28 Şubat Mı ? Bir Daha Asla

28 Şubat süreci üzerinden tam tamına 15 yıl geçti. 1996 yılında kurulan Refah-Yol Hükümeti bir yönüyle kabus ve karanlığa kapı aralarken diğer yönüyle de aydınlık geleceğin sızıntılarını içerisinde taşıyordu. İki zıt bir arada bulunmaz (içtimai zıddeyn bir arada cem olmaz) kuralı bu hükümetin varlığının ortaya koyduğu sonuçlar itibariyle istisna bir durum oluşturması açısından önemlidir.

İrtica paranoyasıyla öğrencilerin hangi dershaneye gitmeleri gerektiğine varıncaya kadar bir sürü akıl almaz uygulamayla ülke bir çıkmazın içerisine sürüklenmiş, sonuçta saygınlığını yitirerek her türü etkiye açık hale getirilmiştir.

İmam-Hatip okullarının kapatılması adına tüm meslek liseleri gözden çıkartılmış, adaletsizlik zirve yapmıştır. En temel insan hakkı olan eğitim-öğretim hakkı hiçe sayılmış binlerce gencin hayali kabusa dönüştürülmüştür.

Kesintisiz 8 yıllık eğitime geçilerek ilkokullar kapatılmış altyapısı oluşturulmadan taşımalı eğitime geçilerek eğitim-öğretim baltalanmıştır.

Yıl 2012. 28 Şubat kalıntıları birer birer ortadan kaldırılarak ülke normal işleyişine doğru adım adım ilerliyor. İlerliyor ilerlemesine de 28 Şubat sürecine açıktan ya da kapalı destek verenler dirençlerine devam etmekten geri durmuyorlar.

4+4+4 kesintili formülü 28 Şubat kalıntı zihniyetini nasıl da harekete geçirdi. Efendim ne imiş? Kız çocukları 4+ dan sonra erken evlenirlermiş. Geçin bunları geçin de daha sağlıklı gerekçeler bulun. Birtakım lobiler, siyasi kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ideolojik kaygılar güderek toplum değerlerini hiçe saymaya ne yazık ki devam ediyorlar. Toplum ile savaşmayı ve onların değerlerini yok saymayı 1000 yıl sürecek bir süreç olarak görenlerin 10 yılda nasılda hak ile yeksan olduklarını idrak edemiyorlar.

Meslek liselerine vurulan darbe, binlerce gencin hayallerinin karartılması, derneklerin, vakıfların yok edilmesi, millet iradesiyle seçilmiş iktidarların gayri demokratik yollardan alaşağı edilmesi işin kabus kısmına yazılacak olaylardan sadece birkaçıdır.

Milletin direnci, sabrı ve inancı bu kabus perdesini kısa sürede araladı ve 2002’de küllerinden yeniden doğarak  benim inancımı ve değerlerimi boğamazsın diyerek haykırmasını bildi.

Suyu yokuşa akıtmaya çalışanlar bugün o suyun altında kaldılar. O dönemin mağdurları ve mazlumları bugün rahmetle anılırken, o dönemin zalimleri bugün hatırlanmak dahi istenmiyor.  

Ama hatırlanmalılar, hatırlanmakla da kalmayıp yaptıklarının hesabını muhakkak vermelidirler. Yaptıkları yanlarına kalmamalı. Kalmamalı ki demokratik olmayan yollardan iktidar olma ve iktidar kalma hayalini taşıyanlara ibret olsun.

Bu süreçte bütün günahı silah taşıyanlara yıkmak fotoğrafı doğru okumamaktır. Görüntüsü sivil olup ta kafaları militarist olanlar bu kabusa su taşımış olmalarından ötürü sorumludurlar. Şayet o dönemin sivil iradesi az buçuk dik durmasını becerebilseydi, ülkenin tekerleri geriye doğru yönelmezdi. Vites geriye takılmazdı.

Kiminin iktidar hırsı, kiminin kıskançlığı hukuksuzluğun ve kanunsuzluğun dişlisi olmuştur. Fakat bu dişler erken kırılmıştır. Unutulmamalıdır ki kırılmayan yegane dişli adaletin dişlisidir. Bu dişliyi belki eğebilirsiniz ancak asla kıramazsınız.

Bu karanlık sürecin tek olumlu tarafı içinden aydınlığı çıkarmış olmasıdır. Bir daha asla…


Yusuf SALİH