EDEP YAHU


Mimar Sinan 1489-1588 yılları arasında, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devirlerinde, Osmanlının en güçlü olduğu dönemlerde  yaşamış, dünyanın en büyük sanat eserlerinin altına imzasını atmış biri olarak bilinir. Onun halk arasında çok az bilinen bir başka yönü de “EDEP” li birisi oluşudur.
Onun bu haline imrenen bir dostu sorar?
Ey Sinan! sen bu edebi nereden öğrendin?
Sinan tek cevap verir. “EDEPSİZLERDEN”
Edep; insanın haddini bilmektir.
Edep; insanlık sınırını aşmamaktır.
Edep; Hayasızlık yapmamaktır.

EDEP YAHU!
Yaşadığımız bu çağda, insanlığın geldiği bu noktada kendimize sorsak.
Ne kadar edepliyiz.
Ne kadar edepli bir tolumuz.
Ne kadar edepli bir dünyadayız.
Medeniyetten, edepten, insan haklarından bahseden Avrupa insanlığı, dün yurt dışına işçi olarak gidecek insanların donuna, ağzındaki dişe kadar bakarken, bu gün mülteci olarak ülkelerine gelen garibanların ceplerindeki paraları, kolundaki bilezikleri ve kulaklarındaki küpeleri dahi söz konusu yapmaktalar.

EDEP YAHU!
Farsça bir beyitte:
Edep bir tac imiş Nur-i Hüda’dan
Giy ol tacı,emin ol her beladan.
Ehli İrfan meclisinde aradım kıldım talep,
Her hüner makbül ise de, illa edep, illa edep.
Ecdadımız yaşadıkları semtlere sadaka taşları koymuşlar, yolcular ihtiyaçlılar oradan gelip ihtiyacı kadarını alıp giderlermiş. Bunu duyan yabancı sefirler inanamayıp gözetleyiciler koyarak bunun nasıl olduğunu hayretler içerisinde görmüşler. Şimdi aynı sadaka taşlarından şehirlerimize koysak ilk önce  kimlerin gelip ne kadarını alıp gideceğini çok merak ediyorum.

EDEP YAHU!
Yunus Emre bir beyitinde;
“Edebim el vermez edepsizlik edene,
Susmak en güzel cevap, edebi elden gidene”
Günümüzde bu hal, “Susma sustukça sıra sana gelecek oldu”
Tepe noktalarımızda olanlardan tutunda en tabana kadar, edepsizlik sınırlarını zorlayan , insana en adi hakaret cümleleri kullanan, bundan da pişmanlık duymayan bir toplum olduk. Eskiden tekkelerin girişinde yazılırmış, şimdi var mı bilmem?

EDEP YAHU!