2016 eğitim-öğretim yılından itibaren her ay düzenli olarak enstitümüzün öncülüğünde Sosyal Bilimler Söyleşileri düzenlemek istiyoruz. Yalnızca dil, edebiyat, tarih alanlarında değil; yerel yönetimler, iç-dış güvenlik, ticaret, hukuk gibi toplumu ilgilendiren her konuda uzman kişileri, akademisyenleri, işadamlarını ve sanatçıları buraya davet ederek çeşitli etkinlikler tertip etme düşüncesindeyiz. Üzerinde çalıştığımız bir başka konu da elektronik ortamda yayın yapan hakemli bir dergi çıkarmak. Uygulamak istediğimiz birkaç proje daha var. İnşallah onları da yeni dönemle birlikte hayata geçirmeyi arzu ediyoruz.

Cahit SUCİ:  Hocam, gençlik Allah’ın bir lütfu.Ülkemizin genç bir nüfusa sahip olması ise ayrı bir güzellik. Ancak bugün gençlerimiz şiddetin, şehvetin ve birçok kötü alışkanlığın pençesi altında. Tabii bu, biraz da onlara alternatif sunulamayışından kaynaklanıyor. Gençlere yönelik neler yapılabilir? Onları bu kıskaçtan nasıl kurtarabiliriz? Yetkililere, anne-babaya ve gençlere neler söylemek istersiniz?
İdris Nebi UYSAL: Benim de çok önem verdiğim bir meseleyi gündeme getirdiğiniz için size çok teşekkür ederim. Çeşitli platformlarda sürekli dile getirilen bir husustur genç nüfusa sahip olmak. Ülkemiz adına bir gurur vesilesidir aynı zamanda. Ancak bu dinamik ve geniş kitleyi yeterince besleyemediğiniz takdirde birçok problemle karşılaşılacağı da unutulmamalı. Sorunların temelinde kitaptan, tarihten, sanattan, millî ve manevi değerlerden uzak kalmak yatıyor. Bir de bizi biz yapan değerler eğitiminin ailede başlaması gerekiyor. Çocuk insanlığı, kardeşliği, dürüstlüğü, güzel ahlakı ilk olarak ailede öğreniyor. Çocuklar, çalışan annelerin çokluğu nedeniyle eğitimin en önemli devresi olan 0-6 yaş arasını bakıcıların elinde geçiriyor. Bu noktanın dikkatle irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. 
Genç beyinleri edebiyat, bilim, sanat ve sporla buluşturmak, birçok olumsuzluğun önüne geçecektir. Bunun için şehrin merkezî alanlarında güncel yayınların bulunduğu, çay ikramının yapıldığı zengin kütüphaneler, sohbet meclisleri oluşturulabilir. Mesela Piri Reis Kültür Merkezindeki kütüphane Hatuniye Medresesi’ne veya uygun bir yere taşınabilir. Bu kütüphaneyi kullanan birisi olarak buranın şehre uzak kaldığı kanaatindeyim. Genç kesimi hüsnühat, ebru, resim gibi sanatsal faaliyetlere yönlendirecek mekânlar tesis edilebilir. Yazma becerisini geliştirmek isteyenler için yazarlık atölyeleri oluşturulabilir. 
Gençlerimizin tarihi de pek bilmediğini üzülerek görmekteyim. Öyle ki çoğu, yaşadığı şehri tanımıyor, şehrin tarihî mekânlarını hiç gezmemiş.Doğal olarak cehalet de düşmanlığı doğuruyor.“Gençler Tarihle Buluşuyor” şeklinde projeler üreterek ortaokul, lise ve üniversite öğrencileri için rehberler eşliğinde şehir turları düzenlenebilir. Çok yetenekli arkadaşlarımız var. Onların zekâsını ve enerjisini ülkeye, topluma, kente katma değer sağlayacak çabalara dönüştürmek gerekiyor. Şehrin doğal güzelliklerini ve tarihî yerlerini işleyen fotoğraf, resim, kompozisyon, belgesel, kısa film yarışmaları tertip edilebilir.Bunlar tek başına belediyelerin yapabileceği şeyler değil. Tüm kurumların, vakıf ve derneklerin, basının, ailelerin işbirliğiyle gerçekleştirilebilecek projelerdir. Gençliğin talim ve terbiyesi hususunda dikkatli ve planlı hareket edilmeli, kararlı ve sabırlı olunmalıdır.
Cahit SUCİ: Hocam, Karaman’da kültür-sanat faaliyetlerini yeterli buluyor musunuz? Şayet yeterli bulmuyorsanız bu alanda neler yapılabilir?
İdris Nebi UYSAL: Malumunuz olduğu üzere şehirler, hem maddi hem de manevi dokusu olan yerleşim alanlarıdır. Kentleri yoldan, sokaktan, meydandan ibaret saymamak gerek. Her şehrin görünen yüzü dışında kendisini içten besleyen manevi yönleri de vardır. Kültürel-sanatsal faaliyetler,bilimsel programlar şehirleri canlı tutan, şehirlileşmeyi hızlandıran, şehirleri geleceğe taşıyan gayretlerdir. Nitekim medeniyet kavramı da şehirle var olan ve anlam kazanan bir kavramdır. 
Karaman’a bu pencereden baktığımız zaman şehirde eskiye nazaran hissedilir bir değişimin yaşandığını, ancak bunun asla yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Tabloyu, yaygın söylemle “Evet ama yetmez.” şeklinde özetleyebiliriz. Burada Üniversitemiz, Karaman Belediyesi ve Dil ve Edebiyat Derneği için ayrı birer paragraf açmak gerekiyor. Derneğin Tartan Konağı’nda ve Hatuniye Medresesi’nde icra ettiği programlar, şehir insanı için son derece yararlı olmuştur. Karaman Belediyesinin desteğiyle yayımlanan İmaret dergisi, benim nazarımda çok özel bir yere sahip. Bu dergi, şartlar ne olursa olsun, düzenli bir şekilde yayın hayatını sürdürmeli. Hatta yanına kardeş olarak İmaret Akademi adında hakemli bir dergiyi de almalı. Bu konuda Enstitü olarak bilimsel desteği vermeye hazırız. İmaret’in güzel insanlarını ve belediye başkanlarımızı yürekten kutluyorum. Bu arada geçen senelerde heyecanla takip ettiğimiz, bir sonrakini dört gözle beklediğimiz İmaret Şehir Söyleşileri’ni de çok özlediğimi belirtmek istiyorum. Belediye, Üniversite ve çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarının müştereken yaptığı bu etkinlikleri devam ettirmek lazım. Üniversitede ilgili birimlerin ve öğrenci topluluklarının öncülüğünde birbirinden güzel söyleşiler, konferanslar düzenleniyor. Halktan, şehirdeki okullardan katılımın sağlanması bu programları daha anlamlı hâle getirecektir. 
Mevlana Törenleri, Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri ve Türkçe Bayramı, Karaman’ın ulusal ve uluslararası değerleri olarak tüm dünyaya tanıtılmalıdır. Burada yeri gelmişken önemli gördüğüm bir hususu da paylaşmak istiyorum: Bu tür faaliyetler, şehirdeki bütün kurumların/insanların katılımıyla beklenen etkiyi oluşturabilir. Kurumlar, mutlaka bir ve beraber olmalıdır. Güçler birleştirilerek -Frenkçe tabirle-sinerji meydana getirilmelidir. Ferdî gayretlerle güçlü bir etki oluşturmak çok zor. 

Cahit SUCİ: Hocam, Türkçenin başkenti Karaman’da yaşıyoruz. Bu kapsamda Karaman’da her yıl Mayıs ayında Dil Bayramı etkinlikleri düzenleniyor. Bu etkinlikleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu etkinlikler nasıl olmalı?
İdris Nebi UYSAL: En başta fermanın ne anlama geldiğini iyi anlamak lazım. Ferman hangi devirde ve hangi koşullar altında ilan edilmiş? Tarihî bir niteliği olan fermanı tahlil ederken o dönemin bir fotoğrafını çekmek yararlı olacaktır. Anadolu’ya Moğol askerlerinin akın akın geldiği, beyliklerin birlik olmak yerine birbiriyle mücadeleye tutuştuğu, Selçuklu Devleti’nin en zayıf günlerini yaşadığı, İran ve Moğol asıllı yöneticilerin bürokrasiye hâkim olduğu bir ortamda Mehmet Bey’in çıkışı büyük önem taşıyor.Karaman Beyi, yazılı iletişimin, bilmediği ve aşina olmadığı bir dilde yapılmasını kabullenemiyor. Tüm resmî kayıtların Farsça yapılmasına şiddetle itiraz ediyor. Divana girecek ve oradan çıkacak evrakın emniyetini sağlayabilmek amacıyla böyle bir buyruğun altına imza atıyor. Nitekim Mehmet Bey’deki bu dikkat ve tavır, devrin diğer Türkmen beylerinde de var. Germiyan, Aydın, Saruhan, Menteşe, İnanç, Candarlı Beyleri de ana dili bilinci konusunda son derece hassas kişiler. Ahmedî, Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhi eserlerini Germiyan saraylarında kaleme alıyor. Doğu’nun nadide eserlerinden Kelile ve Dimne’yi Batı Türkçesine kazandıran ilk isim olan Hoca Mesud, tercümesini Aydınoğlu Umur Bey adına yapıyor. Sivas Beyi Kadı Burhaneddin,Türkçe Divan tertip ediyor. Bugün konuştuğumuz, yazdığımız Türkiye Türkçesinin tarihî seyrinde adı geçen beylerin büyük hizmeti var. Sanatçılar ve bilginler, beylerin himmet ve teveccühüyle Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki ilk ve en güzel eserlerini vücuda getirmişler. Bütün bu çabaları taçlandıran bir cihan devleti daha var: Osmanlı Devleti. Unutulmamalıdır ki Yüce Osmanlı’nın resmî dili Türkçedir. Bu husus, devletin ilk anayasası durumundaki Kanunuesasî’nin 18. maddesinde şu sözlerle yer almış: “Tebaa-i Osmaniyye’nin (Osmanlı’ya bağlı olan kimselerin) hidemât-ı devlette (devlet hizmetinde) istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmîsi (resmî dili) olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.” Hâsılı, Mehmet Bey’e atfedilen fermanı bir yasaklayıcı metin olarak değil; dikkatleri ana dile çeken, kitleleri ortak dilde buluşturan bir metin olarak görmek gerekir.Onun anlamlı buyruğu ile Yunus Emre’nin Türkçe söyleyişi arasında büyük yakınlık var. İki tavır, birbirini tamamlıyor.
Bu izahtan sonra sorunuzu şöyle cevaplayabilirim: İsmini beyliğin kurucuları durumundaki Karaman beylerinden alan bu şehir, günümüzde Türkçenin başkenti olarak anılıyor. Bu, onur veren bir yakıştırma. Ancak bu unvanın, başlığın içi mutlaka doldurulmalı. Tabir caizse, başkentlik tabelalarda kalmamalı. Valilik başta olmak üzere tüm kurumlarımız, kamuoyunun dikkatini Türkçeye çeken çalışmalar yapmalı. Toplumda var olan Türkçe sevgisi ve bilinci, geliştirilmeli. Söz gelimi, ülke insanın spor tutkusundan yararlanarak ulusal düzeydeki spor faaliyetlerinden birinin adı Türkçeyle birleştirilip etkili bir organizasyon yapılabilir. Her yıl, ödülü 13 Mayıs’ta Karaman’da takdim edilecek birtakım ulusal nitelikli yarışmalar düzenlenebilir. Yunus Emre Türkçe Ödülleri adıyla Türkçenin Nobeli tarzında ödüller, hak eden sanatçı ve bilim insanlarına verilebilir. Türk Dil Kurumu tarafından dört yılda bir icra edilen (sıradaki 2016’da) Büyük Dil Kurultayı’nı burada düzenlemek, çok yararlı olur.
Karaman’da her yıl mayıs ayında tertip edilen etkinlikleri mutlaka yıl geneline yaymak ve Yunus Emre ile birleştirerek taçlandırmak gerekir. Öyle ki şehir her daim Yunus solumalı, Türkçeyi düşünmeli. Burada yaşayan herkesin Yunus’a ve Türkçeye dair söyleyebileceği şeyler olmalı. İçinde Yunus’un bulunmadığı bir Türkçe hareketi, eksik ve yetersiz kalır.Bu kapsamda Türkçenin Anadolu’daki serüvenini ele alan bir belgesel hazırlanabilir. Ayrıca eğitim-öğretimin her kademesinde çeşitli vesilelerle Yunus Emre ve Türkçe temaları işlenmeli. İyi bilinmelidir ki Türkçeye sahip çıkmak, onu sevmekle ve doğru kullanmakla mümkündür. Farkındalığın küçük yaşlarda kazandırılması, son derece yararlı olacaktır. Hatuniye Medresesi içinde bir kütüphane oluşturulmalı, orada belirli günlerde Yunus Emre, Mesnevi, Safahat okumaları yapılmalıdır. Bu kelimeyi kullanmak istemiyorum ama fast food tarzı törenleri doğru bulmuyorum. Böyle programların insanımızın kültür ve eğitim düzeyini geliştireceğini sanmıyorum. Aksine, olumsuz etki yaratacağı kanaatindeyim.
Bu bağlamda altını çizmek istediğim bir husus da şudur: Valilik ve Belediye başta olmak üzere tüm kurumların şehrin tanıtımına katkı sağlayacak çalışmaları desteklemesinde yarar var. Bu, kanaatimce, tarihî bir sorumluluktur. Zira devlet adamlarımız tarihin her döneminde sanatçının ve âlimin yanında olmuşlardır. Mesela Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a dünyanın dört bir yanından sanatçıları ve bilginleri davet etmiş, onlara maddi ve manevi imkânlar sunmuş.Böylece İstanbul yalnızca siyasetin değil; bilim, sanat ve kültürün de başkenti hâline gelmiş.
Cahit SUCİ: Hocam, geçtiğimiz günlerde Yunus Emre Divanı üzerine bir çalışmanız oldu. Hem kitap hem de Yunus emre ile ilgili neler söylemek istersiniz?
İdris Nebi UYSAL: Kuşkusuz, Yunus Emre, edebiyatımızda hakkında en fazla çalışma yapılmış isimdir. Geçenlerde bir toplantıda birlikte olduğumuz Sayın Beşir Ayvazoğlu Bey de aynı kanaatte olduğunu ifade ettiler. Yunus hakkında birkaç kitap oluşturacak hacimde bibliyografya bilgisi var.Yunus odaklı çalışmalar bundan sonra da olacaktır. Yayınlara bakıldığında Yunus’un ve Divan nüshalarının dili üzerine yapılan çalışmaların hayli az olduğu göze çarpıyor. Çok sayıda edebiyat, tasavvuf incelemesi varken şairi dil yönüyle ele alan monografilerin sınırlı kalması ilginç. Fatih nüshasının dilini, Said Khourchid adında İranlı bir araştırmacı incelemiş (1991). Ancak bu, oldukça yüzeysel bir çalışma. Karaman nüshasını müstakil olarak yayımlamak, Yunus’un yazmadaki dil kullanımını ortaya çıkarmak, nüshanın bağlamsal sözlük ve dizinini yapmak da bize nasip oldu (2014).Yeri gelmişken söylemekte fayda var: Divan’ın Karaman nüshası, nüshalar içinde en eski olanı. Bu bilgi, Yunus Emre Divanı tertip ederken başka Yunuslara ait şiirleri belirlemede ölçüt olarak kullanılabilir.
Yunus her an gündemde olmasına rağmen hakkındaki tartışmaların da sürdüğü bir şahsiyet. Hayat hikâyesi, hüviyetindeki bazı bilgiler hâlen sorgulanıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın biraz tartışmalara biraz da şairin yüceliğine değinen harika bir sözü var: “Yunus, hüviyeti kimliğe sığmayan isimlerden biridir.”Bu kadar büyük bir şahsiyeti bir kimliğin dar kalıplarına sığdırmak da çok zor. Ayrıca eldeki Divan nüshalarının çoğunun tarihsiz oluşu, “En eskisi hangisidir?” tartışmasına yol açmış. Ciddi bir münakaşada Divan’daki şiirler üzerinde yaşanıyor. Ama benim gördüğüm bir şey var: Bugüne dek Yunus’un hayatını kaleme alanların birinci kaynağı, hep menkıbeler olmuş. Cahit Öztelli, Talat Duru, İlhan Başgöz gibi birkaç isim dışında Yunus Emre biyografisi yazanlar genellikle Bektaşi, seyrek olarak da Halvetî menkıbelerini esas almışlar. Lakin bu eserlerdeki Yunus portresi ile resmî vesikalardaki Yunus portresi arasında çok fark var. Arşiv belgelerinin tasvir ettiği Yunus, okumuş, varlıklı ve hayırsever bir insan. Vakıflar tesis ederek gariplere, fakir fukaraya yardım eden; cami, imaret, değirmen inşa ederek bulunduğu yeri imar eden bir gönül adamıdır o. Bektaşi menkıbelerinin takdim ettiği Yunus ise böyle bir adam değildir. Yalnız Halvetî geleneğinde anlatılanların resmî belgelerle örtüştüğünü söylemek lazım. Dolayısıyla bugüne kadar hayatı Bektaşi hikâyelerine göre yazılan Yunus Emre için belgelere dayalı bir biyografi okuduğunuz zaman insanlar hayret ediyorlar. Menkıbelerde yer alan bilgilerin tamamen yanlış olduğunu söylemiyorum. Ancak bizim, Yunus’un gerçek yaşamöyküsünü menkıbelerden arındırmamız lazım. Bunun için Başbakanlık arşivlerine, Konya salnamelerine, Evliya Çelebi’nin notlarına ve Divan’daki dil verilerine yeniden eğilmek gerekiyor. 

Cahit SUCİ: Hocam, resmî belgeler Yunus Emre için nereye işaret ediyor?
İdris Nebi UYSAL: Bunlardan birkaçını örnek olarak aktarayım. 1476, 1500, 1518 yıllarına ait defterlerle 1813, 1872 ve 1915 yıllarına ait Konya salnamelerinde yazılanlar, Karaman’da bir Yunus Emre Tekkesi’nin bulunduğunu, buranın bazı vergilerden muaf tutulduğunu gösteriyor.Burada büyüğümüz Talat (Duru) amcanın tespitlerini, elindeki vesikaları da dikkate almak lazım. Ayrıca seyyah-ı âlem Evliya Çelebi’nin “Keresteci Baba Câmii’nde Yunus Emre’m hazretleri merkadi, Türkîcetasavvufâneebyât [u] eş‘âr-ı ilâhiyyâtımeşhûr-ı âfâktır.” şeklinde kaydı var. Belgelerdeki bilgilerle Evliya’daki notlar tamamen örtüşüyor, Hz. Yunus’un burada soluklandığına ve dinlendiğine işaret ediyor.
Cahit SUCİ: Hocam, biraz da Yunus’un Türkçesinden söz edelim.
İdris Nebi UYSAL: Yunus’un büyük bir Türkçe zekâsı var. Kelimelere o kadar değişik anlamlar yüklüyor ki her sözcük onun dilinde bambaşka bir kimlik ve kişilik kazanıyor. Arapça ve Farsça kelimeleri kendi ruhunda eriten ve biçimlendiren bir dil anlayışı var. Alıntı sözcükler, onun şiirlerinde yabancılıklarını hiç hissettirmezler. Kanımca Yunus’u büyük kılan -onun asla böyle bir iddiası yok- felsefesinin yanında söyleyişindeki içtenlik, incelik, derinlik ve zenginlik. Yunus Emre, o dönemde Türkçenin imkânlarını çok iyi bilen, başarıyla kullanan ve geliştiren bir isim. Onun medeniyet dünyamıza hizmeti Mevlana gibi yalnızca düşünceleriyle değil, dil yönüyle de olmuştur. O, yaşadığı devirde Türkçenin ses bayrağıdır. Yunus Emre, Türkçenin Anadolu’da verdiği beylik mücadelesinde önemli roller üstlenmiştir.Çağımız aydını, sanatçısı, insanı onun hayata bakışını, Türkçe tavrını örnek almalı.

Cahit SUCİ: Hocam, 2023 yılında Cumhuriyetimizin kuruluş yıl dönümünde nasıl bir Karaman’da yaşamak istersiniz? Ya da nelerin ön planda olduğu bir Karaman olmalı?
İdris Nebi UYSAL: Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını bu şehirde geçiren, hâlen burada yaşayan ve burayı çok seven birisi olarak Karaman’ın 2023yılına bütün kentleşme sorunlarını çözmüş bir kent kimliğiyle girmesini çok istiyorum. Yine eğitimin her kademesinde üst sıralarda yer almış bir Karaman, en büyük arzumdur.Burası, çeşitli fuarların (kitap, gıda vb.) organize edildiği bir yer olmalı. Şehir ve üniversite, ilim ve irfan merkezi durumuna gelmeli. Bu arada ulaşımda atılan adımların şehre olumlu yansıyacağını tahmin ediyorum. Bunlar yalnızca benim değil, öyle zannediyorum, burada yaşayan herkesin temennisidir. Nitelikli, kararlı kadroların bu işleri yapılabileceğine yürekten inanıyorum. Burada şehir insanına da bazı görevler düşüyor. Halkımız çözüm önerilerine kendi çıkarını değil, toplumun yararını gözeten bir anlayışla bakmalı. İnsanımız büyük düşünmeli, değişime açık olmalı, güzel bir geleceğe odaklanmalı. 

Cahit SUCİ: Hocam, son olarak neler söylemek istersiniz?
İdris Nebi UYSAL: Atalarımız “Bal bal demekle, ağız tatlanmaz.” demişler. Yunus Emre’yi sahiplenmek, onu anlamakla, öğretilerini hayata geçirmekle olur. Türkçeyi korumak, sevmek, doğru ve etkili kullanmakla mümkündür. Şehir bütün birimleriyle Yunus’la, Türkçeyle bütünleşmeli. İnsanımız Türkçenin güzel örneklerinin temsil edildiği eserlerle buluşmalı, kitaplarla hemhâl olmalı. İşyeri adları, tabelalar bir dilin geleceği değildir ama şehirdeki dil bilincinin varlığına işaret etmesi bakımından önemlidir. Yunus Emre, Türkçe başlıklı törenler her zaman şehre değer katan, şehirdeki kültürel seviyeyi yükseltmeyi hedefleyen programlar şeklinde planlanmalı. Amaç, günü kurtarmak olmamalı. Etkinlikler şehrin vizyonuna hizmet etmeli.
Bana düşüncelerimi paylaşma imkânı verdiğiniz için tekrar teşekkür ediyorum. Gazeteye yayın hayatında başarılar diliyorum.


Cahit SUCİ: Hocam yoğun çalışmalarınızdan vakit ayırmış ve bu güzel söyleşiyi bizlerle yapmış olmanızdan ötürü çok teşekkür ediyorum.

banner447

banner315

banner428

banner432

banner411

banner337

banner445

banner296

banner426