2. Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Devlet halkını, vatandaşını, vatandaşının taleplerini bir tehdit olarak görüyorsa, kendisini vatandaşına karşı korunaklı hale getiriyorsa işte o devlet zalim bir devlete dönüşür ve zayıflamaktan,...

2. Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumu

banner390
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Devlet halkını, vatandaşını, vatandaşının taleplerini bir tehdit olarak görüyorsa, kendisini vatandaşına karşı korunaklı hale getiriyorsa işte o devlet zalim bir devlete dönüşür ve zayıflamaktan, çürümekten, yıkılıp gitmekten başka bir seçeneği de kalmaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, JW Marriott Otel’de düzenlenen 2. Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumu’na katıldı. Sempozyumun açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki gün sürecek olan Ombudsmanlık Sempozyumu’nun Türkiye’de iki yıllık bir geçmişi olan kamu başdenetçiliği uygulamasına güç vermesine, çalışmalarına ışık tutmasını yürekten arzuladığını ifade etti. Türkiye’de Kamu Denetçiliği Kurumu’nu 2012 yılında çıkardıkları bir kanun ile ihdas ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, aradan geçen iki yılı aşkın bir süre içinde kurumun yapılanmasını tamamlandığını ve mevzuatları hazırlayarak çalışmalarına başladığını sözlerine ekledi.

“11 BİN 580 ADET BAŞVURUDA BULUNULDU”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2013-2014 yılları içinde Kamu Denetçiliği Kurumu’na 11 bin 580 başvuruda bulunulduğuna dikkat çekti. Başvurulan incelendiğini ve neticelendirilmiş olmasından büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Erdoğan, “Kamu Denetçiliği Kurumu’nun yapılan başvurularla ilgili verdiği tavsiye kararlarına uyma oranı 2014 yılında yüzde 30 olarak gerçekleşti. Bu oran yeni bir kurum için umut verici olmakla beraber çok daha yüksek olması hepimizin arzusudur. İnşallah hükümetimizin ve Meclis’imizin de desteği ile bu oranın önümüzdeki yıllarda çok daha yükselmesini arzu ediyoruz” diye konuştu.

“2002 YILINDAN İTİBAREN TÜRKİYE’DE DEMOKRATİKLEŞME ADINA TARİHİ ADIMLAR ATILDI”

2002 yılının sonundan itibaren Türkiye’de demokratikleşme, insan hak ve özgürlüklerini güçlendirme adına tarihi adımlar atıldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kurulması atılan bu adımlar içinde önemli bir yer tutuyor. Aynı şekilde 2010 yılında gerçekleştirdiğimiz Anayasa değişikliğinin ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının getirilmiş olması da bireyin haklarını savunmak adına devrim niteliğinde bir önem, bir anlam taşıyor. Esasen bireyin idareye karşı haklarını savunma mekanizması gerek Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakkıyla, gerek Kamu Denetçiliği Kurumu’yla öze dönüşten kökleriyle yeniden kucaklaşmadan başka bir şey değildir” dedi.

“YIKILIP GİTMEKTEN BAŞKA BİR SEÇENEĞİ KALMAZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ombudsmanlığın 18. yüzyılda bu topraklardan çıkmış Avrupa’ya yayılmış bir uygulama olduğunu belirterek, “Bizim yüzyıllara sari devlet ve idare geleneğimizde birey, devlet ve idare karşısında hiçbir zaman yalnız olmamıştır. Çaresiz ve savunmasız bırakılmamıştır. Türk devletleri olan Memlükler, Selçuklulara baktığınızda orada ‘Divani Mezalim’ gibi kurumların olduğunu görürsünüz. Kimi zaman bizzat sultanlar camilere gidip, namazın ardından vatandaşın dertlerini dinliyorlardı. Vatandaşın bir memurdan şikayeti varsa bunu çeşitli vasıtalarla ya da doğrudan sultana kadar iletebiliyordu. Osmanlı Devleti’nde Divan-ı Hümayun, Kazaskerlik, Şeyhülislamlık, Kadılık gibi makamlar halkın şikayetlerini dinliyor, devletin ve iradenin halka zulmetmesinin önüne geçiyorlardı. Bir temel ilke Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye verdiği o meşhur nasihattir; ‘insanı yaşat ki, devlet yaşasın.’ Yani devlet öncelikli bir yapı asla yok. İnsan öncelikli bir yapı sözkonusu. Düşünün ki o dönemde İstanbul Afrika’nın içlerine kadar, Yemen’e kadar hükmediyor, oradaki halkın huzur içinde, adalet içinde yaşamasını işte bu anlayışla temin edebiliyordu. Yerelde kadılıktan başlayarak İstanbul’daki sultana uzanan o idare zinciri bozuluncaya kadar çok geniş bir coğrafya içinde adaleti tesis etmek, temin etmekte mümkün olabilmişti. Devlet ile birey arasındaki mesafe açıldıkça ne yazık ki hem birey zayıfladı hem de devlet zayıfladı. Devlet halkını, vatandaşını, kendisini var, kendisinin yegane sahibi olarak görüyorsa o devlet adildir. O devlet şefkatlidir, merhametlidir. Ama devlet halkını, vatandaşını, vatandaşının taleplerini bir tehdit olarak görüyorsa, kendisini vatandaşına karşı korunaklı hale getiriyorsa işte o devlet zalim bir devlete dönüşür ve zayıflamaktan, çürümekten, yıkılıp gitmekten başka bir seçeneği de kalmaz” şeklinde konuştu.

“BİZİM TARİHİMİZDE VATANDAŞI FORMATLAMAK, TEK TİP BİR BİREY OLUŞTURMAK GİBİ BİR SİYASETİN OLMADIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ”

Osmanlı Devleti’ni 6 asır boyunca dünyanın en güçlü devleti haline getiren temel özelliğin halkına karşı adaletli davranması olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Selçuklu’yu asırlar boyunca bu coğrafyanın güçlü bir devleti haline getiren unsur, asırlar boyunca halkıyla kurduğu irtibattır. Selçuklu’da, Osmanlı’da halk ile arasındaki irtibatı kopardığı ya da zayıflattığı dönemlerde gerilemeye başlamış ve tarih sahnesinden silinmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti hem adil ve güçlü bir devlet hem de uzun soluklu bir devlet olacaksa tarihindeki bu büyük tecrübeleri kullanarak, tahindeki bu zengin mirası tevarüs ederek bunu sağlayabilir. Ancak o zaman bunu başarabilir. Onun için ümitsiz olmaya asla gerek yok. Bizim tarih içinde kurulmuş devletlerimize baktığınızda hiçbirinde vatandaşı şekillendirmek, formatlamak, tek tip bir birey oluşturmak gibi bir siyasetin olmadığını görürsünüz. Kıyafet dayatması yoktur, dil dayatması yoktur, kültür dayatması, etnik köken, din, mezhep dayatması yoktur. Saraybosna’dan Batum’a, Kırım’dan Sana’ya, Bağdat’tan Cezayir’e kadar çok geniş bir coğrafya içinde dinler, diller, mezhepler, kültür ve gelenekler tam bir özgürlük içinde varlıklarını idame ettirmişler. Devlet ve idare halk üzerinde ceberut, baskıcı, zalim bir yapı değil tam aksine kucaklayan, merhametli, şefkatli, dinleyen ve saygı duyan bir yapı olmuştur. Bu sayede adil, bu sayede uzun özürlü olmuştur.”

“HİÇBİR DEVLETİN YASAKLAMALARLA, KISITLAMALARLA VARABİLECEĞİ BİR HEDEF YOKTUR”

Başbakanlığı döneminde yapılan reformları da anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dinler üzerindeki baskıları, kısıtlamaları kaldırmaya çalıştıklarında bundan devletin zarar göreceğinin ifade edildiğini dile getirdi. Kıyafetler üzerindeki, özellikle başörtüsü üzerindeki baskı ve yasakları kaldırdıklarında bundan ülkenin zarar göreceğinin ifade edildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şarkıların, türkülerin, kelimelerin, kavramların, hatta kalem ve klavyelerin üzerindeki baskıyı kaldırdıklarında Türkiye’nin zayıflayacağı, bölüneceği, parçalanacağı iddia ediliyor. 12 yıl içerisinde tüm iddiaların, tüm karamsar senaryoların tam tersi gerçekleşti. Bireyin hak ve özgürlükleri genişledikçe devlet güçlendi. Hak ve özgürlükler güçlendikçe devlet kadar ekonomi güçlendi, siyaset güçlendi. Kaldırılan her bir yasak, her bir kısıtlama hem bireyi güçlendirdi hem de iddia edilenin tersine devleti güçlendirdi. Milleti güçlendirdi, ülkeyi güçlendirdi. Hiçbir devletin yasaklamalarla, kısıtlamalarla, özellikle de korkularla varabileceği bir hedef yoktur. Bireyi, halkını, vatandaşını kendisi için bir tehdit olarak gören devletin adil olma imkanı ve ihtimali asla yoktur. İşte onun için Türkiye daha güçlü, daha adil, daha huzurlu bir ülke olmak adına tüm anlamsız yasak ve kısıtlamalardan kurtulmayı, demokrasiyi daha ileri standartlara kavuşturmayı, hak ve özgürlükleri daha da genişletmeyi sarsılmaz bir hedef olarak muhafaza edecektir” ifadelerini kullandı.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.