Mhp’li Yeniçeri: “hdp, Bir ’kürt Baharı’ Yaratmaya Çalışıyor”

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, HDP’nin 1 Kasım’da ’sokağa çıkın’ çağrısıyla ilgili, "HDP’nin bu çağrısının amacı kitleleri birbirine düşürerek Türkiye’yi kaos ortamına sürüklemektir. Böylece HDP, bir ’Kürt...

Mhp’li Yeniçeri: “hdp, Bir ’kürt Baharı’ Yaratmaya Çalışıyor”

banner390
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, HDP’nin 1 Kasım’da ’sokağa çıkın’ çağrısıyla ilgili, "HDP’nin bu çağrısının amacı kitleleri birbirine düşürerek Türkiye’yi kaos ortamına sürüklemektir. Böylece HDP, bir ’Kürt Baharı’ yaratmaya çalışıyor. Türkiye’yi birdenbire saracak çok büyük bir kaos tezgahlanıyor" dedi.

Yeniçeri, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin üç ciddi felaketle karşı karşıya olduğunu belirtti. Bunlardan birincisinin vatanın bütünlüğünü tehdit eden terör felaketi, ikincisinin çalışma hayatını tehdit eden iş güvenliği felaketi, üçüncüsünü ise ülkeyi yönetilemez hale getiren siyasi felaket olduğunu söyleyen Yeniçeri, "PKK terörü, vatanın birliğine, milletin varlığına ciddi bir biçimde kast eder hale gelmiştir. İş güvenliğini sağlayamayan yöneticiler çalışanların can güvenliğini yok etmiştir" dedi.

PKK’nın müzakere sürecinde Güneydoğu Anadolu’da meşruluk kazandığını ve devlet iktidarı yanında kendi iktidarını oluşturduğunu öne süren Yeniçeri, bölgede "ikili iktidar" ortaya çıktığını savundu.

"PKK’NIN İLK KEZ HAKKARİ YÜKSEKOVA’DA CANİCE SALDIRILARA YENİDEN BAŞLAMASI RASTLANTI DEĞİL"

Yüksekova’da 3 silahsız askerin arkadan kalleşçe yaklaşan PKK’lılar tarafından şehit edildiğine dikkat çeken Yeniçeri, "PKK’nın ilk kez Hakkari Yüksekova’da başladığı ancak daha sonra ara verdiği sivil askerlere arkadan yaklaşarak canice saldırılara yeniden başlaması rastlantı değildir" dedi.

Yeniçeri, PKK’nın asker infazı politikasını uyguladığı yerin Yüksekova ve Diyarbakır olmasının Yüksekova’da ve Diyarbakır’ın bazı mahallelerinde özerklik ilanıyla yakın ilgisi olduğunu savunarak şunları kaydetti:

"Bu bölgeler aynı zamanda uyuşturucu ve kaçakçılığın merkezi olması bakımından da önemlidir. PKK, bölgede hakimiyet kurabilmek için IŞİD’in uyguladığı insanlık dışı ve vahşi cinayetlere yönelmiştir. Böylece korku, tedirginlik ve panik yaratarak insanların PKK’ya karşı olan direnci kırılmaya çalışılıyor. Bu vahşi infazlar, polis ve asker üzerindeki kuşatılmışlık duygusunu artırırken, özerklik çabalarına katkı sağlamaktadır. Bu arada YDG-H’liler Kandil’in talimatıyla Cizre’de iki mahalleyi kapattı ve özerklik ilan ettiğini duyurdu. Bölgede PKK, YDG-H’ye ’sizi zora sokan memurları bize bildirin’ diyor. YDG-H’ye özerklik ilan etme talimatının da Kandil’den geldiği biliniyor. Bu bağlamda Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor Kulübü ismini oybirliğiyle ’Amedspor’ olarak değiştirdi. Bu aşamada AKP’ye devletin bir an için devlet olduğunu ve ülkenin her karış toprağında adaleti, hukuku ve güvenliği tesis etme mecburiyeti olduğunu ve bunun anayasal bir sorumluluk olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz."

"HDP’NİN 1 KASIM ÇAĞRISI"

Yeniçeri, HDP’nin Kobani dolayısıyla "1 Kasım’da bir kez daha sokağa çıkarak küresel eyleme güç verme" çağrısı yaptığına dikkat çekti. 6-7 Ekim’de HDP’nin kitlelere "sokakları Kobani’ye çevirin" çağırısı yaptığını kaydeden Yeniçeri, "Sokaklar savaş alanına çevrilmişti. HDP hakkında bu terörist tahrik eyleminden dolayı hiçbir işlem yapılmamıştı. HDP, her yaptığının yanına kar kalması nedeniyle bu defa tekrar sokağa çıkma çağrısında bulunmuştur. ’Dünya Kobani Günü’ adı altında yeni bir tahrik ve ayaklanma çıkarılmaya çalışılıyor. 6-7 Ekim olaylarında eksik kalan eylemlerin bu defa tamamlanması amaçlanıyor. Türkiye iradesiz ve beceriksiz bir iktidarın güdümünde HDP’nin oyuncağı haline gelmiştir. HDP’nin bu çağrısının amacı kitleleri birbirine düşürerek Türkiye’yi kaos ortamına sürüklemektir. Böylece HDP, bir ’Kürt Baharı’ yaratmaya çalışıyor. Türkiye’yi birdenbire saracak çok büyük bir kaos tezgahlanıyor. İktidarı ve yetkilileri ’geliyorum’ diyen bu tehlikeye ve tahrike karşı hazırlıklı olması için buradan bir kez daha uyarıyorum" ifadelerini kullandı.

PEŞMERGENİN GEÇİŞİ

Hükümetin ise bütün olan bitene karşın Kobani’ye peşmergenin Türkiye üzerinden geçişine izin verdiğini belirten Yeniçeri, "PKK, peşmergelerin Türkiye’den geçişini tam bir şova dönüştürmüştür" dedi. Yeniçeri, şöyle devam etti:

"Gelen haberlere göre MİT ile Kürdistan Bölge Yönetimi, peşmergenin 28 Ekim gecesi 23.00’te Habur’dan girerek, sabah 06.00’da Kobani’de olmasında anlaşmışlar. Bu bağlamda silahla peşmergenin silahları kamufle edilecek, geçiş süreci gizli tutulacaktı. Ancak konvoyun 29 Ekim’de resmi töreni andıran görüntülerle peşmergenin Türkiye’ye girmesi sebepsiz değildi. Peşmerge, ’lastik patladı, araç bozuldu’ diyerek gece yerine gündüz Türkiye’ye giriyor. Peşmergenin Türkiye’ye girişi bölücülerin yollara döktükleri kitleler tarafından Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı gövde gösterisine dönüştürülüyor. Peşmergenin geçişine izin veren AKP iktidarı, Genelkurmay, MİT ve diğer ilgililer peşmergenin geçişinin şova dönüşmesini engellememesi düşündürücüdür. PKK, gerek ABD ve gerekse diğer Batılı ülkelerle kurduğu sıcak ilişkiler sayesinde ‘terörist örgüt’ statüsünden kurtulmak yolunda ciddi mesafeler almıştır. PKK bu manada ciddi müttefikler elde ederken, Türkiye giderek yalnızlaşmaktadır. PKK, Türkiye’de sokakları mobilize ettiği militanları sayesinde terörize ederken, Türkiye’yi de ’IŞİD’e destek olan ülke’ olarak propaganda etmekte büyük başarı sağlamıştır. AKP’nin çözüm sürecine ’kader’ misyonu yüklemesi ve Esat’a duyduğu öfke ve nefret Türkiye’yi bölgede kaderiyle başbaşa bırakmıştır."

ERMENEK’TEKİ MADEN FACİASI

Yeniçeri, Türkiye’nin ihmallerin, sorumsuzlukların, kazanç hırsının ve yönetim zaaflarının sonucu oluşan felaketlerin insanları nerede yakalayacağı belli olmayan bir ülke haline geldiğini söyledi. "İnsan hayatının bu denli ucuz olduğu bir dönemi Türkiye hiç yaşamamıştır" diye konuşan Yeniçeri, "Son aylarda Türkiye, Soma’da malum ocağın çökmesiyle cumhuriyet tarihinin en fazla can kaybının yaşandığı bir felaketle karşı karşıya kalmıştı. Ardından Mecidiyeköy’de inşaatı devam eden 36 katlı binanın asansörünün 32. kattan zemine çakılmasıyla onlarca çalışan can verdi. Son olarak da Ermenek’te maden 18 maden çalışanı ocağın derinliklerinde su ve çamur deryası altında kaldı. Türkiye’nin iş kazaları konusunda dünyada 3., Avrupa’da ise 1. sırada yer alması utanç vericidir" dedi.

Ermenek’teki ocakla ilgili olarak iş müfettişleri tarafından "Ocağın yeraltı suyu tehlikesine karşı kontrol sondajı gerekir" raporu verildiğine dikkat çeken Yeniçeri, şunları kaydetti:

"Zorunlu olarak yapılması gereken sondaj yapılmıyor. Yapılmadığı halde ocağın faaliyette bulunmasına izin veriliyor. Ağır işleyen bürokrasi yüzünden yargı çok yavaş işliyor. Bilirkişilerin raporları tartışmaya açık hazırlanıyor. Sorumlu bürokratlar için soruşturma izni verilmiyor. Küçük tazminatlarla kurtulacağını bilen işveren gerekli tedbirleri almıyor. Bütün bu kazaların, ölümlerin nedenlerini iktidar yetkilileri maden ocaklarının olduğu yerde aramalarıdır. Halbuki yaşanan ölümlü felaketler birer sonuçtur. Soma, Ermenek, Mecidiyeköy’deki kazalar birer sonuçtur. Bu sonucu meydana getirenler, kömür ve maden ocakları ya da iş güvenliğiyle ilgili olarak Ankara’daki karar vericilerdir. Konuyla ilgili mevzuat, taşeronluk, ihale sistemi, özelleştirme, rödovans, ocakların çalışma ya da çalışmamasına karar verenlerdir. Yaşanan ölümlerin nedenleri bireysel girişimci ya da sektörlerle ilgisi olmaktan daha çok sistemin yapısıyla ilgilidir. Yani olay yapısaldır. Türkiye’de sistem insan odaklı değil, kazanç odaklıdır. Çalışanların insan olduğu, insan hayatının da fiyatının olmadığını iktidar ve işverenler öğrendiği zaman kazalarda can veren insan sayısı da azalacaktır."

"BUNDAN SONRA BÖLGEDE YA DEVLET OLACAK YA DA İSTENMEYEN OLAYLAR YAŞANACAK"

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Yeniçeri, "Çözüm sürecinin şu anda durdurulduğu söyleniyor. Bundan sonrası için görüşleriniz nedir?" sorusuna, "Çözüm süreci zaten PKK tarafından uygulamaya konulan değil, AKP tarafından bir taviz verme süreci olarak devreye sokulmuştur. Dolayısıyla PKK ne silah bırakmış, ne çatışmasızlıktan vazgeçmiş, sınırın öteki tarafına gitmiş ne de örgütlenme faaliyetlerini askıya almıştır. Görünen o ki geldiğimiz noktada çözüm sürecinde devlet zayıflatılmış, PKK ise güçlenmiştir. Öyleyse böyle bir süreç PKK’yı güçlendirme sürecidir. Böyle bir süreci sürdürmek ahmaklık ve hainliktir yoksa çözümü kim istemez. Silahı bırakır, öldürmeden ’vazgeçtim’ der, ’yollara mayın döşemeyeceğim, insan öldürmeyeceğim artık’ derse birisi oturur onunla konuşursunuz. Bundan sonra bölgede ya devlet olacak ya da hiç istenmeyen, hiçbirimizin istemediği olaylar meydana gelecektir. Siz devleti oradan çekerseniz, korucuları sahipsiz bırakırsanız, oradaki devlet yanlısı aşiretleri PKK’nın kucağına iterseniz, orada hakimiyeti de PKK’nın kucağına itmiş olursunuz. Bize feryat figan yakınmalar, ağlamalar geliyor. İnsanlar Güneydoğu’yu boşaltıyor, PKK’lı olmayanlar Güneydoğu’yu boşaltıyor, herkes çoluğunu çocuğunu bırakıp Batı’ya kaçıyor. Zaten çözüm sürecinin uygulanabilirliği yoktu, bir illüzyondu ve sürekli bir biçimde herkes birbirini çözüm süreci adı altında işe başlayıp meşrulaştırmaya çalışıyorlardı. Duvara tosladıkları için adım atmak zorunda kaldılar, bu bir realitedir" cevabını verdi.

"HER MADEN YASASINDAN SONRA BİR TORBA YASA MI ÇIKARACAĞIZ"

Yeniçeri, "Madenlerle ilgili yeni bir düzenleme yapılarak yetkinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na devredilmesi planlanıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruyu da cevapladı. Yeniçeri, "Yetki yalnızca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na devredilsin, jandarma valiye bağlansın’ ile sorunu çözeceğini zannedenler, sorunu anlamayanlardır. Evet, orada bir takım iyileştirme yapabilirsiniz. Her maden kazasından sonra biz bir Torba Yasa mı çıkaracağız. Yani alelacele getirilen, zevahiri kurtarmak için idare-i maslahat eden yasaların Türkiye’yi getirdiği yer burasıdır. Onun için Türkiye ciddi bir biçimde maden ocaklarıyla ilgili, yer altında çalışan ve diğer emekçi kesimiyle ilgili ciddi yasal düzenlemeler yapmak zorunda ve durumundadır. Öncelikle iktidar, verimlilik, kar, etkinlik gibi yalnızca girişimciye yönelik bir takım yaklaşım biçimlerinden kurtulması gerekiyor. Çünkü bunlar çalışanı edilgen bir öğe olarak burada görmektedirler. Zihniyetin değişmesi lazım. Yasaların sistem ve pratikle doğrudan bağlantısı olacak şekilde düzenlenmesi lazım. İnsan mı, üretim mi sorusunu cevabını vermeniz lazım?" ifadelerini kullandı.

MGK TOPLANTISI

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararlar hatırlatılarak, "Toplantıda ’legal görünümlü illegal yapılanma’ sosyal medyada ’doğan görünümlü şahin’ şeklinde yorumlandı. Siz kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ise Yeniçeri, "Şimdi MGK, Türkiye’nin gündemiyle değil herhalde ütopyalarla ilgileniyor. Ben öyle görüyorum. MGK’ya çok basit bir şey soruyorum. Şu Bülent Arınç’ın suikast olayı ne oldu? Ağzına bir şey koymuştu, yutmuştu, tükürmüştü, kozmik odaydı, girildi, çıkıldı. Bülent Arınç’a suikast olayı neydi, birisi çıksın bana anlatsın. Türkiye’de çok ciddi bir şey var, üzerine özellikle dikkat çekmek istiyorum. Alman gizli teşkilatı NBD Türkiye’yi dinlediğini söyledi. CIA Türkiye’yi dinlediğini açıkladı. MOSSAD söylemedi ama onlardan daha çok MOSSAD dinliyor. Şu Dışişleri Bakanlığı’nı kim dinledi? Ne oldu Dışişleri Bakanlığı’ndaki dinleme. Dışişleri Bakanlığı’ndaki dinleme büyük bir operasyondu. Türkiye’nin Suriye yönünden herhangi bir adım atmasının önünü kesmek için ’Dışişleri Bakanlığı’nda ne konuşuyor, Türkiye ne düşünüyor bu konuda?’ bununla ilgili bilgileri edinip, Türkiye’ye karşı kullanmıştır ve Türkiye’nin o bölgedeki operasyonu durmuştur, Türkiye’nin eli kolu bağlanmıştır. Bugün gelinen noktada Türkiye’deki dinlemelerin rolü tartışılmaz. Peki bunu kim dinledi? Türkiye, istihbarat bakımından kevgir gibi. Aldığınız her karar daha zihninizden geçmeye başladığı andan itibaren başkalarının eline geçmektedir. Bu da böyle basit bir cemaate, basit bir yapıya indirgenerek açıklanmayacak büyük bir olaydır, aklınızı başınıza devşirin. Büyük bir akıl, Türkiye’de çeşitli yapıları da kullanarak, özellikle devletin güvenliğini tehdit eder durumda ve noktadadır. MGK’da zaman zaman solcular, Türk milliyetçileri, İslamcılar tehdit olarak ifade edilmiştir, bölücüleri zaten biliyorsunuz. Şimdiki günah keçisi de artık ’legal görünümlü illegal paralel yapı’ denilen yapı. Dolayısıyla siz bütün olayları paralel yapı denilen cemaatle ilişkilendirerek açıklamaya karışırsanız, hiçbir şeyi açıklamış olmazsınız. Türkiye’de bir tane paralel yapı vardır o da KCK’dır" karşılığını verdi.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.