banner860

banner859

banner590

28.04.2021, 09:00 340

BABA…


Her şeyin hiçbir şeyle aynı yerde buluştuğu boşluğun uçurumunda kayboluyordu gözlerindeki var oluşu… Hiçbir şeyi hatırlamayan gözlerle bakıyordu ona. Her şeyi unutan gözlerle… İstese de istemsizce zihnini kemiren keşkelerin akrebi andıran tıkırtısını duymuyor; bilinç sahnesinde aynı filmi başa sarıp gözyaşı dökmüyordu artık. Takati kesilmiş kollarının ağırlığında kambura dönmüştü bedeni. Bütün ihtişamını yitirmiş, eski heybetli haline çaresizce selam gönderen büküklükte bakıyordu o an kendisine tamamen yabancı gelen oğluna… Oğlu sildi gözyaşlarını… Sonra da babasının karşısında konuşmaya aç olduğu yüzünden belli bir ifadeyle başladı sözlerine:    

___ (Titrek bir ses tonuyla) Ba…ba!  Şey nasıl söylesem… Biliyorsun ben senin yanında konuşmuyordum… Yani konuşamıyordum. Eskiden beri bu böyle… Gene senin yanındayım ve gene nasıl cümle kuracağımı bilmiyorum… Sen ben çocukken kızardın sürekli “İki kelimeyi bir araya getiremiyorsun!” diye… Aslında ben her yerde herkesin yanında konuşabiliyordum da baba… Senin yanında dağarcığımdaki bütün sözcükler terk ediyordu sanki beni... En çok da “Baba!” diyesim geliyordu ama çıkmıyordu ağzımdan...  Kendime çok kızdım baba. “Ulan” dedim “Okulda en iyi hitabete sahip olduğun için okulun müsamerelerinde sunuculuk yapıyorsun. Babanın yanında sus pus oluyorsun. Neden?” Bu “Neden?” sorusu var ya baba beynimi bir akrep gibi kemirip durdu. Kendimle o kadar çok kavga ettim ki bir türlü beni ikna edecek sebebe ulaşamadım. Haberin yoktu senin benim sunuculuk yaptığımdan evet… Sen gelirsen gene konuşamam diye çok korktum. Herkesin içerisinde seni görmem senin orada olman beni susturacaktı. Öyle bir şey ki bu… Bu sessiz kalışı hiçbir sözcükle açıklamak mümkün değil… Çok denedim. “Konuşamıyorum bari mektup yazayım!” dedim. Kaç kâğıt yırtıp attım; kaç kâğıt kıvrılıp çöpe kutusuna atıldı... Hepsinde tek sözcük: “Baba…” Sonrası koca bir boşluk… “Baba”’dan sonrasında dip dibe sıralı üç nokta (…) ve bomboş bir sayfa… Devamı gelmedi bir türlü… Öğretmen bir gün bizden çok sevdiğimiz birine mektup yazmamızı istedi. Ben ne yaptım biliyor musun? Evet, bembeyaz bir sayfaya “Baba…” yazdım. “Bu sefer olur belki!” dedim. “Ödev sonuçta… Yüksek not alma isteği motive eder beni. Art arda sıralarım cümleleri. Çok güzel bir kompozisyon olur.” Olmadı baba… Yapamadım… Bu nasıl bir susuştur? Nasıl bir sessiz kalış? Anlamlandıramadım. Yıllarca… Çok uzun sürdü bu iç çatışmam… Sonra evlendim ve bir oğlum oldu… İsmi Deniz… Sana o kadar benziyor ki baba… Aynı sen… Onca yıl yüreğimi derin bir boşluğa çeviren sözcüksüzlük gitti; yerine tarifi zor olan her şeyi bir çırpıda su yüzüne çıkaran sözcükler denizi geldi. Daha bir günlüktü… Kucağımda saatlerce konuştum onunla. Sanki sen vardın karşımda… Bir ara Deniz’e “Baba!” demişim. Annesi kahkaha attı… İrkildim… O söyledi… Fark etmemişim… Şimdi 7 yaşında… Her günü her anında yanında olmaya çalışıyorum. Saçlarını okşamadığım, onu öpücüklere boğmadığım gün yok… Konuşmayı 11 aylıkken söktü. Bir konuşuyor ki yanımda… Bazen annesi “Yeter artık! Baban işten geldi. Dinlensin biraz diyor!” O konuştukça garip bir hüzün kalbime sarmaşık gibi dolanıyor sanki… Bir gün işten geç ve yorgun geldim. Sinirliydim de biraz… Bir köşeye çekilip düşüncelere dalmışım… Çayı çok severim. Çay bardakta buz gibi olmuş… İçmemişim… O kadar derin bir dalış işte… Normalde her gece Deniz’e sarılıp öylece onun uyumasını beklerim. Ben onun saçını koklarım; o benim elimi tutar; bazen birlikte uykuya daldığımız da olur. Bazen de o uyur ben kalkıp odaya geçerim. O akşam bunların hiç biri olmadı… Yanıma gelmiş, oturmuş; ama fark etmemişim… Gidip uyumuş… Ertesi akşam benle hiç konuşmadı… Ben konuşmaya çalışıyorum; o susuyordu… Yatma vakti gelince bir şey demeden kalkıp yatağına gitti. “Oğlum! Hani hep birlikte giderdik yatağa! Neden çağırmıyorsun beni?” diye sordum. “Dün akşam çok söyledim. Sen gelmedin. Bugün de gelmezsin diye söylemek istemedim baba!” dedi… (Derin bir iç çeker) Bu cümleler var ya baba benim yıllardır sebebine ulaşamadığım o sessizliğin ardındaki nedeni gözlerimin içine soktu adeta… Gönlünü aldıktan sonra yatağa birlikte gittik… Ona sarılırken kendi çocukluğuma gittim… (Ağlamamak için mücadele eden ses tonuyla) Bir gün be baba… Sadece bir gün gelmez mi insanın aklına! Gelmedi… Nefesin saçımda elim elinde uyuduğumuz bir gece bile düşmedi bilincimin oltasına… Şuan 35 yaşımdayım. Sen ise 65… 30 yıl öncesine gitsek… Yanına sokulsam… Başımı göğsüne dayasam… Saçlarımı okşar mısın baba? Gece sarılıp uyumasak da olur… Bir kere başımda dudağın, derin bir nefes alıp sevgiyle öper misin beni? Bir kere be baba… Sadece bir kere… 

Ağlıyordu… Neden ağladığından habersiz ona bakan babasının gözlerinin donukluğunda yitip gidiyordu o günler. Öyle bir yitiklik ki bu… Koca bir sayfada “Baba!”’ dan sonraki tüm sözcükleri yetim bırakıyordu…       

Bu öyküyü bugün doğum günü olan oğlum Ömer Edip' e ithaf ediyorum.

Yazarın yeni çıkan romanı ‘Gerçek Sanrı’ adlı kitabı internette tüm kitapçılarda

Instagram: @yakupyasar11

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
19°
kapalı
Namaz Vakti 09 Mayıs 2021
İmsak 04:05
Güneş 05:38
Öğle 12:49
İkindi 16:36
Akşam 19:49
Yatsı 21:16

Gelişmelerden Haberdar Olun

@