Sulak Alanları Tükettiğimizde Kendi Ekonomimizi de Tüketiriz

İklim değişikliği ile beraber sulak alan vadeli hesabımız borç batağına saplandı

Sulak Alanları Tükettiğimizde Kendi Ekonomimizi de Tüketiriz

banner390
Tema vakfı Karaman Şubesi Dünya Sulak Alanlar Günü ile ilgili olarak yazılı açıklamada bulundu;''
Küresel ısınma ve beraberinde getirdiği kuraklık, insan kaynaklı tehditlerle beraber, su kaynaklarımızı ve sulak alanlarımızı geri dönülmez bir noktaya getiriyor. Türkiye'de 1960'lı yıllardan bu yana yaklaşık 1.300.000 hektar sulak alan kurudu. Son 40 yılda Amik, Gavur, Suğla, Kestel, Emen, Avlan gölleri gibi çok sayıda sulak alan doğa gözetilmeden kurutularak tarım, sanayi ve yerleşim alanlarına dönüştürüldü. Şimdi ise tarımı, sanayiyi ve yerleşimi devam ettirecek suyumuz kalmayacak.

Sulak Alanları Tükettiğimizde Kendi Ekonomimizi de Tüketiriz
2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle açıklama yapan TEMA Vakfı Genel Müdürü Dr. Uygar ÖZESMİ, “Ormanlara zarar vererek, sulak alanları tahrip ederek, iklimin istikrarını bozduk. Su kaynaklarımız gitgide tükeniyor. Su ve sulak alanlar kalmayınca ekolojik güvenlik ağının ipleri çözülüyor, ne içeceğimizi, ne yiyeceğimizi ne de geleceğimizi düşünmeden bırakın gelecek kuşakları bugün kendimizi borç batağına sapladık. Yitirilen sulak alanlarımızı artık geri getirmek çok zor. TEMA Vakfı'nın kazandığı davaya rağmen, tarım yapmak için kurutulan Amik Gölü'nün ortasında havaalanı inşaatı sürdürülüyor. Sulak alanları tükettiğimizde kendi ekonomimizi de tüketiriz. O zaman ne inecek uçak kalır ne de suyu kullanacak tarım.” dedi.

Dünya Sulak Alanlar Günü
Ramsar Sözleşmesi olarak bilinen "Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi", 1971 yılı Şubat ayında İran'ın Ramsar kentinde imzalandı. Sözleşmenin imzalandığı 2 Şubat tarihi, sulak alanların korunmasının önemine kamuoyunun dikkatini çekmek üzere 1997 yılından bu yana “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı.

Türkiye, 17 Mayıs 1994' ten itibaren Ramsar Sözleşmesi'ne resmen taraf oldu. Sulak alanlar bakımından fakir olan ülkemizde sadece yaklaşık 1 milyon hektar ve bilinen 250 civarında sulak alan bulunmaktadır. Bu alanların 71'i uluslararası öneme sahiptir ve hepsi halen insan kaynaklı, doğayı gözetmeyen tarım, sanayi ve yerleşim tehdidi altındadır.

Sulak Alanların Yok Olması Ekosistemin Bozulması Demektir
Derinlikleri genelde 6 metreye kadar olan sığ göl, lâgün, deltalar, korunaklı kıyılar, su dolaşımına sınırlı olan bölgeler sulak alan olarak nitelendirilir. Sulak alanlar, yerli ve kıtadan kıtaya göç eden milyonlarca göçmen kuşun okyanusları aşmadan önce yumurtlama, yavru çıkarma ve mevsimlik yaşama yerleri olduğu için de, ekolojik açıdan son derece önemli habitatlardır.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda, dünya sulak alanlarının % 50'si sazlıkların kesilmesi, tarım amaçlı kurutmalar, sanayi kirliliği, içme suyu amaçlı kullanımlar, büyük baraj inşaatları nedeniyle yeterli su alamama ve yapılaşmalar nedeniyle yok edilmiştir. Oysa sulak alanlar, kuşlar için yuva olmanın yanında bulundukları bölgenin su rejimini ve iklimini dengeleyen, tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizleyen, balıkçılık, tarım, hayvancılık, saz üretimi ve rekreasyonel kullanımlar açısından yüksek ekonomik değere bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlayan çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahiptirler.

Sulak alanlar yaşadığımız eko sistemin en önemli parçalarından biridir. Sulak alanlar su rezervlerini yenilerler. Yok olmaları sadece ekosistemin bozulması değil, ekonominin de bozulması anlamına gelir. Sulak alanlar olmadan toprak yoktur, yaşam yoktur. Sürdürülebilir ve güvenli toplum, su gereksinimini bağımlı olduğu ekosistemlere ya da gelecek nesillerin olanaklarına zarar vermeden karşılayan toplumdur,''denildi.

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.