Lekeler Cilt Kanserine Neden Olabilir

Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Dr. Didem Mullaaziz, güneş, yaşlılık, çiller, gebelik ve parfüm lekelerinin tedavi edilmediği taktirde cilt kanserine neden olabileceğini söyledi.Mullaaziz yaptığı açıklamada, lekenin, melanosit adı verilen...

Lekeler Cilt Kanserine Neden Olabilir

banner390
Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Dr. Didem Mullaaziz, güneş, yaşlılık, çiller, gebelik ve parfüm lekelerinin tedavi edilmediği taktirde cilt kanserine neden olabileceğini söyledi.

Mullaaziz yaptığı açıklamada, lekenin, melanosit adı verilen hücreler tarafından melanin isimli pigmentin fazla üretimi sonucu vücudun belirli bölgelerinde deri renginin koyulaşması olduğunu belirterek, "Güneş ışınlarının etkisiyle sentezi başlayan bu pigmentler, aslında cildimizin doğal güneş koruyucularıdır. Güneş lekesi veya yaşlılık lekesi, çiller, gebelik maskesi, parfüm lekelerin başlıca nedenleridir ve tedavi edilmediği takdirde cilt kanserine dahi yol açabilir. Vücutta çıkan lekelerin önemsenmesi ve tedavi için ertelenmemesi gerekiyor" dedi.

Mullaaziz, vücutta meydana gelen leke nedenlerini şöyle açıkladı:

"Gebelik maskesi, yaşlılık lekesi yaşa bağlı olarak yüz, göğüs ve el sırtında oluşan lekeler. Güneş lekeleri, güneş hasarına bağlı yüz, omuzlar ve dekolte derisinde oluşan lekeler. Deodorant ve parfüm kullanımı sonrası koltuk altı, boyunda oluşan lekeleri. Kimyasal peeling, lazer ya da ağda uygulanması sonrası oluşan lekeler. Bazı sistemik hastalıklarda görülen lekelerdir. UV ışınlarının etkisi ile melanosit sayısının artmasına bağlı olarak genellikle orta yaşın üzerinde ortaya çıkan yıldızsı şekilli yüzeysel kahverengi lekelerdir. En sık el sırtında, göğüs V bölgesinde, omuzlarda, sırtta ve alında görülür. Yaşla birlikte sayıları ve büyüklükleri artabilir. Açık deri rengine sahip kişilerde, genetik yatkınlığa bağlı olarak ortaya çıkan çiller güneşe maruz kalan alanlardaki noktasal kahverengi lekelerdir. Güneşin etkisinin azaldığı kış döneminde çillerin belirginliği azalırken, yaz döneminde renkleri koyulaşmaktadır. Çillerin oluşumunda kalıtımın da önemli bir payı olup kızıl-sarı saçlı, mavi gözlü kişilerde daha sık gözlenir. Evlerde aydınlatma için kullanılan floresan lambalar da ultraviyole ışını yaydıklarından çilleri koyulaştırırlar. Gebelik dönemindeki hormonal değişiklikler, adet düzensizliği, kullanılan doğum kontrol hapları melazma (gebelik maskesi) adı verilen lekelere sebep olabilmektedir. Alın, elmacık kemiklerinin üzeri ve dudak üstü en sık tutulan alanlar olup deri renginden daha koyu renkli lekeler şeklinde izlenir. Genellikle simetrik ve düzensiz dağılım gösteren lekelerin güneşle belirginliği artar. Gebelik olmaksızın doğum kontrol hapı kullanımı da benzer bulgulara neden olabilmekte ve üst dudak yerleşimli lekeler daha fazla gözlenmektedir. Koyu tenli kişiler ve genetik yatkınlığı olanlar hormonal değişikliklerle tetiklenen leke oluşumuna daha yatkındırlar. Melazmalı hastaların düzenli olarak güneşten koruyucu kullanmaları ve solaryum benzeri yapay ışık kaynaklarından uzak durmaları gerekmektedir. Hormon ilaçları ve doğum kontrol haplarını zorunlu olmadıkça kullanılmamaları gerekmektedir. Gebelerde hormonal değişime bağlı olarak meme uçları, cinsel organ ve göbek altı çizgisinde de koyulaşma olabilmektedir. Sıklıkla gebelik sonrası bu renk değişimleri kaybolsa da bu süre çok değişken olup aylar, hatta yıllarca sürebilir. Parfümler özellikle de bergamut yağındaki bergapten maddesini içerenler, güneş hassasiyetini artırarak leke gelişimine neden olabilir. Bazı kişilerde parfümlerin sürüldüğü yerler (boyun, kulak arkası, dekolte bölgesi) güneşle karşılaşınca koyu kahverengi lekeler oluşur. Bu lekelenmenin kaybolması haftalar, hatta aylar alabilmektedir."

Mullaaziz, lekelerin kişiler üzerinde anlamlı derecede psikososyal problemlere neden olan bu klinik tablo günümüzde tedavisi üzerinde en çok çalışılan dermokozmetik konulardan olduğunu vurgulayarak, "Her geçen gün yeni tedavi seçenekleri sunulmaktadır. Tedavide birinci hedef güneşten korunmaktır. Leke oluştuktan sonra ise dermatoloji uzmanlarının uygun gördüğü tedavi yöntemini kullanmak gerekmektedir. Leke tedavisi uzun süreli takip gerektiren ve sabır gerektiren bir süreçtir. Leke tedavisinde en sık kullanılan yöntemler arasında leke açıcı kremler, lazer, kimyasal peeling uygulamaları, dermabrazyon işlemleri, dermaroller ve PRP sayılabilir. Ancak bu işlemlerle her zaman yüz güldürücü sonuçlar alınamayabilir. Kişinin deri tipi, eşlik eden sistemik hastalıkları, kullanmakta olduğu sistemik ilaçları ayrıntılı sorgulanmalıdır. Mevcut lekenin yerleşimine ve derinliğine uygun olarak seçilen tedavi yöntemine başlanmalıdır. Kişinin mesleği gereği güneş maruziyetinde olması tedaviye başlama zamanını etkileyebilir. Leke tedavisi alan kişilerin güneş maruziyetinden kaçınmaları, sık aralıklarla yüksek koruma faktörlü güneş koruyucu kremler kullanmaları ve önerilen tedavi yöntemini düzenli olarak kullanmaları gerekmektedir" diye konuştu.

Mullaaziz lekelerin bir çok yöntemle giderildiğine dikkat çekerek bunları şöyle sıraladı:

"Leke rengini açıcı pek çok preparat bulunmaktadır. Azeleik asit, retinoik asit, glikolik asit ve daha birçok kimyasal içerik tek başına veya kombinasyonlar halinde kullanıma hazır olarak solüsyon, jel, krem veya maske formunda piyasada sunulmaktadır. Hastanın yaşına, lekenin derinliğine ve yerleşimine uygun olan preparat seçilmelidir. Lazer uygulamaları, açık renk deri tipine sahip kişilerde daha başarılı sonuçlar sağlarken, koyu renk deri tipindeki kişilerde lazer ışınının yoğunluğu nedeniyle lekede tam aksine daha da koyulaşma gözlenebilmektedir. Bu nedenle hasta seçimi çok önemlidir. Dermabrazyon derinin üst tabakasının soyularak, alttan gelen yeni doku ile yenilenmenin hedeflendiği bir yöntemdir. Kimyasal peeling yöntemlerinde ise belli oranlarda hazırlanan asit içerikli solüsyonlar lekeli alanlara uygulanmakta belirli sürelerde bekletildikten sonra nötralize edilmektedir. Bu yöntemle hem mekanik olarak üstteki ölü dokunun arındırılması sağlanmakta hem de melanin üretimi baskılanmaya çalışılmaktadır. Ancak melanin pigmentleri soyulan deri katmanları içerisinde ise başarılı sonuçlar alınabilmektedir, derin yerleşimli lekelerde daha derin soyma işlemleri gerekmekte bu da komplikasyon riskini artırmaktadır. Leke tedavisinde cildi onaran her yöntem lekelerde açılma yapabilir. Çünkü lekeli bölgeler aslında güneşten zarar görmüş hücrelere sahip alanlardır. Bu bölgede cildi tazeleyen yani onaran yöntemler uygulanarak lekede açılma sağlanabilir. PRP ve dermaroller da cildi onaran iki etkili yöntemdir. Bu yöntemler tek başına ya da leke açıcı kremler, lazer ve kimyasal peeling yöntemleriyle kombine uygulanarak tedavilerin sonuçları iyileştirilmektedir."

Mullaaziz sonuç olarak leke problemi olan kişilerin düzenli olarak yaz-kış, gün içinde 4 saatte bir en az 30 faktörlü güneşten koruyucu ürünler kullanmaları şart olduğunu anımsatarak, "Güneşten koruyucu kullanırken bile direk güneşe maruz kalınmamalı, gölgede durmaya özen göstermeli ve şapka, gözlük takılmalıdır. Leke tedavisi kişiye özgü olup, en uygun yöntem seçilerek düzenli ve uzun süreli kullanım gerektirmektedir. Lekenin tedavi edildikten sonra her zaman tekrar edebileceği, güneşten korunma olmaksızın leke tedavisi olmayacağı bilinmelidir" dedi.


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.