Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Açıklamaları (1) …

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “bize verilen hiçbir sözün yerine getirilmemiş olmasına rağmen çözüm sürecini kararlılıkla yürüttük” dedi.Kanal 7 ve Ülke TV ekranlarında ortak yayınlanan İskele Sancak programına konuk olan Başbakan Ahmet...

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Açıklamaları (1) …

banner390
Başbakan Ahmet Davutoğlu, “bize verilen hiçbir sözün yerine getirilmemiş olmasına rağmen çözüm sürecini kararlılıkla yürüttük” dedi.

Kanal 7 ve Ülke TV ekranlarında ortak yayınlanan İskele Sancak programına konuk olan Başbakan Ahmet Davutoğlu, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. 90’lı ve daha önceki yıllarda devletin yaptığı yanlışları eleştiren Davutoğlu, çözüm süreciyle ilgili, “Çözüm süreci Türkiye’nin en önemli projesi ve Orta Doğu’daki kargaşalar içerisinde tek başarı hikayesidir. Bu proje tamamıyla yerli, tamamıyla bu halkın iradesiyle ortaya çıkmış ve hükümet bu halkın iradesine hem tercüman olmuş hem de yönetmiştir. Türkiye’de etnik veya mezhebi temeldeki her çatışma sunidir. Asırlar süren beraberliğimiz dolayısıyla, çok güçlü bir tarihin harmanında yoğrulmuş bir toplumuz. Bu harici durumun ortadan kalkması için, bir taraftan demokratikleşme yoluyla insanların en doğal haklarını teslim eden ama diğer taraftan da ülkenin toprak bütünlüğünü, ülkenin siyasi birliğini teminat altına alan bir sürecin adıdır çözüm süreci. Geçmiş dönemlerde, özellikle 90’lı yıllarda şöyle bir çelişki var: Ülkenin birliğini, dirliğini, toplumun huzurunu temin etmek için son derece gayri tabii güvenlik yöntemleri uygulanması gerektiği düşünülürdü; köylerin yakılması, meralarda yasaklar, çok ciddi güvenlik tedbirleri vardı. Biz, insanların özgürleştirilerek demokratik bir bilinç gerçekleştirileceğine, ülkenin birliğinin ve siyasal sistemin meşruiyetinin temin edileceğine inanıyoruz. Buradaki psikolojik fark çok önemli. 90’lı, 80’li ve daha önceki yıllarda 30’lu 40’lı Dersim olaylarında da hep devleti öne alan ve devletin güvenliğini temin altına alarak ülkeyi bir arada tutmaya çalışan politikalar benimsendi. AK Parti’nin farkı şuydu; devleti öne alan değil, devletin meşruiyetini halk nezdinde güçlendirecek şekilde insanı öne alan bir yöntem benimsedik. Onun için hiç kimseden bir iltifat, izin yada bir taktir beklemeden demokratikleşme paketlerini arka arkaya açıkladık. Daha önce 90’lı yıllarda yasaklandığında ülke birliği korunacak zannedilen birçok şey; Kürtçe’nin siyasi propaganda olarak kullanılmasının yasaklanması, kasetlerin dahi yasaklanması, annelerin babaların hapishanedeki çocuklarıyla dahil Kürtçe konuşamaması… Biz bunu değiştirdik. Getirdiğimiz yeni anlayış, bireylerin hangi etnik ve mezhebi kimliğe ait olurlarsa olsunlar devletle, siyasal sistemle ilişkisinin restore edilmesi, yeniden tanımlanması ve aidiyetin güçlendirilmesi. Bu yöndeki adımlarımızı attık” değerlendirmelerinde bulundu.

“DERSİM’İ YAKAN CHP ZİHNİYETİYLE, ŞEHİRLERİ YAKAN ZİHNİYET AYNI”

90’lı yıllarda ülkenin bütünlüğünü sağlamak için köyleri yakan zihniyetle, şimdilerde Kürtler’in hakkını koruma iddiasıyla şehirleri yakan zihniyetin aynı olduğunu kaydeden Davutoğlu, “O zaman bu meseleler çözüldükçe bekledik ve istedik ki; Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da şiddet olayları ortadan kalksın ve silahlar bırakılsın, herkes ne hak talep ediyorsa, hiçbir şiddete başvurmadan siyaset üzerinden talep etsin. Nitekim bugün HDP Milletvekillerinin TBMM’de ifade ettiği hususlar, 90’lı yıllarda milletvekillerinin apar topar tutuklanmasına neden olan hususlardı. Şimdi TBMM çatısı altında konuşuluyor ve kimse de ‘niye bu konular bu çatı altında konuşuluyor’ demiyor. Bütün bu demokratikleşme yoluyla, her türlü görüş rahatlıkla tartışılabiliyorsa, her türlü siyasi parti kuruluyor ve bu partinin kapatılması neredeyse imkansız hale geliyorsa, bütün bunlar olmuşsa şiddetin arkasındaki gerekçe ne? Niye silah kullanılıyor? Niye başka bir vandalizme yol açılıyor? Son 1,5 yıldır yürütülen çözüm süreci, bir taraftan bu demokratikleşme ile yürürken diğer taraftan daha önce 2 süreç yaşadık; biri Oslo süreci diğeri Habur’dan başlayan geri dönüşler. Bu iki süreçte de fark ettik ki bunun milli, yerli ve Türkiye’nin vatandaşları, suçlu da olsa, hapishanede de olsa, serbest de olsa, siyaset de yapıyor olsa vatandaşlar arasında görüşerek bunları halledelim. Ve bu süreçte, İmralı’da yapılan görüşmeler, siyasilerin yaptığı temaslar… Biz tabi muhatap olarak hep siyasileri aldık. Ama çözüm sürecine katkı yapabilecekse herkesi sürecin içerisine soktuk. Ki psikolojik sahiplenme çok önemli. Toplum da bunu sahiplendi. Doğusu da sahiplendi, Batısı da sahiplendi. Biz siyasi otorite olarak bunun için ne yapılması gerekiyorsa yaptık. Bu son olaylar gösterdi ki; nasıl 90’lı yıllarda yanlış bir zihniyet köy yakarak devletin bütünlüğünü koruduğunu zannediyordu, şimdi de birileri şehirleri yakarak hak arayacağını zannediyor. Aynı zihniyet. Ben CHP ve HDP’ye Baş zihniyeti derken bunu kastediyordum. Yani, Dersim’i bombalarken ülke bütünlüğünü garanti altına aldığını zanneden CHP zihniyetiyle, 90’lı yıllardaki Ergenekonvari yapılanmalarla faili meçhullerle ülkeyi bir arada tutacağına inanan zihniyetle, Diyarbakır’ı, o güzelim Mardin’i, Batman’ı, Siit’i ateşe, dumana, kana boğarak, Kürtler’in haklarını koruyacağını zanneden zihniyet aynı zihniyet” ifadelerini kullandı.

“VERİLEN SÖZLERİN TUTULMAMASINA RAĞMEN DEMOKRATİKLEŞMEDEN VAZGEÇMEDİK”

Verilen sözlerin tutulmamasına rağmen demokratikleşmeden vazgeçmediklerini ifade eden Davutoğlu, “Biz geçen sene 30 Eylül’de bile bize verilen sözler gerçekleştirilmediği halde demokratikleşmeden hız kesmedik. Neydi bize verilen söz: Mayıs ayında silahlarını bırakıp sınır dışına çekilecekti bu terör örgütü mensupları. Silahlarını bırakmadılar, çekilmediler. Çünkü bir hesap içindeler. Tam o sırada gezi olaylarını patlak vermesi bir tesadüf değildir. Birileri, Türkiye’de kanayan bir yaranın şifa olmaya başladığını görünce başka yaraları kanatarak, o kabuk bağlamaya başlayan yarayı da açmaya çalıştı. Ve geriye çekilme durdu. Biz yine de sabırla takip ettik. Çünkü bu proje, Kürdüyle, Türküyle, Doğusuyla, Batısıyla bizim projemiz. Bizim buna cevabımız, 30 Eylül’de yeni demokratikleşme paketlerini açmakla oldu. Daha sonra Mesut Barzani’nin Diyarbakır’a gelişiyle, gittikçe çözüm süreci daha da toplumsal bir karşılık bulunca, bu sefer 17 Aralık, 25 Aralık komploları bir başka gölge getirdi. Bunu yapanlar aynı zamanda 2-3 sene önce KCK operasyonlarını yaparak bu yarayı derinleştiren kesimler. Mesele şu; birisi bir türlü bu yaranın kabuk bağlamasını istemiyor. Sonra bu yaranın kabuk bağlamanın ötesinde yavaş yavaş şifa bulmasını istemiyor. Buna rağmen, bize verilen hiçbir sözün yerine getirilmemiş olmasına rağmen çözüm sürecini kararlılıkla yürüttük” diye konuştu.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.