Bakan Yıldız’dan Gündeme İlişkin Açıklamalar

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, doğalgaz temini konusunda, “Böyle bir krizi inşallah yaşamayız, ama böyle bir ihtimal var mı derseniz Ukrayna’dan kaynaklanabilecek böyle bir ihtimal var” dedi.Bakan Yıldız, katıldığı bir...

Bakan Yıldız’dan Gündeme İlişkin Açıklamalar

banner390
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, doğalgaz temini konusunda, “Böyle bir krizi inşallah yaşamayız, ama böyle bir ihtimal var mı derseniz Ukrayna’dan kaynaklanabilecek böyle bir ihtimal var” dedi.

Bakan Yıldız, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. “IŞİD’le ilgili gelişmelerin ardından Türkiye’nin bölgesel Kürt yönetimiyle kurduğu enerji işbirliği, yakın bir işbirliği şu ana kadar devam etti. Bu gelişmelerden nasıl etkilendi şu ana kadar, önümüzdeki süreçte nasıl bir etkilenme olur?” şeklindeki soru üzerine Bakan Yıldız, “Tabii malum IŞİD özellikle yalnızca Kuzey Irak’ta değil, Irak’ın tamamıyla alakalı istikrarın tehdit edilmesinde önemli bir unsur haline gelmiştir. Ve Türkiye Bağdat’la yaptığı anlaşmalar ve Kuzey Irak’la yaptığı sözleşmeler çerçevesinde istikrarın, normalleşmenin bir aracı haline gelmeye çalışmıştır. Ancak IŞİD’in özellikle bu son oluşturduğu pozisyon durum, tabii ki enerji projelerini etkilemektedir. Ama bütün otoriteler, başta karşı çıkanlar, şu anda Türkiye’nin yaptığı bu sözleşmenin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Çünkü sözleşme şunu kapsıyor; Irak’ın hangi bölgesinde olursa olsun Irak’ın tamamına ait olan petrolün Kuzey Irak’ta da yalnızca çıkartılan petrol olmadığını, aynı zamanda Irak’ın tamamına ait olduğunu vurguladı. Ve özellikle Kerkük ve Musul civarında oluşan, petrol bölgelerinde oluşan IŞİD tehdidi bir kısım sıkıntılar doğurdu enerji sektörü açısından söylüyorum. Biz Kuzey Irak’la alakalı sevkiyatlarımıza devam etmeye gayret ettik, onların ürettiği kadarını iletmeye çalışıyoruz; bununla alakalı bir sıkıntımız yok. Ancak bir kısım petrol sahalarının zamanında ele geçirildikten sonra tekrar Peşmerge’nin kontrolüne girmiş olması petrol sevkiyatını artırdı. Normalde günlük 100 bin variller civarında yaparken, şu anda 240 bin varillere kadar çıkılmış durumda ve 18 milyon varillik sevkiyat gerçekleşti dün itibariyle ve 25. kargomuzu da oradan yükledik. İhaleyi yapan malum Kuzey Irak tarafı. Irak’ın petrolünü satıyorlar, kime satıyorlar, biz o kısımlarıyla çok ilgilenmiyoruz ama bu sevkiyatın devam etmesiyle alakalı herhangi bir problem oluşmadan devam etmeye çalışıyoruz. Şimdi bu yaklaşık 1,5 milyar dolardan daha fazla bir ciro demek. Yani hele hele şu günlerde Irak’ın çok daha fazla gelire ihtiyacı var. Biz şu anki sevk edilen petrolün en az 7 katı kadar daha sevk etmeye hazırız” dedi.

Depolama açısından uygunluğu konusunda Bakan Yıldız, şunları kaydetti:

“Depolama açısından değil sevkiyat açısından. Depolama zaten sürekli satıldığı kadar da normalde bütün oradaki 2,5 milyon varillik depolama kapasitemizi sabit tutuyoruz. Ama onun haricinde olanların sevkiyatının yapılması lazım. IŞİD tabii ki enerji projelerini tehdit etmiştir. Oradaki gerek ExxonMobil gibi, Chevron gibi dünya devi firmaların yaptığı operasyonlar IŞİD’le beraber kesintiye uğramıştır. Orada bir tehdit oluştu ve şu anda onlar bir işlem yapmıyorlar.”

“Sevkiyatın durması gibi bir risk şu an itibariyle görüyor musunuz ya da nasıl oluşur bu gelişmelere bağlı olarak?” sorusu üzerine Bakan Yıldız, “Şu anda sevkiyatın durmasını gerektirecek herhangi bir husus yok. Bir kısım bölgelerdeki üretilen ham petrol, ki kuyuların da hem menşeilerini, her bir şeylerini sorarak biz normalde alıyoruz özellikle bir kısım iddialardan sonra. Ve orada şu anda sekiyatın bence daha da hızlanması lazım. Çünkü IŞİD’in bulunduğu bölgeden Kobani bölgesine daha da yoğunlaştığı ve bir kısım El Ambar gibi bölgelerde daha da yoğunlaştığını görüyoruz. O açıdan bizim Kuzey Irak’la yaptığımız sözleşme çerçevesinde bunun ne kadar isabetli olduğunu aslında dünya bunu anladı, bu çok önemli bir gelişme. Bu bizim öngörümüzdü ve bu öngörümüzde ne kadar isabet ettiğimizi bir kez daha görmüş olduk. Şu anda sevkiyatlar eğer isterlerse 300 bin, 400 bin varilleri üretebileceklerse, biz onları da sevk etmeye hazır olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha söylemiş olalım” diye konuştu.

“TÜRKİYE STRATEJİK NETLİK AÇISINDAN SON DERECE AÇIK, ŞEFFAF VE ANLAŞILABİLİR ŞEYLER SÖYLÜYOR”

Bakan Yıldız, “Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Bakü Büyükelçisi ve şu anda Turkas Yönetim Kurulu üyesi Matthew Bryza’nın bir açıklaması var yakın tarihte. Kuzey Irak petrolünün Türkiye’deki çözüm sürecini kolaylaştıran bir etkisi olduğuna dikkat çekiyor ve ardından şöyle bir yorumu var; Türkiye stratejik netlik ortaya koymazsa barış sürecinin devamı zor olabilir yorumu. Bu sözlerle aktarayım. Ne dersiniz bu yoruma, son gelişmelerden sonra bu anlamda bir netlik problemi oluştuğunu mu düşünüyor acaba bu yorumu yaparken?” sorusu üzerine şu cevabı verdi:

“Aslında tabii ki ben bu yorumun o kısmına katılmıyorum. Türkiye stratejik netlik açısından son derece açık, şeffaf ve anlaşılabilir şeyler söylüyor. Ve Suriye’nin tamamıyla ilgili, Suriye’nin yalnızca Kobani ile alakalı değil, Kobani sürecinden sonraki yapılanmasıyla da alakalı temel bir çözüm öneriyor. Burada tampon bölgeden bahsetmiyoruz. Burada güvenli bölgeden bahsediyoruz, uçuşa yasak bölgeden bahsediyoruz. Niçin? İki tane temel tehdit var. Özellikle kara birliklerine güvenemeyen Suriye rejimi havadan bombalayarak 300 bin tane mazlumun canına kıydı. Şimdi eğer bizler dünya olarak, insanlık olarak ekonomiyi globalleştirmeyle alakalı harcadığımız bütün bu çabaların yarısını insanlığın globalleşmesiyle alakalı harcamış olsaydık -ki Türkiye burada üzerine düşeni çok fazlasıyla yapıyor- bunlar olmazdı. İnsanların dinlerinden, inanışlarından, yetişme tarzlarından bağımsız olan ortak değerler var. Ayrı dinlere sahip olabilirsiniz, ama aynı insanı yapı içerisinde bulunmanız gerekir, bundan daha tabii bir şey olmaz. Biz bunları vurguluyoruz, eğer güvenli bölge içerisinde, Suriye içerisinde konuşlanacak ve sınıra olan mesafesi farklı olan, ister 5 kilometre olsun, konumuna göre çok detaylarına girmeyim, ister 25 kilometre olsun ama o bölge içerisinde şu ana kadar 1.8 milyon insan oradan Türkiye’ye akın etti. En son 200 bin kişi biliyorsunuz Kobani saldırısından sonra gelişti. Sayın Başbakanımızın bu hususla alakalı açıklamaları son derece net, strateji aslında son derece net, anlaşılabilir bir şey. Ama ille de bir başkasının söylediğinin doğru olduğu anlamına gelmez bu. Biz şunu söylüyoruz; herhangi bir tampon bölge konusuna girmeden, ama Birleşmiş Milletler kararıyla desteklenebilecek bir yapının burada kalıcı olduğuna inanıyoruz. Yani sorumuz şu; kimyasal silah kullanmadan önce oradaki ölen 250 bin insanın makul bir gerekçeyle öldüğünü mü söyleyebiliriz? Bu olmaz. O yüzden son derece stratejik, net, anlaşılabilir Türkiye’nin mesajı var. Eğer tabi ki Kobani’deki vatandaşların hukuku bizi ilgilendirir, orada akrabaları, yakınları olan çok bizim vatandaşımız var, tabi ki bu bizi ilgilendirir, zaten biz oraya da kayıtsız kalmış değiliz. Ama kara birlikleri Türkiye’den, biz de havadan girelim derseniz bu meselenin tamamını çözmüş olmaz. Uçuşa yasak bir bölgenin Suriye rejiminin art niyetlerini nötralize edeceğini, art niyetlerini bir kenara koyabileceğini ve güvenli bölgeyle alakalı yapının da oradaki insani değerleri ortaya koyabileceğini ve bunun da çok net anlaşılması lazım geldiğini söylerim. Son yorumum şu olacak, Suriye’de bir katliam yaşandı, 300 bin insan orada katledildi. Suriye rejimi yalnızca bizim düşmanımız olmamalıydı. Şimdi IŞİD bizim, Suriye benim düşmanım böyle bir kavram olmaz. IŞİD’le harekete geçirilen dünyadaki hassasiyet çok daha önceden oluşması gereken bir hassasiyetti. Dolayısıyla bu gecikmiş hassasiyetin yalnızca kendi vatandaşlarına zarar verdiği zaman uyanmış olmasını ben insani değerlerle çok bağdaştıramıyorum. 911 kilometre sınırı olan Türkiye’nin buradan hemen yanı başındaki istikrarsızlıkla çok alakalı olduğunu ve kendisini ilgilendirdiğini bilmemiz lazım. Bize zamanında soru soranlar şu anda bunun cevabını ne yazık ki çok acı şekilde aldılar. Irak’ın niye normalleşmesi sizi bu kadar ilgilendiriyor diye sormuşlardı, niye Irak’ın petrolüyle bu kadar ilgileniyorsunuz diye sormuşlardı. Irak’ın istikrarsızlığı, Suriye’nin istikrarsızlığı bizi ilgilendiriyorsa demek ki istikrarlılığı bizi ilgilendiriyor demek.”

“HAM PETROL VARİL FİYATININ ŞU ANDA 85-86 DOLARLAR CİVARINDA DALGALANAN BU YAPISININ SÜRMESİNİN TÜRKİYE AÇISINDAN FAYDA GETİRECEĞİ KANAATİNDEYİM”

“Sayın Bakanım, buradan petrol fiyatları başlığına geçmek istiyorum. Öncelikle sizin öngörünüz ne petrol fiyatlarının seyri açısından, bundan sonra hangi seviyelere kadar gerileceğini ya da tersine dönük bir ilerlemeye döneceğini düşünüyor musunuz?” şeklindeki soru üzerine Bakanı Yıldız, şunları kaydetti:

“Hatırlarsanız petrol, ham petrol 115-118 dolarlara çıktığında varili ben bunların spekülatif kazançları içeren, hedefleyen yapılar olduğunu, aslında 100 dolar ve altındaki fiyatların daha makul olduğunu. Hem üretici açısından hem de tüketici açısından. Bugün gelinen rakamlar ne yazık ki yine ham petrolün yalnızca teknik gerekçelerle değil, aynı zamanda siyasi gerekçelerle de düştüğünü söylüyor. Dünyada tüketimde bir fazlalık yok, 91 milyonlar civarında dolaşıyoruz, ama OPEC’in tüketici bir ülke olan Türkiye açısından da olumlu karşıladığımız ‘arzı azaltmayacağız, biz arzla alakalı yine devam edeceğiz’ açıklaması aslında yalnızca teknik gerekçeleri içermeyen bir açıklamadır. Onun bir kısmı siyasi yansımaları da vardır. Ben ham petrol varil fiyatının şu anda 85-86 dolarlar civarında dalgalanan bu yapısının sürmesinin Türkiye açısından fayda getireceği kanaatindeyim.”

Bunun vatandaşa nasıl yansıyacağının sorulması üzerine Bakan Yıldız, “Akaryakıt fiyatlarında malum 3 defa üst üste indirim oldu ve 2005 yılından bu tarafa herhangi bir siyasi karar olmaksızın da otomatik fiyatlama mekanizmasıyla beraber kendi halinde bir formül çerçevesinde dalgalanıyordu. Ve yalnız şunu unutmamamız lazım, ham petrol varil fiyatlarında yüzde 24,5’luk, yüzde 25’lik bir düşüşün aynı şekilde petrol ürünlerinde dünyada düşmediğini görüyoruz. Biz Akdeniz havzasınca, Genova piyasasında ve bütün Akdeniz’e komşu ülkelerle beraber Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bulunduğu bir piyasada bulunuyoruz. Burada CIF fiyatları itibariyle baktığımızda yüzde 17’ler civarı düşen ve yine yurt dışının döviz fiyatlarını, dövizdeki yükselme çünkü biz dolarla alıp, TL’yle satıyoruz. Dövizdeki yükselme CIF fiyatlarındaki değişiklikleri hesaba kattığımızda 21 kuruşluk indirimin şu ana kadar birebir yansıdığını gördük. Yani Genova piyasasındaki 21 kuruşluk indirim aynen buraya da yansıdı, motorin ve benzinde bunlar tabi ki değişiklik arz ediyor. Dalgalandığı kadar otomatik fiyatlama mekanizması 3 gün sonra takip etmek kaydıyla bu fiyatlara yansıyacak. Ama bilmemiz lazım ki tekraren hatırlatıyorum, yalnızca ham petrol varil fiyatlarına bakarak benzin ve motorin fiyatlarını tahmin etmek tek başına yeterli olmayacaktır” dedi.

“Devlet bütçesine ne kadarlık bir tasarruf katkısı olacak şuana kadarki indirimin?” sorusu üzerine Bakan Yıldız, “Biliyorsunuz o 3.4 milyar dolar civarında olacak eğer 1 yıl sürmesi halinde. Bu rakam bizim için çok ciddi önemli bir rakam. Biliyorsunuz 2013 enerji kalemleri ve ulaştırma kalemlerinde ithalatlar netleşti ve 56 milyar dolar civarında bir ithalat var. Bunun 15 milyar doları ham petrol, 15 milyar doları yaklaşık söylüyorum petrol ürünleriyle alakalı konular. Doğalgaz var, 21 milyar dolar civarında ve kömür var 3,5 milyar dolar civarında. Bütün bunları topladığımızda bizim direkt ve türev ürün diye bahsettiğimiz, yani ham petrolün hem de ürün petrolle alakalı konuda kamu bütçesini çok ciddi şekilde yükünün hafifleyeceğine inanıyorum. En az yüzde 10’lar civarında bir rakamın kamu bütçesinden, omzundan atılacağına inanıyorum. Ancak tekraren söylüyorum, bunların bir yıl sürmesi halinde, rakamların bir yıl sürmesi halinde. Aynı zamanda biliyorsunuz bütün bu söylediğim rakamların yarıdan daha fazlası enerji sektöründe kullanılıyor. 18 milyondan daha fazla araç olan Türkiye’de, ülkemizde, ki hemen hemen yılda 1 milyon civarında artıyor. Bunların yarısından daha fazlası ulaşım sektöründe kullanılıyor. Dolayısıyla tabi ki bu da vatandaşımızı dünyadaki istikrar nispetinde de yansıyacaktır” cevabını verdi.

“2 MİLYAR TL CİVARINDA BOTAŞ ZARAR EDİYOR”

“Bir indirim gündemi de doğalgazda var. Rusya’dan bir indirim talebi var Türkiye’nin ama şu ana kadarki açıklamalar çerçevesinde baktığımızda aslında bu indirimin gerçekleşmesi halinde vatandaşa çok yansımayacak gibi görünüyor ama bu tam olarak neyi amaçlayan bir talep oldu ve nasıl yansıyacak Türkiye’ye?” sorusuna ise Bakan Yıldız şu cevabı verdi:

“Şimdi Türkiye’nin özellikle ham petrol varil fiyatlarına endeksi ama 6 ay ila 9 ay sonrasında yansıyan bir yapısı var. Bu şu demektir; önümüzdeki yılın özellikle 5.-6. aylarında 2015’in şu anki fiyatların faz farkıyla uygulandığı bir formülasyon da çok daha bunun olumlu tesirini göreceğiz. Ancak unutmamız gereken önemli bir husus var. Biz hala son yapılan fiyat düzenlemelerine rağmen aldığımız fiyatın daha altında satıyoruz. Bu BOTAŞ’ın normalde bırakın kar hedeflerini, orta vadeli programda Hazine’nin bize verdiği kar hedeflerini bırakın normalde kendi vergilerini ödeyecek yapıyı bile kurgulamaya yetmiyor. Biz bunu niçin yapıyoruz? Vatandaşımızın ve sanayicimizin rekabet gücü azalmasın hem ihracat kalemlerine faydası olsun, ama 2 milyar TL civarında BOTAŞ zarar ediyor. Alacağımız her indirim Rusya Federasyonu’na iki hafta kadar önce Moskova’ya gittiğimizde bunları vurguladık. Her indirim bizim bu zararımızın indirilmesiyle alakalı kullanılacak. Yani biz zaten şu anda zarar ediyoruz, onun balans edilmesi, tolore edilmesi ve o zararın giderilmesiyle alakalı kullanılacak. Ama bu rakamlar bir müzakere sürecini içeriyor ne kadarlık bir indirim olacak? Biz indirim talep etmekte haklıyız, ama bu indirimin miktarı ne kadar olacak bunu hep beraber göreceğiz. Biz bir yandan giderlerimizi azaltmaya ve küçültmeye çalışırken, bir yandan da gelirlerimizi arttırmaya çalışıyoruz. Mesela İran’la alakalı fiyat revizyon isteğimizde bundan kaynaklanıyor, Rusya Federasyonu’yla alakalı olanda bundan kaynaklanıyor.”

“İran’a girmişken şunu sormak istiyorum. Al ya da öde yükümlülüğü doğalgazda uzunca bir süredir tartışılan konu. Bu yükten ne zaman kurtulacağımıza dair takvim belli mi İran, Azerbaycan?” şeklindeki soruya ise Bakan Yıldız, “Çok net belli. Hamdolsun bununla alakalı planlamalarımız şu anda aynen kurguladığımız gibi gidiyor, öngördüğümüz şekilde gidiyor. Hatırlarsanız 2009-2010 kriziyle beraber enerji kalemlerindeki düşüşler al ya da öde rakamlarını ortaya çıkardı. Yani bundan 5-6-7 yıl önceki yükleri hafifletmeye çalışıyoruz. Rusya Federasyonu’yla geçen yıl tamamen sıfırladık, yani Rusya Federasyonu’nda al ya da ödeyle alakalı bir sıkıntı yok. İran’la inşallah bu yıl tamamlıyoruz, bu yılsonunda ki 2-2,5 aylık bir süre içerisinde bunu sıfırlayacağız ve Azerbaycan’la da 2015 yılında tamamlıyoruz. Bu şu demek; bizim parasını verip de almadığımız hiçbir doğalgaz miktarı kalmamış olacak. Yani algı olarak yani biz almadığımız doğalgaza para mı ödüyoruz deniyor? Bunun avans ödemeleri vatandaşımızın cebinden çıkacak temelli sürekli bir para olmadığının bilinmesi lazım, hamdolsun bu süreci de iyi yönettiğimiz kanaatindeyim” diye cevap verdi.

“BÖYLE BİR SIKINTIYI İNŞALLAH ÖNGÖRMÜYORUZ”

Bakan Yıldız, “Artık soğuklar iyice kendini hissettirmeye başladı. Kış yaklaşmışken doğalgaz tedarikinde bir sorun yaşama ihtimali var mı, buna yönelik hazırlıklarınız ne aşamada?” sorusu üzerine, “Böyle bir ihtimal var, ama özellikle son bir hafta içerisinde Avrupa Birliği, Ukrayna ve Rusya’nın üçlü beraber yaptığı toplantılarda bir kısım ilerlemeler kaydedildi. Bazı fiyat revizyonları içerisinde bulundular, Rusya ve Ukrayna’ya karşı, bir kısım karşılıklı adımlar atıldı ama buna rağmen Sayın Putin’in önceki gün açıklamasında böyle bir ihtimalin olduğundan bahsedildi. Şimdi düşünün biz enerjinin yarısını doğalgazdan üretiyoruz, onun yarısını Rusya’dan alıyoruz, onun yarısını da Batı hattından, yani Ukrayna üzerinden geliyor. Bu şu demek; bizim enerji kaynağımızın yüzde 12,5’nu Batı hattı, yani Ukrayna hattı oluşturuyor demek. Bu çok ciddi bir rakam, önemli bir rakam. Benim şahsen öngörüm şu; böyle bir krizi inşallah yaşamayız, ama böyle bir ihtimal var mı derseniz Ukrayna’dan kaynaklanabilecek böyle bir ihtimal var” cevabını verdi.

Bakan Yıldız, “Peki, bu ihtimal gerçeğe dönerse alternatifimiz ne olabilir bu sıkıntıyı aşmak için?” sorusuna ise, “Şimdi biz böyle durumlarda en fazla su kaynaklarını kullanıyorduk, ama özellikle 2014 yılında içinde bulunduğumuz yıl içerisinde su kaynaklarının da çok ciddi azaldığını gördük. Yani yüzde 25’ler, yüzde 26’lar civarındaki suyun enerjiye olan katkısı yüzde 18’lere kadar düştü. Bu bizim için tabi ki olumsuz bir rakam, olumsuz bir durum, ama diğer enerji kaynaklarıyla her zaman söylediğimiz gibi alternatif enerji kaynaklarını arttırmamız lazım, rüzgarı, güneşi, suyu, jeotermali arttırmamız lazım. Bununla alakalı milli hassasiyetlerimizin daha artması lazım, biz her şeye karşı çıkmamalıyız. Şimdi bakın yerli kömür yapıyoruz, yerli kömürle alakalı karşı çıkışlarımız var. Arkadaşlar, biz yerli kömürü yapamazsak yani olur mu böyle bir kaynağımızı değerlendirmezsek, Türkiye’de bunu harekete geçirmezsek olur mu? Ama şu var; çevreye rağmen değil, çevreyle beraber yapacağız. O yüzden bizim bütün enerji kaynaklarını, özellikle Aralık ve Ocak ayında ful kullanmamız gerekiyor ve böyle bir sıkıntıyı inşallah dediğim gibi öngörmüyoruz. Allah’ın izniyle inşallah bunları da aşacağımız kanaatindeyim, en önemlisi ama Ukrayna’dan gelecek doğalgaz miktarıdır” cevabını verdi.

“BORU ÖZELLEŞTİRMEYECEĞİZ”

“Son Torba Yasa ile oradaki bazı maddeler, düzenlemelerle ilgili bazı madenlerin kapandığı haberlerini biliyoruz. Toplamda da Zonguldak, Ermenek, Gediz gibi merkezlerde 5 bine yakın madencinin işsiz kaldığı gibi. Bu konuda bir yeni düzenleme adımı atılacak mı? Çünkü hem bu işçilerin temsilcilerinin hem de işverenlerin bir ortak heyetle görüşmeler yaptığını biliyoruz, bir yeni adım olacak mı?” sorusu üzerine ise Bakan Yıldız, şunları söyledi:

“Biz oradaki görüşmeleri destekliyoruz, özellikle Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası gibi Başkanı gibi ve diğer işverenlerle de oturduk konuştuk. Şimdi hatırlarsanız biz bunu aslında Meclis’e getirmiştik Torba Yasa’nın içerisinde vardı, ama muhalefetten çok ciddi itirazlar oldu ve gerginliğin büyümemesi adına bu madde çekildi. Doğru bulmadığımı söylemiştim o zamanda, niçin? Burada işverenlerimiz şöyle haklılar; işçimizin hakkını düzenlediğimiz ve maliyetini Kamu İhale Kurumu vasıtasıyla alan ister rödovans yoluyla, ister ihale yoluyla alan bir şirketin maliyetleri artınca onun da haklarını arttırmanız lazım. Bu yeni bir hak iddiası filan değil, yani işverene yeni bir hak vermek değil. İşverenin mevcut maliyetlerini korumak adına yapılan bir işlemdi, önerge doğruydu ama çıkartıldı. Aynı önergemiz hazır ve inşallah bizim Maden Kanunu’yla alakalı bir kısım harçların, bir kısım madenciliğin daha da genişletilmesiyle alakalı kanun tasarısını inşallah Meclis’e sevk ediyoruz. Onun içerisine bunu koyacağız ve bazı acil yatırımlarımızı engelleyen konularda başta olmak üzere ve onun içerisinde bunu gerçekleştireceğiz. O açıdan işverenle işçi birbirinin ayrılmaz parçasıdır, her ikisinin hakkını koruduğumuz kadar işletmeler açık kalır. 4 bin 500 civarındaki işçi kardeşimizin işi bırakmış olmasına ve işverenin de bu işine ben son vereceğim demiş olması tabi ki bizim için sıkıntılı bir durumdur. Hamdolsun bununla alakalı şimdi yeniden işverenlerimiz bu açıklamalarımızdan sonra iş yerlerini açmaya başladılar. Bu düzenlemeyi de tahmin ediyorum 1 ay içerisinde yani Kasım ayının sonuna kadar da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun gündemi müsait olması halinde çıkartacağımız kanaatindeyim.”

Kapanan ya da üretimi durduran madenlerin açılacağını söyleyen Bakan Yıldız, bor özelleştirmesi konusunda ise şunları kaydetti:

“Şimdi ben vatandaşımızın da, sendikacılarımızın da buradan vereceğimiz çok son derece net bir mesajı bir kez daha almalarını ben istirham ediyorum. Biz borla alakalı herhangi bir özelleştirme programını taşımıyoruz, boru özelleştirmeyeceğiz. Bununla alakalı borun cirosunu, borik asitin ve diğer bütün bor türevlerini arttırmak için gayret ediyoruz. Bakın Eti Maden 687 milyon dolar civarında ciro yaptı geçen yıl, 687 milyon TL civarında kar etti. Yani bu kamu açısından stratejik ürününün, borun işlenmesi açısından da son derece önemli. Maliye Bakanımızla yaptığımız açıklamaların birbirine tezat oluşturup oluşturmadığı soruluyor. Maliye Bakanımız ‘Biz boru özelleştireceğiz’ diye bir açıklama yapmadı. ‘Borun bir kısım kalemleriyle alakalı özelleştirme programında olup olmayacağını Enerji Bakanlığı’ndan görüş alıyoruz ve o görüşten sonra bu yollara gideceğiz, ona karar vereceğiz’ dedi. Biz Maliye Bakanlığı’na olan görüşümüzde borun kamuda kalmasıyla alakalı son derece net bir mesaj veriyoruz. Bunu hem kamuoyuyla paylaşıyoruz hem de Bakanlığımızla o yüzden Maliye Bakanımızın açıklamasında herhangi bir tezat yok. Diğer bir kısım BOTAŞ’ın TPAO’nun özelleşmesiyle alakalı sarf ettiği cümleler, onun halka açılmasıyla alakalı ve belli bir hisse sınırlandırılmasıyla alakalı. Türk Hava Yolları gibi açıklamalardır. O yüzden bizim Maliye Bakanlığı’yla aramızda herhangi bir tezat bulunmamakta, herhangi bir aykırı açıklama olmamakta. Ama ben net olarak şunu söyleyeyim; borla alakalı Türkiye’nin, AK Parti hükümetlerimizin ne böyle bir niyeti oldu özelleşmesi için ne de böyle bir gayreti oldu. O yüzden sendikacılarımız da müsterih olsunlar, vatandaşlarımız da müsterih olsunlar böyle bir bor özelleştirmesi söz konusu değildir. Ancak borun üretilmesiyle alakalı bir kısım hizmetlerin alınması, bir kısım modern teknolojik makinelerin alınmış olmasını borun özelleşmesi olarak takdim etmek yanlış. Biz teknolojinin her türlüsünü her seviyesinde alıyoruz, bununla alakalı herhangi bir sıkıntımız da yok. Bunun adını bor özelleşmesi diye koymak bir istismar kalemidir diye düşünüyorum.”

Yurt içinde petrol aramaları ile ilgili ise Bakan Yıldız şunları söyledi:

“Özellikle Batman, Adıyaman, Diyarbakır bölgelerinde, hele hele kaya gazıyla alakalı Diyarbakır Sarıbuğday-1 ve 2 kuyularını yurt dışı firmalarıyla beraber, anlaştığımız firmalarla beraber buluyoruz ve Trakya. Trakya’daki bir kısım doğalgaz rezervlerinin olduğunu biliyoruz. Şu ana kadar yaptığımız çalışmalar 7,5 milyar dolar civarında 12 yıldan bu yana, yani AK Parti hükümetlerimizin tamamında 13 katına çıkarttık arama faaliyetlerine ayırdığımız bütçeyi ve 7,5 milyar dolar civarında bir para harcandı hem özel sektör hem de kamu tarafından. En son bizim Petrol İşleri Genel Müdürlüğümüzde yaptığımız değerlendirme toplantısında bir kısım yeni rezervlere daha ulaştık. Ancak biz bunu petrol bulduk diye böyle hepimizin kulağına hoş gelen bir cümle şeklinde lanse etmiyoruz. Bu Türkiye’nin ihtiyacının tamamının karşılandığıyla alakalı bir kanaat oluşturuyor, bu doğru bir kanaat olmaz. Biz her şeyimizi şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşıyoruz. Yaklaşık 750-800 bin varil civarında günlük tüketimin şu anda Türkiye’de yüzde 8’leri üretiliyor, yüzde 8 de dışarıda üretiliyor. Yüzde 15’ler civarında kendi ham petrolümüz var bizim. Bu rakamı Irak’taki operasyonlarımız, yaptığımız anlaşmalar ve sözleşmelerle beraber biz bunun yarısını hedefliyoruz. Bu çok önemli bir rakam ve Türkiye’nin 24,5 milyar dolarlık bir paketini karşılayacak bir rakam. Hamdolsun artık Türkiye’deki enerji politikaları ve stratejileri siyasi sınırlar sabit kalmak kaydıyla Suriye’de ve Irak’ta enerji sınırlarını, ekonomik sınırlarını genişletmek üzere kurulu bir politikayı ve stratejiyi ihtiva ediyor. O açıdan ben bulunduğumuz noktadan çok daha iyi bir ham petrol ve doğalgaz seviyesine geleceğimiz kanaatindeyim.”

Kaya gazı konusunda Türkiye’deki durum hakkında Bakan Yıldız şunları dedi:

“Amerika Birleşik Devletleri’ne son derece agresif ve çok dominant bir yapıyla beraber girdiler. Özel sektörde sizin 300 dönüm, 1000 hektar, 10 bin hektarlık alanlarda kendi özel alanınızda petrolü bulup tamamını kendiniz gibi kullanabiliyorsunuz. Bizde bu devlet ağırlıklı ve devlet varlığı olarak değerlendirilir. Bunun böyle olması Türkiye açısından da yanlış değil. Ama bugün Avrupa’da Polonya gibi ülkelerde kaya gazının aranmasıyla alakalı bazı şerhler kondu çevre saikleriyle, çevre gerekçesiyle. Amerika Birleşik Devletleri bunu koymuyor. Ve net bir ithalatçıyken şu anda net bir ihracatçı pozisyonuna geldi. Ama şeyl gazının, kaya gazının Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunmuş olması bunu dünyayla paylaştığı anlamına gelmedi. Tamamen kendi iç sanayisinde ve meskenlerinde kullandı. Tabii ki bugün dünyada dört tane piyasa var; Amerika, Akdeniz, Kuzey Avrupa ve Uzak Doğu. 120 dolara yaklaşık Amerika Birleşik Devletleri’nde doğalgaz kullanan insanlık, Avrupa’da bunu 3 katına en az, 3 ila 3,5 katına, Japonya ve Güney Kore’de de 6 ila 6,5 katına kullanıyor. O yüzden Japonya ve Güney Kore’nin daha teknolojik ürün üreterek bu açığı kapattığını görüyoruz. Türkiye ise kaya gazını dediğim bölgelerde arayarak inşallah 10 yıllık bir projeksiyonla beraber 2023 yılına kadar ciddi adımlar atılmasını istiyoruz. Bu manada firmalarımızı teşvik ediyoruz. Uluslararası sermayeyi ve uluslararası firmaları da teşvik ediyoruz. Aynen bizim ExxonMobil’le, Chevron’la, BP’yle, Shell’le, Statoil’le bir kısım yaptığımız anlaşmalar gibi. En son biliyorsunuz Hazar Denizi’ndeki yaptığımız operasyon ham petrolün kendisini sahiplenmeyle alakalı bir konudur ve oradaki hisselerimizi yüzde 10 civarında daha da artırmış olmamız bu politikamızı destekleyen iyi bir örnek olmuştur.”


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.