Sürekli Kemik Ağrıları Kanser Habercisi Olabilir

Uzun süre geçmeyen, hafif-orta düzeyde devam eden ağrılar, kemik kanserinin en önemli belirtisini oluşturuyor.Kemikte kontrolsüz şekilde büyüyerek sağlıklı kemik dokusunun yerine geçen kötü huylu tümörler, özellikle 5-20 yaş arasındaki...

Sürekli Kemik Ağrıları Kanser Habercisi Olabilir

banner390
Uzun süre geçmeyen, hafif-orta düzeyde devam eden ağrılar, kemik kanserinin en önemli belirtisini oluşturuyor.

Kemikte kontrolsüz şekilde büyüyerek sağlıklı kemik dokusunun yerine geçen kötü huylu tümörler, özellikle 5-20 yaş arasındaki çocuklarda ve gençlerde ortaya çıkıyor. Hastalığın en önemli belirtisi olan sürekli ağrıların büyüme ağrılarıyla karıştırılması, kemik kanserinin tanı sürecini zorlaştırıp hastaların yaşamını tehdit ediyor.

Hastalığı tetikleyen faktörlerin tam olarak bilinmediği kemik kanserinde, genetik ve çevresel unsurlar ile yüksek oranda radyasyona maruz kalmanın hastalığın ortaya çıkma riskini arttırabiliyor. İstanbul İli Anadolu Güney Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği-Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Koordinatörü Doç. Dr. Bülent Erol, Türkiye’de her yıl 700-750 kişide primer kemik kanseri görüldüğünü belirtti. Erol, “Kemikte kontrolsüz şekilde büyüyerek başta akciğerler olmak üzere vücudun başka bölgelerine sıçrayabilen primer kemik kanserleri (örnek, Osteosarkom, Ewing’s sarkomu), yani kötü huylu kemik tümörleri, her yaş grubunda görülebilmekle beraber, çocuklarda ve gençlerde daha sık izlenir. Bunun yanı sıra daha sık olarak erişkin dönemde ortaya çıkan kemik kanserleri de (örnek; Kondrosarkom) mevcuttur” dedi.

Çeşitli tümör tiplerinin, kemiğin belirli bölgelerinde daha sık izlendiğini vurgulayan Doç. Dr. Bülent Erol, kemik tümörleri ile diz çevresi başta olmak üzere kalça, omuz ve leğen kemiğinde de sıkça karşılaşıldığının altını çizdi.

Ailelerin çocuklarının kemik-eklem ağrısı şikâyeti karşısında çok duyarlı olmaları gerektiğini belirten Doç. Dr. Bülent Erol, “Kemik kanseri genellikle kemiğin ilik kısmında başlar, zamanla kemiğin sağlam dış çeperini parçalayarak dışa doğru bir büyüme gösterir ve o bölgede bir şişlik oluşturur. Bu şişlik ve ağrıların sıklıkla bir düşme veya çarpmaya bağlanması ve ‘büyüme ağrısı’ şeklinde yorumlanması, tanının çoğu zaman gecikmesine sebep olur. Daha nadir olarak ise tümöre bağlı zayıflamış kemikte basit bir travmayla veya herhangi bir travma olmaksızın gelişen bir kırık ilk başvuru şikayetini oluşturabilir” dedi.

Erken teşhis sayesinde kemik kanseri hastalarının yüzde 60-70’ini kanserden kurtarabildiklerini ifade eden Doç. Dr. Bülent Erol, tedavi yöntemleriyle ilgili olarak ise şunları söyledi: “Çocuklarda ve gençlerde en sık görülen primer kemik kanserleri olan Osteosarkom ve Ewing sarkomunda, operasyon öncesinde ve sonrasında kemoterapi uygulanır. Operasyon öncesi kemoterapinin amacı, kitleyi küçültmek ve tümörün vücudun diğer bölgelerine yayılımını önlemektir. Operasyonda geride kanser dokusu bırakılmaması hedeflenir; kitle çevresinde sağlam bir doku kılıfı bırakılarak geniş cerrahi sınırlarla çıkartılmalıdır. Bu işlemi çoğu zaman hastanın uzvunu koruyarak (ekstremite koruyucu cerrahi) gerçekleştirmek mümkündür. Fakat nadiren amputasyon (tümörlü uzvun uygun seviyeden kesilmesi) gerekebilir. Tümörün çıkartılması sonrası oluşan büyük kemik boşluklar, tümör protezleri, yapısal allogreftler (belirli işlemlerden geçirilmiş hazır kadavra kemiği) veya kemik transferleriyle yeniden yapılandırılır. Radyoterapiye bazı durumlarda ihtiyaç duyulabilir, fakat ileri yaşlarda radyoterapiye bağlı kanserlerin gelişebileceği unutulmamalıdır.”

Kemik kanserinin özellikle yetişme çağındaki çocuklarda görülmesi, onların sosyal hayatlarını da olumsuz yönde etkiliyor. Doç. Dr. Bülent Erol, tanı koyulduktan sonraki süreçte moral ve motivasyonun hastalığın tedavisinde çok önemli rolü olduğunu belirtirken, sözlerine şöyle devam etti: “Kemik kanseri tanısı alan bir çocuğa erişkinlerden farklı olarak özel ilgi gösterilmelidir. Tedavi sürecinde şartlar elverdiği ölçüde sosyal hayattan ve arkadaşlarından kopmamalı ve mümkünse eğitimine devam etmelidir. Çocuk tanı aldığından itibaren tüm aile etkilenir. Bu sebeple çocuğa ve aileye sağlanacak psikolojik-psikiyatrik destek, tedavinin her yönüyle daha etkili yürütülebilmesine olanak verecektir.”


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.