Milletvekili Fındıklı: “herkes Anasının Kucağına Dönsün”

AK Parti Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı, çözüm sürecine ilişkin, “Bizim de niyetimiz bunların bir kısmı gelsin, ticarete atılsın, ticareti yürütsün, bir kısmı da siyaset yapacaksa siyaset yapsın. Herkes anasının kucağına dönsün....

Milletvekili Fındıklı: “herkes Anasının Kucağına Dönsün”

banner390
AK Parti Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı, çözüm sürecine ilişkin, “Bizim de niyetimiz bunların bir kısmı gelsin, ticarete atılsın, ticareti yürütsün, bir kısmı da siyaset yapacaksa siyaset yapsın. Herkes anasının kucağına dönsün. Bununla ilgili bir hazırlık var. Hem sosyal rehabilitasyon adına, hem de ekonomik rehabilitasyon adına baya ciddi hazırlıklar ve çalışmalar var. Nasıl bir şey çıkacak? Bunu beraber yaptığımıza göre yaptığımıza razı olacağız. Yaptığımız bize ait bir şey olacak” dedi.

AK Parti Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı, yerel Güneş TV’de programda gündeme ilişkin ilginç açıklamalarda bulundu.

“YENİ TÜRKİYE, YENİ ANAYASA”

Yeni dönem için en büyük hedefin yeni bir anayasa olduğunu vurgulayan Fındıklı, “Bu yeni dönemde, yani eskinin yıkıldığı, bu yapının ortadan kalktığı ve alınan mesafenin birinci anlamında anayasa teminatı altına alınması konusunda bir sivil anayasanın yapılması Yeni Türkiye’nin önünde. Söylem itibariyle hem sayın cumhurbaşkanımız ve hem de sayın başbakanımız Yeni Türkiye adıyla çıkıyor. Artık alandaki o statükonun karanlık odalarının hepsinin yıkıldığı, açıldığı bir alan. Onun üzerine Yeni Türkiye’nin yapısını kurma noktasında, Yeni Türkiye’nin kodlarının oturtulması noktasında yeni bir dönem başlıyor. Yani eskisi yıkıldı, artık yenisi ikmal edilecek. Ceberrüt yapının ortadan kalktığı, katı duvarların, beton yığınlarının ortadan kalktığı zeminin tesviye edildiği, şimdi Yeni Türkiye’nin kurulma aşamasına girdik.Dolayısıyla bunu AK Parti’nin ikinci evresi olarak kabul ediyoruz. Ama burada başbakan olarak koltukta Ahmet Davutoğlu var, bu kodları oturtup 2023 yılına giderken, bir taraftan da Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Recep Tayyip Erdoğan var. Dolayısıyla böyle bir süreç işliyor. Aslında yeni bir evre başladı, ama bir dönem kapandı, bir dönem açıldı değil, bir dönemin metotları bitti, yeni dönemin metotları ile yola devam edilecek. Yeni Türkiye’yi kurarken, Yeni Türkiye’yi ancak yeni bir anayasa ile kurabileceğimizi düşünüyoruz. 2015 seçimlerinde halkımız teveccüh ederse en az 330 milletvekili yakalamak suretiyle yeni bir anayasayı, sivil bir anayasayı, demokrat bir anayasayı bu ülkeye kazandırmak istiyoruz. Ancak o anayasayı yapabilirsek, yeni Türkiye’nin kodlarını tam yerli yerine oturtabiliriz. Orada toplumsal barışı sağlayabiliriz. Anayasanın mantığını ve ruhunu kutsal devletten kutsal millete dönüştürebiliriz. O çerçevede yeni bir anayasa yapabiliriz. Biz bunların farkındayız. Ancak bu Türkiye içeride ve dışarıda, içeride eski alışkanlıkları olanlar ile dışarıda kontrol edilemez, kendi stratejilerini üreten bir Türkiye dışarıda bazılarını rahatsız ediyor, dolayısıyla bu tip algı operasyonlarının içeriden ve dışarıdan yönetildiğini çok iyi biliyoruz ve bunun farkındayız. İçeride bu işe alet olanlar var, beraber hareket edenler var. Dün düşman olan, bir araya gelmez denilen grupların, bir birinin saçını başını yolanlar bugün bir araya çok rahatlıkla gelebiliyor. Hepsi bu mevcut statükoda gücü kullanıp Türkiye’yi halkın idare ettiği bir cumhuriyetten ziyade bir elit kadronun imkanları kullandığı bir yapıda kalmasını istiyorlar. Halk dünden daha güçlüdür. AK Parti dünden daha güçlüdür. Yaşarken tecrübeleri ve yeni gelen ekibi hakikaten sayın başbakanımızın hem akademisyen kimliği itibariyle, hem de Dışişleri Bakanlığı döneminde yaşadığı tecrübeleriyle bu gücü oluşturacağına ve bunu gerçekleştireceğine inanıyorum” şeklinde konuştu.

“GEZİ OLAYLARINDAKİ FOTOĞRAFI, TAKSİM MEYDANI’NDAKİ ALMAN PİYANİSTTE GÖRÜN”

Türkiye’deki son yaşanan olayların dış odaklı operasyon olduğunu söyleyen Fındıklı şu ifadeleri kaydetti: “Siyasetin demokratik bir zeminde yapılması lazım. Rekabetin demokratik bir zeminde yapılması lazım. Biz Türkiye’de gerçekten özgürlükçü bir yapının oluşması için gayret sarf ediyoruz. Ancak bazen aynı talebi dile getiren insanlar farklı provokasyonlarla farklı eylemlerin içerisine girebiliyorlar. Türkiye’nin iki tane açık yarası var. Birisi Kürtler, diğeri Aleviler. Bu fay hattı her zaman ve her dönem de bizim gençliğimizde de kullanılan fay hatlarıdır. Bu içeriden de, dışarıdan da kullanılan fay hatlarıdır. Şimdi Gezi Olaylarına basit 10 tane ağaç ile başlayan tabii bir olay olarak bakarsanız, görürseniz bu yapılanları farklı değerlendirirsiniz veya 32 ilde yapılan vandalizmi siz hak ve hukuk çerçevesinde yapılmış, demokratik bir tepki olarak yapılmış olarak siz bakarsanız tankları farklı değerlendirirsiniz, veya olayları farklı değerlendirirsiniz. Ben Rahmetli Hamido’nun ölümünde Malatya’yı gördüm. Eğer Malatya’da o gün, gerekli güvenlik tedbirleri alınmış olsaydı Malatya o acıyı bu kadar derin yaşamayacaktı. O bölgede yaşayan insanların can ve mal güvenliği Türkiye Cumhuriyetinin teminatı altındadır. Olayları böyle basit, kendiliğinde gelişmiş sokak eylemleri olarak bakarsanız bunu böyle çok rahat okuyabilirsiniz. Ama olayın Yeni Türkiye kurulurken, Yeni Türkiye’nin önüne kurulan bariyerleri içerden ve dışarıdan yeni bariyerler kurmak suretiyle kaos yaratarak Türkiye’yi çökertmek olarak algılarsanız olayları AK Parti gibi davranışınız farklı olur. Şimdi Gezi Olaylarından daha da öne gidelim. Türkiye’de 2011 yılından önce biz Kürt sorununu çözeceğiz diye yola çıktığımızda, ki 2002 ile kıyaslarsanız, Kürt meselesini konuştuğumuz zaman, o zamanki konuşmalarımız ile şimdiki konuşmaların arasında çok fark var. Oslo’da yapılan görüşmelerde, görüşmeye oturan Kürt siyaseti tarafı ‘AK Parti bu söylediklerinin yarısını yapsa bizim için yeter’ dediklerini çok iyi biliyorum. Ama insanı ve vicdanı boyutta AK parti Kürtlerin hak ve özgürlükleri, hatta ve hatta kendi coğrafyasında yaşayan, kendi ülkesinde yaşayan bütün insanların hak ve özgürlüklerinin önünü açmak için yola çıktı. Demokrasi sadece Kürtler için yalnızca İslamcılar için değil, herkes için lazım olan bir şeydi. Bunun için yola çıktı. Ama bu aynı zamanda Eski Türkiye’nin yıkılması demekti. Eski Türkiye’nin yok olması demekti. Oslo’daki görüşmelerde masada Avrupa’da vardı, Amerika’da vardı. Ama sırf bu meselenin çözümü Batı tarafındaki, biraz daha milliyetçi kanadın kışkırtılması adına Oslo görüşmelerinin bazı notları deşifre edildi ve belgeleri yayınlandı. Hem de kimin eliyle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun eliyle. Orada beklenen şey şuydu, ‘Bu kadro Türkiye’yi farklı bir alana taşıyor. Bu kadronun önü mutlaka kesilmeli. Dolayısıyla bu Oslo görüşmelerini tutanakları çıkarsa, bunların zaten oy oranları düşer, o zamanda bunlar iktidardan gider, biz tekrar düzenimizi devam ettiririz.’ Biz bu olayı böyle okuduk. Ama toplum bundan çok daha ileri seviyede, çok dana ufku açık bir şekilde, ‘Oslo görüşmeleri, evet devlet gerekirse görüşebilir, bundan da hiçbir mahsur yok’ diye. Oslo görüşmelerinin açıklanması bir dayatmaydı. İkincisi Gezi Olayları yine dıştan kaynaklanan bir operasyonun başlangıcıydı. Bana göre Gezi’nin ön önemli figürü ve tarifi o 10 tane ağaçta ve çadırlarda değil. Taksim Meydanı’na bir Alman piyanistin iki tonluk piyanosuyla gelip her akşam gelip resital vermesidir. Bu fotoğraf, Gezi Olaylarının gerçek fotoğrafıdır. Aynı fotoğrafı Ukrayna’da meydanda görürsünüz. Yine bir Alman piyanist, yine piyanosunun başında. Dolayısıyla Türkiye’nin Oslo’da başlayan, Gezi Olayları ile devam eden Ukrayna’da olan hadiselere bakarsanız, olayın arkasında çok rahatlıkla Avrupa Birliği’nin bazı tahriklerini ve organizasyonlarını görebilirsiniz. Çünkü Almanya iki şeyden rahatsız. Almanya’nın iki tane enerji kaynağı güzergahı var. Bunlardan birisi Rusya üzerinden Ukrayna’dan geçen hat, ikinci Türkiye üzerinden geçen hat. Almanya vananın birinin Türkiye’de, birinin Rusya’da olmasından fevkalade rahatsızdır. Dolayısıyla Ukrayna ve Türkiye üzerindeki oynadığı oyunlar bununla ilişkilidir.”

“SİVİL ALANDAKİ MUHALEFET GİBİ SİYASİ ALANDA BİR MUHALEFET YOKTUR”

Muhalefet partilerine tepki gösteren Fındıklı, “Türkiye’nin en büyük problemi muhalefetin olmamasından kaynaklanıyor. Türkiye’de ciddi anlamda bir muhalefet olsa, muhalefet beni demokratik yolda ‘Niye ağır gidiyorsun’ diye ileriye çekmeye çalışsa, problem yok. Muhalefetin özgürlük alanları benden daha ileri olması lazım. Özgür ve demokratik Türkiye’ye muhalefet gerçekten inanmış olsa benim o zaman iktidardan gittiğimde, muhalefet gelecektir iktidara ve gelecekte Türkiye’nin idealleri devam edecek anlamına gelir. Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında ‘Yeni Türkiye değil, Yeniden Türkiye’ dedi. ‘Yeniden Türkiye’ şudur, eski Türkiye’ye atıftır. Toplumdaki algı şu, değişim ve dönüşüm isteyenlerin algısı şu; ‘Ya AK Parti giderse, yerine de CHP gelirse bu demokratikleşmeler devam edecek mi? Bu soruyu da ben sorarım. En büyük problemde buradan çıkıyor. Sivil tabandaki muhalefet gibi, siyasi alanda temsil edilen bir muhalefet olsa Türkiye beklide bu problemlerini çoktan aşmış olacaktı. Sürekli CHP, MHP ile birlikte Türkiye’nin özgürleşmesini, barış sürecini bir ucundan tutup geriye geriye çekiyor. Asıl problem muhalefetin bizden daha özgürlükçü bir Türkiye vaat etmemesinden kaynaklanıyor. Onun için AK Parti’nin iktidarda kalıp bu süreci götürmesine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

“ERDOĞAN SAHİCİ BİR LİDER”

Cumhurbaşkanının sert dili ile ilgili iddiası hakkında ise Fındıklı, “Recep Tayyip Erdoğan kişilik itibariyle çok sahici bir lider. Tepkisi de, tarzı da, siniri de, kızması da, gülmesi de, mutluluğu da çok tabi içinden geldiği gibi. Halk gibi. En çok sevilen taraflarından biriside bu. Sinirlendiği zaman sinirlendiğini hiç saklamaz. Mutlu olduğu zaman mutluluğunu hiç saklamaz. Birisinin arkasında ise işte Fatih terim’de dahil olmak üzere çok açık ve net söyler. ‘ya ben cumhurbaşkanıyım, bunu da söylemeyeyim’ demez. Tam halk tipi, sahici bir lider. Tavır ve davranışları sahici olduğu için bizim klasik jargona uymuyor. Klasik jargonda halkın tepkisine ve tarzına uymuyor” dedi.

“KOBANİ OLAYLARI ÖCALAN’A YAPILMIŞ BİR OPERASYONDUR”

Fındıklı, Kobani olaylarının serhıldan olarak nitelendirilmesine tepki göstererek, “Serhıldan değdiniz olay, halkın kızması ile alakalı bir konu değil. Bence Kobani ile başlayan ve serhıldan dediğiniz olay, Abdullah Öcalan’a yapılmış bir operasyondur. Abdullah Öcalan’ı etkisizleştirmeye yönelik ve çözüm sürecini intikaya uğratıp, silahlı bir döneme dönülmesiyle alakalı ortaya konmuş bir provokasyondur. Orada kızan halk değil, halktan gelen tepki aynen şu; Siz neredesiniz, bizi bunlara mı bıraktınız. Niye bunlara engel olmuyorsunuz?” dedi.

“SEÇİMDEN ÖNCE BU İŞİN ÇÖZÜLMESİNİ ÇOK İSTİYORUZ”

Çözüm süreci ile ilgili olarak AK Parti Malatya Milletvekili Fındıklı, “Çözüm sürecine iki taraf niyet etmiş ve çözümde kararlıysa, buru masanın başında oturup çözüyor olmaları lazım. Bununda raconuna her iki tarafında uyması lazım. Bir taraf çözüm sürecini kendi alanını genişletmek, kendisinin dışındaki herkesi yok etmek adına kullanırsa, bunun yürümesi mümkün değil. Bu karşılıklı oturanların bir birine olan itimadını sarsar, güveni zedeler. Güveni zedelerse bu iş gitmez. Çözüm sürecinden geri dönülmeyeceğini hem sayın cumhurbaşkanımız, hem sayın başbakanımız tarafından defaten, üzerine basa basa çözüm sürecinden asla ve asla geri gidilmeyeceği dile getirildi. PKK ve HDP bu süreçte masadan kalksa bile bu aslında Türkiye’nin sorunu olduğu için biz bu sorunu tek başımıza yürüteceğimize alenen ve açık deklare ettik. O noktada hiçbir tereddüt yok. Bu irade var. Bir müzakere yapılırken, bu müzakere her halde televizyonun başında yapılmaz. Teknik heyetler gider, araya girenler gider gelirler, karşılıklı müzakereler gider gelir, üzerinde anlaşılan bir madde, bir metin ortaya çıkarsa kamuoyuna onlar paylaşılır. Ama müzakere sürecini paylaşabileceğiniz bir yapıda yok. Çünkü bu yapıda Avrupa var, Kandil var, İmralı var, HDP var, birde onun dışındaki kökler var. Bugün dile getirilen talepler dün yoktu, daha işe ilk başlanıldığında bunların yarısı bile yoktu. İnsan hak ve özgürlükleri Avrupalı bir insanda ne kadar varsa, Türkiye’de olmalıdır ve daha ileri olmalıdır. Şu algı var; işte Kobani olayları, sahadaki olayları bahane ederek, acaba AK Parti biraz daha milliyetçi söylemlere kayıp bu işi seçimlerden sonraya havale edip, güvenlikçi politikalara geçer. Bir kere asla hukuk dışına çıkılmayacak. Seçime gitmeden bu meseleyi de, Alevi meselesini de büyük oranda çözmeyi çok arzu ediyoruz. Seçimden önce bu işin bitmesini çok istiyoruz. TRT Şeş’in açılmasını kimse düşünmüyordu, biz kurduk, kursların açılmasını kimse düşünmüyordu, biz kurduk, değiştirilen beldelerin isimlerini biz getirdik, Kürdiloji Enstitüsünün kurulmasını biz sağladık, Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılmasını biz sağladık, yerel yönetimleri güçlendiren reformları yaptık, şimdi getireceğimiz yeni yasa ile insanların kendi adı ve soyadından memnun değilse bir dilekçe ile en tabi ile kendilerini tanımlayacak adlarını almalarını yolunu açtık. Bunları söylerken haya ediyorum, bunları bir lütufmuş gibi anlatmıyorum. Bunlar şimdiye kadar gasp edilmiş hakların iadesi anlamında söylüyorum” ifadelerini kaydetti.

“HERKES ANASININ KUCAĞINA DÖNSÜN”

Milletvekili Fındıklı şunları söyledi, “Bir terör örgütünden bahsediyoruz, ama bunlar bizim insanımız. Dolayısıyla bizim bu süreci eski Türkiye gibi 30 yıl sürdürmüş, ölen bizden, öldüren bizden bu çok akıllı bir davranış biçimi değil. Dolayısıyla bu insanların silahlarını bırakıp, tekrardan topluma karışmaları siyasette siyasete karışmaları, sivil topluma karışmaları zaten önümüzdeki çözüm süreci ile alakalı bir konu. Şöyle bir sıkıntı yaşıyoruz, bölgemizdeki arkadaşlarımız siyaset yapamaz hale geldi. Örgüte mensup, HDP’ye mensup birileri benim il başkanımı veya ilçe başkanımı çağırıyor, ‘Bundan sonra sen benim temsilcimsin’ diyor. ‘Yapmazsan karşılığını görürsün, kardeşinden görüsün, babandan görürsün, annenden görürsün’. Oraya bir yatırım yapılacak, ‘makbuzu gönderdim sana, cezayı kestim’ diyor. Saha çok ciddi anlamda terörize oldu. Bundan sivil siyaset ciddi anlamda çok rahatsız. Bizimde niyetimiz bunların bir kısmı gelsin, ticarete atılsın, ticareti yürütsün, bir kısmı da siyaset yapacaksa siyaset yapsın. Herkes anasının kucağına dönsün. Bununla ilgili bir hazırlık var. Hem sosyal rehabilitasyon adına, hemde ekonomik rehabilitasyon adına baya ciddi hazırlıklar ve çalışmalar var. Ama problem olan şey şu; 30 sene emir alma, emir verme ve silah yoluyla bir düşünceye sahip birinin gelip fırın işletmesi, dükkan işletmesi veya bir işletme kurması baya zor. Bir yapar, iki yapar ve batar. Orada en büyük tehlike bir Kürt mafyasının doğmasına sebep olur. Çünkü mantık ona doğru yoğrulunca problemini ona göre çözmeye kalkar. Burada da ilk hedef Kürt işadamları olur, ‘biz dağda ölürken, siz burada köşeyi döndünüz’ diyerek tepelerine çekerler ve böyle bir alan olur. Siyasete girenlerde dili şiddet dili ile yoğrulmuş insanlar, siyasete de girdiğinde siyaseti militanlaştırır. Şuanda Doğu ve Güneydoğu’da yaşadığımız şikayetlerin tamamı bu. Bu siyasetin militanlaştırılması durumunda o bölgede tek varlığını sürdüren AK Parti, demokratik mücadelesini yaparken, oy toplarken, halkla ilişkilerde bulunurken militan bir siyasetle karşılaşırsa ya kendiside militanlaşacak, yada kendisi sahadan çekilecek. Böyle bir ortam demokratik bir ortam, özgürlükçü bir ortam değil. Özgürlükçü ve demokratik bir ortamı korumak aynı zamanda HDP’nin de görevidir. HDP, ‘Benim olduğum yerde başkası olmaz’ deme hakkına sahip değil. Çözümden bu çıkmaz. Bunlar konuşuluyor. Biz kamu düzenini çözüm sürecine asla feda etmedik ve böyle bir şey asla yoktur. O bölgedeki insanların ferdi olarak kendi partisini seçme özgürlüğü, kendi düşüncesini açıklama özgürlüğü olduğu gibi bu özgürlükleri koruyacak olanda bu hükümettir, bu devlettir. Olaya PKK’nın ve HDP’nin penceresinden bakarsanız o zaman yanlış olur. Tek tipleştirme doğru değil. Evet, Türkiye coğrafyasında biz çok eziyet çektik vicdan sahibiyiz. Ama Kürt siyasetçilerinde aynı vicdanı tutumu ortaya koymaları lazım. Kobani için olay çıkartanların aynı tepkiyi Esad’ın Halep’de işlediği katliamlar için gösterilmemesi ve hiç seslerini çıkmaması aslında kafalarda tereddüt yaratıyor. Bu çözümü isteyenler bir kere insanı, İslami, vicdani, temel insan hakları hangi felsefeye inanıyorsa o çerçevede duruşunu her alanda gösteriyor olması lazım. Bu süreç nereye gidecek? Bu süreç yerli,özgün ve mili bir süreçtir. Masada bizim Kürtler var, masada AK Parti var, biz varız. Amerika yok, İngiltere yok, Fransa yok. Bu yerli ve özgün bir çözümdür. Bu yerlik ve özgünlük benim için çok çok önemlidir. Antiemperyalist bir konu var ortada, bizim el birliği ile bunu muhafaza ve koruyor olmamız lazım. Aksi takdirde başkası çözdüğü zaman ortaya ne tip bir şey çıkacağını ne siz, ne biz kestiremeyiz. Nasıl bir şey çıkacak? Bunu beraber yaptığımıza göre yaptığımıza razı olacağız. Yaptığımız bize ait bir şey olacak. Bizden olan, yerli olan her şeye bu süreç açık. Bu hepimizin problemi. Bunu el birliği ile çözeceğiz.”


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.