Değişimi Okuyamamak



Sendikalar temelde kendilerine üye olan insanların hak ve hürriyetleri başta olmak üzere ekonomik, sosyal ve özlük haklarını muhafaza etme ve geliştirme konularında gayret gösteren sivil toplum örgütleridir. Varoluş sebepleri üyelerini insanca yaşayacak hayat şartlarına kavuşturma adına verdikleri mücadeledir. 
Bununla beraber elbette ki bu toplumda yaşamanın kendilerine yüklediği ciddi sorumluluklar da vardır. Bu sebeple toplumu ilgilendiren, toplumun hassas olduğu ya da toplumun geleceği konusunda  fikir beyan edip çeşitli faaliyetler de ortaya koymaktadırlar.
Şimdi gelelim asıl mevzua yani Türk Eğitim-Sen’in yaptığı açıklamaya. Eğitim-Bir-Sen 11-12 Şubat 2012 tarihinde Antalya’da yaptığı başkanlar kurulu toplantısında bir sonuç bildirgesi hazırlıyor ve kamuoyu ile paylaşıyor. Türk-Eğitim-Sen’in belirttiği şekilde gerçekten bu metinde  milli değerlere ters bir şey var mı? Bu yüzden anılan metni baştan sona birkaç kez okudum. Özellikle de belirtilen maddeleri.
Söz konusu edilen maddelerden birisi bildiride yer alan 6.madde. Ne diyor bu madde? ‘Bazı demokratik hak ve bireysel özgürlüklerin kullanılamaması bölücü terör örgütüne propaganda ve hareket alanı oluşturmaktadır. Devlet; Kürt sorununda anadilde savunma hakkı, anadilin öğretilmesi ve yerleşim yerlerinin geçmişten gelen isimlerinin iade edilmesi gibi konularda somut adımlar atmalı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ni kararlılıkla sürdürmelidir. 
Şayet Türk-Eğitim-Sen yetkilileri 30 yıldır bu ülkenin başına sarılan terör belasının kaynaklandığı sebepleri doğru bir şekilde tahlil edebilseydi bu maddeyi milli değerlere ters algılamazdı. Dinimiz insanların dillerinin farklılığını Allah’ın vahidiyyetine delil göstermiştir. Herkesin anadili kendisi için kutsaldır ve onunla konuşup anlaşması en tabii hakkıdır. Mahkemelerde anadilde savunma hakkı verilmesinin ne gibi bir sakıncası vardır. O savunmasını anadilinde yapar siz tercüman vasıtasıyla dinlersiniz. Zorlamanın size kazandıracağı bir şey var mıdır? Dil çeşitliliği bir ülkenin zenginliğidir. Herkesin anadilini öğrenme hakkı vardır. Okullarda seçmeli ders olarak anadilin öğretilmesi bence bir gerekliliktir. Devletin resmi dili Türkçedir. Buna hiç kimsenin itirazı olamaz ve olmamalı. Türkçenin yanında bir insanın anadilini öğrenmesinde hiçbir sakınca yoktur. Milli birlik ve kardeşlik projesine gelince bu bir devlet politikası haline gelmiştir ve adı üstünde birlik ve kardeşliği esas almıştır. Birlik ve kardeşlik talebi ne zamandan beridir milli değer dışına çıkmıştır. Doğrusu çok merak ediyorum.
Söz konusu edilen maddelerden diğeri 10.madde. Peki ne yazıyor bu maddede.  ‘Anayasa’nın 24. maddesinde karşılık bulan din eğitimi; 18. Milli Eğitim Şurası’nda alınan seçmeli din eğitimi kararı gereği ilköğretimin 1. kademesinden başlayıp, ortaöğretimi de içine alacak şekilde uygulamaya geçirilmelidir.’
Anayasada din eğitimi ile ilgili ifadesini bulan şey aslında din kültürü ve ahlak eğitimidir. Hayrettin Karaman Hoca’ya göre buda ‘inanma, ibadet ve ayin özgürlüğü’ ile sınırlandırılmıştır. Evrensel bildiriler ise ‘İnanma, benimseme, tapınma, uyma, uygulama, öğretme, açık ya da kapalı biçimde ortaya koyma ve bunları teker teker veya toplu olarak yapma’ şeklinde genişletmiştir. Bu bildirilere imza atan Türkiye neden anayasa yaparken bunlara uymamış. Bunların sorgulanması gerekirken, din eğitimi istemenin neresi milli değerlere terstir. Mevcut anayasaya göre İslam diğer dinlerden bir dindir ve kültür olarak öğrenilmesinde bir sakınca yoktur. Öğreneceksen bir kültür olarak öğren yoksa uygulama boyutunu istemiyorum. Yani din eğitiminin (uygulamasının) verilmesinin dolayısıyla yaşanmasının gerekliliğine inanmıyorum. İşin özü budur. Din eğitimi talebinin milli değer dışına atılıp adeta bir bölücülük yapmakla eşdeğer tutulmasını anlamak mümkün değildir. 
Söz konusu diğer bir madde ise 11.maddedir. Şimdi de bu maddeye bakalım. ‘Milli Eğitim Bakanlığı’nın, 19 Mayıs törenlerinin stadyumlarda kutlanılmaması ve Milli Güvenlik Bilgisi derslerinin kaldırılması gibi, eğitimde sivilleşmeye yönelik attığı adımları olumlu buluyor; Bakanlığın, öğrenci andını kaldırmasını, eğitimdeki militarist yaklaşım ve ritüelleri ayıklamasını; müfredatı değerler eğitimi odaklı olacak şekilde yeniden düzenlemesini istiyoruz.’ 
Milli ruh ve heyecandan uzak, öğrenciler açısından derslerden kopma ve işkence haline gelen stadyum törenlerinin kaldırılmasını milli bir değerin kaldırılması gibi algılamak ideolojik yaklaşımdan başka bir şey değildir. Evet analım, hatırlayalım ancak kullandığımız yol ve yöntem andığımız, hatırladığımız şeyin özüne uygun olsun. 
Takip, kontrol ve fişlemenin bir aracı haline gelen Milli Güvenlik derslerinin kaldırılması talebine olumlu bakmak, sivilleşen Türkiye’nin eğitim alanına yansımasından başka bir şey değildir ve milli değerle uzaktan yakından ilgisi yoktur. 
Andımız meselesine gelince; söyleyeni muhteva ettiği anlamla bütünleştirdiği görülmeyen bir temcit pilavının önüne geçirmediği su götürmez bir gerçektir. 
Ne yazık ki Türkiye’deki değişim ve dönüşüm bazıları tarafından doğru bir şekilde okunamıyor.    

Yusuf SALİH