Van’da “türkiye’nin Anayasal Reform Sürecinde Üniversitelerin Rolü” Paneli

Başbakan Başdanışmanı Etyen Mahçupyan, AK Partili olmadığını ama AK Parti’nin başarılı olmasını istediğini belirterek, “Çünkü AK Parti başarılı olmazsa geriye hiçbir şey kalmıyor, dolayısıyla bu toplum şu andaki bu momentte...

Van’da “türkiye’nin Anayasal Reform Sürecinde Üniversitelerin Rolü” Paneli

banner390
Başbakan Başdanışmanı Etyen Mahçupyan, AK Partili olmadığını ama AK Parti’nin başarılı olmasını istediğini belirterek, “Çünkü AK Parti başarılı olmazsa geriye hiçbir şey kalmıyor, dolayısıyla bu toplum şu andaki bu momentte AK Parti’ye mahkum. AK Parti olmazsa çözüm süreci de yok, yeni anayasa da yok, başka bir sürü şey de yok” dedi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Demokratikleşme Programı iş birliği ile düzenlenen “Türkiye’nin Anayasal Reform Sürecinde Üniversitelerin Rolü” başlıklı panel, YYÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi toplantı salonunda yapıldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal ve TESEV Direktörü Ayşe Üstünel Yırcalı’nın açılış konuşmalarının ardından TESEV Demokratikleşme Programı Koordinatörü Hande Özhabeş moderatörlüğündeki panele geçildi.

Panelistlerden Başbakan Başdanışmanı ve TESEV Danışmanı Etyen Mahçupyan, “Şimdi ironik bir şekilde üniversiteler bu düşünme ve anlama fonksiyonlarından şu veya bu nedenle epeyce uzak kalmış bir noktadayken bu iki fonksiyonun çok elzem olduğu bir dönem yaşıyoruz çünkü Türkiye’de hiçbir anlamlı kurum kalmadı neredeyse. Bütün kurumlar kendi içinden çöküyor. Devlet dediğiniz şeyin dayanağı olan hiçbir tekin kurum yok. Yargının, hukukun ne halde olduğunu görüyoruz, askerin ne halde olduğunu görüyoruz, bütün bir bürokrasinin ne halde olduğunu görüyoruz ve hangi siyasi parti gelirse gelsin tek başına bunlarla başa çıkması da mümkün değil. İkinci olarak, Türkiye toplumu diye bahsediyoruz biz, toplum kelimesini kullanıyoruz ama hiçbir zaman toplum olmayı becerememiş olan parçalı bir halkız biz. Bu yüzlerce, binlerce yıldan beri böyle. O yüzden kimliklerimiz çok ön planda ve biz hep kimliklerin içinden bakarak, ötekini de ille bir kimliğin içine koyarak algılamaktan yanayız. Öbür türlü anlayamıyoruz. Bir şey söylüyor birisi, ‘Bu hangi kimlikten?’ diye soruyoruz ancak o zaman ona anlam veriyoruz. Söylenen şeyin fikir olarak bile algılamaktan aciz kalıyoruz. O kadar parçalanmış durumdayız ve o kadar parçalanmış bir halk yığınından böyle anayasa falan da kolay kolay çıkmaz” dedi.

“HERKES BURNUNU SÜRTECEK”

Panel sonundaki soru cevap bölümünde kendisine yöneltilen “Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Haşa bana Ermeni bile dediler’ ve siz buna rağmen bu çelişkiler içinde kalkıp AK Parti’ye geçtiniz. Bunu açıklayabilir misiniz? soruya cevap veren Mahçupyan, “Evet bir Ermeni’yim, bu topraklarda yaşıyorum. Bu topraklarda ama sadece bir Ermeni değilim. Bir aydınım, düşünüyorum ve anlamaya çalışıyorum. Biraz önce de size tavsiye etmeye çalıştığım gibi. Böyle baktığım zaman Türkiye’deki en önemli olayın son 20 yılda İslami kesimin içindeki büyük bir dönüşüm olduğunu, zihni bir açılım olduğunu düşünüyorum. Bunun durmaması gerektiğini, herhangi bir iyiye doğru gidiş olacaksa bununla beraber ancak olabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla AK Partili değilim ama AK Parti’nin başarılı olmasını istiyorum çünkü AK Parti başarılı olmazsa geriye hiçbir şey kalmıyor o cenahtan. Dolayısıyla bu toplum şu andaki bu momentte AK Parti’ye mahkum. AK Parti olmazsa çözüm süreci de yok, yeni anayasa da yok, başka bir sürü şey de yok. Bu AK Parti’nin hatalarını, Tayyip Erdoğan’ın tarzını falan ortadan kaldırmıyor. Tersten düşünelim, bütün bunlar olmasaydı 90’larda hayal etseydik 2010’ları, normal olan zaten Tayyip Erdoğan’dı. Tayyip Erdoğan’ın bu kişiliğe rağmen bunları yapması anormal olan durum. Yoksa Tayyip Erdoğan’ın bu söylemi anormal bir şey değil, kendisi zaten öyleydi. 80’de, 90’da bir Tayyip Erdoğan’ı açıp bakın, bugün kabul edilmesi mümkün olmayan bir sürü şeyi söylüyor. O adam buraya kadar değişti. Siz tabii ki değişmesin diye bakarsanız, değişmemiş kısmına takılırsak herhangi bir kimse değişmedi. Ben şöyle söyleyeyim, o zaman Kürt siyasi hareketinde değiştiğini ötekiler nasıl anlayacak, nasıl kabul edecek? Biz onu da kabul ettirmek istiyoruz. Çözüm süreci böyle bir şey. Çözüm süreci birlikte yaşamak demek. Çözüm süreci birbirimize şu ana kadar yaptıklarımızı artık yapmamak demek. Hangi çözüm süreci? Çok basit olarak ne üzerinde anlaşırlarsa o. Yani siz eğer hangi çözüm süreci diye soruyorsanız, Kürtler, Kürt siyasi hareketine sormak zorundasınız, Kürt olmayanlar da AK Parti’ye sormak zorunda. Çünkü masada onlar var ve onlar nerede anlaşırlarsa orada biter. O noktadan sonra içinde başka itirazlar çıkabilir, tartışmalar çıkabilir ama o sonraki aşama. Yoksa şu anda eğer kendimize bir şekilde adil davranmak istiyorsak bunun ön koşulu bizden olmayana adil davranmaktan geçiyor. Bizden olmayanı bir kaba koyup ve onu da karalamak, bizim hoşumuza gidebilir. Bir sürü Ermeni de öyle yapıyor ama bu siyaset değil. Bu psikolojik bir tatmin, yapabiliriz bunu. Böyle geçirebiliriz günlerimizi ama bundan bir şey çıkmaz. Burada böyle bir enerji var, bunun siyasete doğru şekilde yansıtılması lazım. Türkiye’nin batısına gerçek bir dille anlatılması lazım. Ve hakiki insan ilişkileri gerektiriyor. Bu karşındakini karalayarak olmuyor. Oradan baktığın zaman da aynı şey. Faşist, Türkçü, devletçi, milliyetçi bir bakışla hiçbir şey çözemezsiniz Türkiye’de. Böyle bir şey yok. Herkes burnunu sürtecek, hepimiz, hangi kimlikten olursak olalım burnumuzu sürteceğiz” şeklinde konuştu.

Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Levent Köker, Eski Anayasa Uzlaşma Komisyonu BDP Danışmanı Özgür Sevgi Göral, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi Sait Ebinç’in de konuşmacı olarak katıldığı panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.