İnsülin Direnci Nasıl Önlenebilir?

Acıbadem Ankara Hastanesi İç Hastalıkları, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Duygu Yazgan Aksoy, insülin direncinin tedavisinde hayat tarzı değişikliklerinin esas olduğunu vurgulayarak, “Boy, kilo, cinsiyet ve günlük...

İnsülin Direnci Nasıl Önlenebilir?

banner390
Acıbadem Ankara Hastanesi İç Hastalıkları, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Duygu Yazgan Aksoy, insülin direncinin tedavisinde hayat tarzı değişikliklerinin esas olduğunu vurgulayarak, “Boy, kilo, cinsiyet ve günlük aktivite miktarı göz önüne alınarak beslenme alışkanlığı değiştirilmeli ve bireyin ideal kiloya inmesi sağlanmalıdır” dedi.

İç Hastalıkları, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Duygu Yazgan Aksoy, insülin direnci ve nasıl önlenebileceği konusunda bilgi verdi. Doç. Dr. Aksoy, insülinin pankreas isimli organın beta hücreleri tarafından salgılanan bir hormon olduğunu belirterek, “İnsülin salgılandıktan sonra kan dolaşımına karışır ve tüm vücutta öncelikle metabolizma ile ilgili olmak üzere önemli pek çok fonksiyon gerçekleştirir. İnsülin başta kas ve yağ hücreleri olmak üzere kandaki glukozun (kan şekeri) hücre içine alınarak kullanılmasını sağlar. Karaciğerden glukoz yapımını azaltır, kan şekerinin karaciğerde glikojen olarak depolanmasını arttırır, yağların ve proteinlerin parçalanmasını önler” dedi.

İnsülin direncinin vücudumuzdaki hücrelerin insülinin etkilerine karşı dirençli hale gelmeleriyle ortaya çıkan bir durum olduğunu kaydeden Aksoy şunları kaydetti:

“Bunun anlamı belirli miktardaki insüline verilen yanıtın azalması ve hücrelerin insülini etkin olarak kullanamamasıdır. Gerekli fonksiyonları yerine getirebilmek için pankreas daha fazla insülin salgılamak zorunda kalır. İnsülin direncinin zaman içinde artmasıyla birlikte pankreas insülin salgısını arttıramaz duruma gelir ve kan şekerinde yükseklik ortaya çıkar. Bu yükseklik belli değerlerin üzerine çıktığında ise “Şeker Hastalığı” tanısı konur.”

Doç. Dr. Aksoy, insülin direncinin sebeplerinin başında genetik yatkınlığın gelmekle beraber sağlıksız beslenme ve hareketsizliğin insülin direncinin ortaya çıkmasında önemli rol oynadığına dikkat çekerek, “Bazı hasta gruplarında risk özellikle daha yüksektir. Kırk yaş üzeri, vücut kitle indeksi 25 kg/m2’nin üzerinde, bel çevresi kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94cm’den fazla olan bireylerde insülin direnci mutlaka araştırılmalıdır. Polikistik over hastalığı, gestasyonel diyabet, hipertansiyon, yüksek trigliserid ve/veya düşük HDL-kolesterol varlığı, ailede Tip 2 diyabet, yüksek kan basıncı, kalp ve damar hastalıkları öyküsünün olması diğer risk faktörleridir. Bazı ilaçlar (Beta blokör, kortizon, v.b.) ve hastalıklar (cushing hastalığı, akromegali) da insulin direncine neden olabilir. Yağlı karaciğer, uyku apnesi, gut gibi hastalıklarla insulin direncinin ilişkisi olduğu bilinmektedir” diye konuştu.

Doç. Dr. Aksoy, insulin direncinin belirtilerini ise şöyle açıkladı:

“İnsülin direnci olan bireylerde hatırlama ve konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk, yemeklerden sonra uyku hali, tatlı gıdalara olan istekte artış, kilo kontrolünde güçlük, özellikle karın bölgesinde yağlanma miktarında artış görülebileceği gibi hiçbir belirti olmayabilir. Muayene ve laboratuvar testleri sırasında kan basıncında yükseklik, bel çevresinde artış, kan şekerinde ve trigliserid düzeylerinde yükseklik, HLD-kolesterol düzeyinde düşüklük tespit edilebilir.”

İnsülin direncinin genellikle şeker hastalığının öncüsü olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Aksoy, şunları dedi:

“Artmış kan basıncı ve pro-inflamatuvarsitokinlerde artışla beraber pıhtılaşmaya yatkınlık ve kalp-damar hastalıklarında artış görülür. ‘İnsülin direnci sendromu’ ya da ‘metabolik sendrom’ bir grup hastalığın birlikteliği olarak tanımlanabilir. Bel çevresinin kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm’den fazla olması, trigliserid seviyesinin 150 mg/dl’nin üzerinde olması veya bu nedenle ilaç alınıyor olması, HDL (iyi) kolesterol seviyesinin erkeklerde 40 mg/dl, kadınlarda 50 mg/dl’nin altında olması, kan basıncının 130/85 mm Hg’nin üzerinde olması veya kan basıncı için ilaç tedavisi alınıyor olması, kan şekerinin 100 mg/dl’nin üzerinde olması veya bu nedenle ilaç tedavisi alınıyor olması. Yukarıdaki durumlarının üçünün varlığı metabolik sendrom olarak tanımlanır. İnsülin direnci ve eşlik eden hastalıklar beklenen yaşam süresi ve yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”

İNSÜLIN DİRENCİ NASIL TESPİT EDİLİR?

İnsülin direncinin tespiti ile ilgili ise Doç. Dr. Aksoy şu bilgileri verdi:

“İnsülin direncini ölçmek için hiperinsülineik-öglisemikklemp gibi daha zor tekniklerle kullanılmakla birlikte klinikte sık kullanılan test açlık ve toklukta insulin ve glukoz düzeylerinin ölçülmesidir. Açlıkta ölçülen glukoz ve insülin değerleri kullanılarak hesaplanan Homeostatic Model of Assessment-Insulin Resistance (HOMA-IR) insülin direncini tespit etmek için sıklıkla kullanılan basit ve güvenilir bir testtir. Açlık insülin düzeyi (µIU/ml) X, açlık glukoz (mg/dl)/405 formülüyle hesaplanabilir. HOMA-IR değeri 1.7’nin üzerinde çıktığı anda insüline direnç artmakta, 2.5 değerinin üzerinde metabolik sendrom riski belirgin hale gelmektedir.”

Tedavi ile ilgili ise Doç. Dr. Aksoy, “İnsülin direncinin tedavisinde hayat tarzı değişiklikleri esastır. Boy, kilo, cinsiyet ve günlük aktivite miktarı göz önüne alınarak beslenme alışkanlığı değiştirilmeli ve bireyin ideal kiloya inmesi sağlanmalıdır. Yoğun ve glisemik indeksi yüksek karbonhidrat tüketiminden kaçınılmalı, yağlı gıdaların tüketimi kısıtlanmalı, meyve ve sebze tüketimi arttırılmalı ve fazla tuz tüketmekten kaçınılmaldır. Haftada en az 150 dakika olacak şekilde egzersiz yapılması önerilmeli ve bu hastalar diyabet, metabolic sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar açısından yakın takip edilmelidir” dedi.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.