banner877

banner919

26.05.2013, 10:29 1475

KARAMAN’IN YAZLIK VE KIŞLIK SİNEMALARI

Yeni Sinema!?...

Kapanalı 25 yılı aşkın bir zaman geçmiş.

Eski Sinema?...

Karaman’da sinemanın geçmişi,  70. yılına girdi.
Artık Yeni Sinema ve Eski Sinema,  hafızalarda sadece bir hatıra iken, yeniler için soru işaretinden başka bir anlama sahip değiller.
Oysa bahsettiğimiz sinemalar, 1940-1980 arası Karaman eğlence hayatının merkezinde yer alan önemli mekânlardı.
Karaman’ın İlk Sineması: Eski Sinema ya da Zafer Sineması...


Otuz Metrelik yolun üst kavşağında, dolmuş bekleyenler, başlarını biraz kaldırırlarsa karşılarındaki binanın ikinci kat penceresindeki, eski sinemaya ait paslı film makinesini rahatça görebileceklerdir. Bahsettiğimiz yer, Ahmet Ferit Çelebi’nin kışlık ya da kapalı sinemasıdır.

Ahmet Ferit Çelebi, Çiftçi Bankası’nın kurucusu olarak bilinse de, Karaman’a sinemayı ilk getiren kişidir. Sinemayı Karaman’a ne zaman getirdiğini tam olarak bilene rastlayamadık! (Yazıyı hazırladıktan sonra görüştüğümüz Ahmet Talat Duru Amca, kışlık sinemanın 1943 yılında açıldığını söyledi.)

1936 doğumlu Masaralı Hüseyin Basmacı Amca,” Orta Okul’a giderken hep sinemanın önünden geçerdim.” diyor. Yıl olarak da 1948’den bahsediyor.  Karaman’ın meşhur makinisti, 1938 doğumlu Makinist Kerim ise 1950 yılında Ferid’in Sinema’da makinist çırağı olarak işe başladığını bunun öncesinde, bu sinemayı hayal meyal hatırladığını söylüyor. Bir de küçük bir hatıra ilave ediyor bu sözlerinin üzerine: 
 


-Evimiz sinemanın çaprazında idi. Hala orda oturuyorum. Bazen, babamdan, beni sinemaya götürmesini isterdim. O da resimli bir gazete verir ve “ Oğlum gazeteyi salla, resimler hareket eder gibi oluyor. Bak işte, bu da sinema.” derdi.   Biz de bu basit kandırmacaya inanırdık.

Kışlık sinemanın ilk ve devamlı müşterisi, Boyacı Kel Kaymakam Halil Efendi’dir. Tam bir sinema tutkunu olan Halil Efendi, eşini de yanına alır, locaların önüne oturur, bir yandan da devramber (ayçiçeği çekirdeği) çitlerdi. Bazı filmleri de üst üste izlerdi.

Ferit Amca, kışlık sinemada bazen aynı anda iki üç filmi gösterime sunardı. Radyonun bile herkeste olmadığı 50li yıllarda, insanlar, salonu tıka basa doldururdu. Cumartesi ve Pazar günleri öğrenci ve asker matinesi yapardı. Hafta içi bir gün, öğle saatlerinde düzenlenen, kadınlar matinesinde ise iğne atsan yere düşmezdi. Bahçe tarla işlerinde kullandığı at arabacılarından, sinemayı sevenler ile film izlettirerek ödeşirdi.

İlginç bir hatıra! İsmail Güven anlatıyor: 
-Bir akşam yine sinemadayız.  “Gore” diye bir film izliyoruz. Yani Kore. Filmin bir bölümünde bizim Türk askerleri, Kore’de bir düşman köprüsünü uçurmak için köprünün ayaklarına dinamit döşemekteler. Türk askeri, dinamiti ateşleyeceği çakmağı suya düşürür. Bunun üzerine kadın askerlerden biri, ırmağın karşısındaki düşman askerlerinin yaktığı ateşten almak için karşıya geçer. Tam geri dönecek iken nöbetçiye yakalanır. Nöbetçi asker, silahı,  asker kızın sırtına dayar. Bu sırada arkaya üç el silah sesi duyuldu. Seyirciler bir bakar ki perdede üç mermi deliği! Salona ise barut kokusu yayılmıştır. Biraz da duman yükselir, film makinesinin yaydığı ışık hüznesi içinden. Ve yerinde duramayan bir seyirci, avazı çıktığı kadar bağırmakta:
-Len utanmaz! Harpte bile olsa kadınlara dokunulmaz. Bırak kızı!


Tosun İbrahim namı ile bilinen İbrahim Gürsoy, filmin akışına daha fazla dayanamayarak filmdeki düşman askerine var gücü ile ateş etmiştir. Ama kızı, komutanı olan bir yüzbaşı kurtarır…


Kışlık Sinema’nın dört locası vardı. Salonun alt yarısının üst kısımları loca olarak düzenlenmiştir. Localar dörder ya da altışar kişilik olurdu. Kaymakam, belediye başkanı, emniyet müdürü ve diğer yöneticiler,  her zaman bu localardan filmi izlerlerdi. Aileler ya da kız arkadaşı ile gelenler, filmleri bu localarda rahatsız edilmeden izlerlerdi. 


Salonun alt tarafında, sağ ve sol köşelerde soba olarak kullanılan birer tane varil vardı. Her şeyi kâra çevirmeyi iyi bilen Ferit Amca, seyircilerin çitlek kabuklarını toplatır ve burada yakardı.


Bu varillerle ilgili ilginç bir hatırayı Süreyya ve Tevfik Kayalık kardeşler beraber anlattılar:
      -Bazen seyirci sinemaya az gelir, işler kesata uğrar. Ama salon yine de açıktır. Birkaç seyirci gelmiştir. Birkaç seyirci için de olsa salonun ısıtılması gerekir. Ama attığın taş da ürküttüğün kurbağaya değmeli, değil mi? Sonuçta Ferit Amca iki üç seyirci için salonu ısıtacak değildir. Ama bir çözüm de bulması gerekir tabi. Varillerin içine birer tane mum yakar ve koyar. Sinema salonu karanlık olduğu için, varilin içindeki mumun alevi, tüm varilin içini kıpkırmızı gösterir. Bu hileyi bilmeyen seyirciler de varilin içinde gürül gürül odun yandığını sanırlardı.



1950li yılları rakipsiz geçen Feridin Sineması ya da Zafer Sineması, 1960 yılında Yeni Sinema’nın açılması ile eski günlerini arar hale gelir. Yeni Sinema’nın açılması ile beraber halk, buraya Eski Sinema demeye başlar. Bir ara yanar, kapanır, tekrar açılır. Bu sefer işletmecisi, Halk Bankası altındaki yazlık sinemanın sahibi Orhan Doğruöz ile Yeni Sinema’nın sahibi Naci Özpeynircidir. Makinist Kerim Amca’nın dediğine göre son müsteciri, yani kiracısı, Celil Ağa diye biridir.  En son olarak Kör Abdurrahman adında biri mülkiyetini satın alır. Böylece Eski Sinema,1980leri göremeden ömrünü tamam eyleyerek tarihteki yerini alır.
1950lerin ortasında sinemaların bulunduğu civar


Numaralı Yerler: 1- Sebze Pazarı ve Kasaplar 2- İlk Yazlık Sinema 3- Hancı Orhan’ın Yazlık Sineması 4- Deveci Hanı 5-Şabaniye Camii 6-İlk Kışlık (Kapalı) Sinema 7-Dönemin meşhur İhtiyarlar Kahvesi 8-Cumhuriyet Parkı 9-Hükümet Konağı ve Ziraat Bankası 10- Halkevi Binası 11-Yeni Sinema 12-Meseplerin Bahçesi 13-Eski Garaj 14-Eski Garajın karşısı;Mezbaha ve Buzhane
İ

lk Yazlık Sinema; Menekşe Sineması
Ferit Çelebi’nin diğer sineması!
Karaman’ın ilk yazlık sineması! Hem de bir adı var. Menekşe Sineması! Bu bilgiyi Kore Eczanesi’nin şimdiki sahibi Recep Kızıltoprak’tan öğrendik. Bugün elli doğumluların bile zor hatırladığı bu sinema, zamanının en hareketli ve en eğlenceli mekânlarından biri idi. Daha da ilginç olanı, Ferit Çelebi, yazlık sinemayı kendi evinin bahçesine açmıştı. Yani, Karaman’ın ilk yazlık sineması, Fenari Mahallesi, Küçük Kapı Sokağı içinde idi. Burası bugün Belediye İşhanı’ın tam arkasına düşmektedir.
Yazlık Sinema’nın ne zaman açıldığına dair net bir tarihe sahip değiliz. O dönemi hatırlayanlardan dinlediklerimize göre Karaman’da ilk yazlık sinema gösterimleri, elli beşlerde başlamış olmalıdır. Daha önce dediğimiz gibi, Ferit Amca’nın, evinin bahçesini yazlık sinemaya çevirmesi çok ilginçtir. İlk anda insanın aklına, hem de yadırgayarak “Bir evin bahçesi nasıl yazlık sinema olur?”düşüncesi geliyor. Ancak bu durumu kendi dönemi içinde değerlendirmek ve yorumlamak en doğrusu olacaktır.
Ferit Çelebi’nin yazlık sinemasının en önemli özelliği tahtadan balkonvari bir locasının olması idi. Yazlık sinemayı iyi hatırlayan, her ikisi de 1940 doğumlu, Kasabalı Mehmet Kocabaş ve Çataklı İsmail Güven, yazlık sinema hakkında bize ayrıntılı bilgiler verdiler. Buna göre, tahta loca, bahçenin güney tarafında,  perde ise kuzeye bakan tarafında idi. Tahta locanın yüksekliği iki metre civarında idi. Tahtadan balkon ya da locada film seyretmek ayrıcalıklı bir durumdu. Burada film seyretmek isteyenler, 10 kuruş daha fazla vermek mecburiyetinde idiler. Normal seyretmek isteyenler ise 25 kuruşa, numaralı tahta sandalyelere otururlardı. Ferit Çelebi, sinemada meşrubat ve çekirdek sattırdığı bir kantin de işletirdi. Yazlık sinemaya aileler, deyim yerinde ise çoluk çocuk dâhil, cumbur cemaat giderlerdi. Yeni bir film geldiğinde alan, hınca hınç dolardı. İzleyiciler kantinden çekirdek ve meşrubatlarını alırlar, film boyunca bunları atıştırırlardı . Ferit Çelebi, kantinin işletmeciliğini ücretle oğullarına vermişti. “Niye böyle yapıyorsun?” diye soranlara “Hayatı kazanmanın yolunu bu şekilde öğretiyorum.” cevabını verirdi.
Dönemin sinema seyircisi tüm Türkiye’de olduğu gibi Karaman’da da filmlere karşı duyarlıdır. Dramatik filmlerde seyirci gözyaşına sahip olamaz ve hüngür hüngür ağlar, aksiyon sahnelerinde, nerde ise filmin içine girer ve olayları sanki kendileri yaşıyormuşçasına hop oturur hop kalkardı.  Cleopatra, Avare, Vurun Kahpeye, Halıcı Kız, Vesikalı Yârim ve bir çok sinema filmi bu şekilde izlendi. Hatıralarının tazelendiği o günleri yaşayanlar, daha dün yaşamış gibi heyecanlanıyorlar.  Seyirci, salona girdiği zaman, filme olduğu kadar çevreye de meraklı idi. Meraklı gözler, salona her girişinde, mutlaka makine dairesini ve seyircilerin arasında aşina yüzler olup olmadığını gözden geçirirdi. 
Tüm olayların film makinesi içinde olup bittiği düşüncesi, seyircilerin bir türlü kendilerini alamadığı bir merak idi. Görüntüyü perdeden izlemektense, makinistin ışık selini akıttığı film makinesinin içinden seyretmek, seyircinin içini gıdıklar dururdu.
 
Bir yazlık sinema görüntüsü, numaralı sandalyeler!
İlk yazlık sinema, nasıl şaşaalı başladı ise tantanalı bir şekilde de ömrünü tamamladı. Yıl 1959’dur. Dönemin çok rağbet gören jönü, Yılmaz Güney’in filmleri, kapalı gişe oynamaktadır. Ferit Çelebi o sene Yılmaz Güney’in yeni çevirdiği filmi Alageyik’i getirmiştir. Film için tüm salon dolmuştur. Tahtadan loca, her zamankinden daha fazla dolu olup istiap hakkını da fazlası ile aşmıştır. Film hem dramatik hem de aksiyon sahneleri içerdiğinden seyirci yerinde duramamaktadır.  Filmin yarısına gelindiğinde bir gürültü kopar. Ortalık toz duman olur. Kimse ne olduğunu anlayamaz. Seyirciler arkalarına döndüklerinde tahta locayı yerinde göremezler. Duvara basit bir şekilde tutturulu olan tahta loca, aşırı insan yüküne daha fazla dayanamamıştır. Olayı bize anlatan Kasabalı Mehmet Kocabaş, o sırada Kırmahalle’nin alt tarafındaki bahçelerden (şimdiki Piri Reis İÖO ile Beşyol Kavşağı civarı) kiraz çalmadan gelmektedir. Kiraz bahçesi ziyareti sonrası, İstiklal İlkokulu yanından yukarı doğru çıkmaktadır. Karşısından yaralı bereli ve aksayarak birbirine dayanmış insanlar gelmektedir. “Ne oldu size böyle?” diye sordu ise de kimse cevap vermeyerek moral bozukluğu içinde herkes kendi istikametinde yoluna devam eder.  Aynı olayı, benzer şekillerde İsmail Güven, Süreyya ve Tevfik Kayalık kardeşler, Recep Kızıltoprak da anlattılar.

Bu olay, bahçeye kurulu, ilk yazlık sinemanın sonunu getirir. Ama Ferit Çelebi, devamlı kâr getiren bu işletmeyi bitirmek istemez. İnsanların sinema tutkusu ve yazlık sinemaya olan rağbeti, onu yeni bir yer arayışına iter. Önce Sümerbank’ın arkasına bir yazlık sinema açar. O zamanlar Sümerbank’ın binası daha yapılmamıştır. Sümerbank’ın binası yapılınca da bu sefer Musalla’nın yan tarafına, Meseplerin Bahçesi’nin yukarısına denk düşen yere bir yazlık sinema yapar. Burası aynı zamanda Askerlik Şubesi’in doğu köşesinin karşısıdır. 


Burası ile ilgili bir hatırayı Recep Kızıltoprak’ın ağzından aktarıyoruz: 
-Bir keresinde burada güreş müsabakaları olmuştu. Karaman’a profesyonel güreşçiler gelmişti. Karamanlı Habib Bozkır da güreşmek için alana atladı. Tüm Karamanlılar da Habib Bozkır’ı alkışlayarak  “Habip! Habip!” diye tempo tutmaya başladı. Ama o da ne? Bir anda ortalığı bir sessizlik aldı.  Habib Bozkır 6-7 saniye geçmeden tuş olmuştu…


Ferit Çelebi’nin yazlık sineması, burada uzun ömürlü olmayacaktır. Biraz kıyıda köşede kalmış olmak ve Hancı Orhan’ın yeni açtığı, yazlık sinema daha fazla rağbet görmesi sonucu;  Menekşe Sineması, altmışların ortasında kendiliğinden kaybolur gider.

Yeni Sinema
Yeni Sinema! 
Özortaklar Şirketi’nin sineması.
Kurucular Eczacı Naci Özpeynirci, Ali Dinçer, Avukat Tevfik Saimgil, Dişçi Rafet ve Doktor Ömer Ağaoğlu. 
Büyük ortak, yüzde elli bir hisse ile Naci Özpeynircidir.
Süreyya Abi, telefonunu bile hatırlıyor: Onbeş altmış! 
Makinist Kerim ise onbeş otuz diyor.
Yeniler diyecek ki burası neresi?
Burası, Karaman’ın göbeği desek yeridir.


Tam milletin gözünün içine girecek bir noktada ama kullanılmadığından zula bir durumdadır. Yeni Sinema’ya Şekerbank’ın karşısında hafif çapraz bir kapıdan giriliyordu.


Halk hemen burasını benimsiyor ve gel git oranın adı Yeni Sinema oluyor. Feridin Sineması da Eski Sinema adını alıyor.
Ahmet Ferit Çelebi aslında, sinema sektöründeki en büyük rakibini de kendisi yaratır. İkinci bir sinemanın açılmasını adeta körükler. Yeni sinemanın açılış öyküsünü, Recep Kızıltoprak’tan dinliyoruz:


-Zaman altmışların başıdır. Eniştem eczacı Naci Özpeynirci ve arkadaşları bir akşam Feridin sinemaya giderler. Bunlar, eniştem Eczacı Naci, Avukat Tevfik, Dişçi Rafet, Doktor Ömerdir. O akşam nasıl oldu ise Ferit Çelebi ile takışırlar. Bunun üzerine Eczacı Naci ve arkadaşları yeni bir sinema salonu açmaya karar verirler. Böylece Yeni Sinema fikri ortaya çıkar ve çok fazla zaman geçmeden Yeni Sinema halka hizmet vermeye başlar. Yıl 1960.
 
Kore Eczanesi’nde bir üçlü. Soldan Recep Kızıltoprak (Naci Özpeynirci’nin kayını ), Makinist Kerim(1938), Hüseyin Basmacı(1936), Yeni Sinema ile ilgili anılarını anlatırlarken


Şekerbank’ın tam karşısına açılan bu sinema salonu, Feridin sinemasına göre daha büyük ve ferahtır. Hem de şehrin göbeğindedir. Eski sinemaya göre diğer bir farkı da pervaneli olmasıdır. Halk yazın, salonda film seyrederken sıcaktan pişmez. Localar, bu sinemada da vardır. Hem de Eski Sinema’daki localar gibi aynı pozisyonda.


Recep Kızıltoprak, Makinist Kerim’e dönüyor ve “Burasını şimdi yine çalışır hale getiririz değil mi? diye soruyor.
Makinist Kerim”Herşey yerli yerinde, bir temizlik yeter!” diyor.


Yeni Sinemanın en eğlenceli uygulamalarından biri, kadınlar matinesiydi. Kadınlar matinesi Cumartesi günü yapılırdı. O güne özel giyinip, makyaj yapan kadınlar, sinemanın önünde uzun kuyruklar oluştururlardı. Salon, çoğunlukla gelenlerin tamamını alamazdı. O akşam, sinemanın önünde, bir başka ilgili kalabalık daha olurdu. Sinemaya gelen kadınları görmek isteyen yüzlerce genç, bu sefer sinemanın tam karşısında, Ticaret Odası’nın önünde toplanırlardı.
Bazı Filmlerin İlk Gösterimi Karaman’da 
Recep Kızıltoprak çok ilginç anılar anlatmaya devam ediyor: 
-Doktor Jivago, Kwai Köprüsü gibi dünyaca ünlü filmler, bu sinemada oynatıldı. Hatta bazı filmlerin, Türkiye’de ilk gösterimi Karaman’dan başladı.
“Nasıl olur” sorusuna cevap da ilginç: 
-Filmi oynatacak şirketin sahibi, gümrük dönüşü, Adana’dan Karaman’a uğrardı. Film sahibi, biraz ısrar edince film kutusunu açar ve bir kopyayı da bize bırakırdı. Böylece İstanbul’a varmadan bir film, Karaman’da çoktan izlenmiş bitmiş oluyordu.
Yeni Sinema’ya dair ilginç bir hatırayı da Süreyya Kayalık anlatıyor:
-Zaman, Yeni Sinema’nın, sinema olduğu zaman. Bir hırsızlık furyasıdır almış başını gidiyor. Her gün bir hırsızlık olayı. Ama olayın failini yakalamak imkânsız. Hırsız, genelde akşamları ve sinemada film oynatıldığı zamanları seçmekte. Kurbanları ise hep sosyete cihetindendir. Konya Valisi bile faili yakalamak için bu olaya kafayı takmıştır. 
Yine bir akşam ve yine sinemada güzel bir film. Hırsız her zamanki gibi sinemanın karşısında, Ticaret Odası’nın önünde. Şehrin ileri gelenleri de sinemaya girmek için film sırasında. Hırsız otuz altıncı avını seçer. Sinemaseverler, sinemaya girip film izlemeye başlamışken, hırsız da seçtiği kurbanın evinin yolunu tutmuştur.
Film biter, herkes evine döner. Bir müddet sonra da kıyamet kopar. Hırsız bu sefer işi çok daha ileri boyuta götürmüştür. Çünkü bu kez, kurbanı Askerlik Şubesi Başkanı Albaydır. Üstelik Askerlik Şubesi Başkanı’nın sadece altınları ile yetinmeyip albayın demirbaş silahı olan tabancasını çalmıştır. Tüm Karaman teyakkuzdadır. Vali, kaymakam, emniyet müdürü küplere binerler. Herkes çaresizlik içindedir. Ama yapacak da bir şey yoktur. Hırsız sanki psikolojik savaş yapmaktadır. Hiç izini belli etmemektedir.
Herkesin elinin ayağının dolaştığı, bu ortam içinde Karamanlıların çok sevdiği komiser yardımcısı Fethi Bey, bu işi çözmeye karar verir. İlçeyi iyi bilen birini yanına alır ve amirlik jipine binerek çarşı, pazar ve sokaklarda dolaşmaya başlarlar. Kışla Caddesi üzeri giderlerken bir evin penceresinin aniden kapanması, onları şüphelendirir. Cumhuriyet İlkokulu’na yakın bir nokta olan bu yerdeki evin kapısı hemen çalınır. Evin hanımına evde erkek olup olmadığı sorulur. Evde Sanat Lisesi’ne giden bir genç vardır. Küçük bir soruşturmadan sonra bu genç, bizim hafiyeleri, evlerinin çatısına çıkarır. Evin çatısı müze gibidir. Tüm kayıp eşyalar, oradan alınır ve sahiplerine tek tek iade edilir.
Kemranlı Mesut Kavas, Yeni Sinema ile ilgili bir hatırasını anlatıyor: 
-Akşamları sinemanın önü ana baba günü gibi olurdu. Ben akşama kadar sebze halinde hamallık yapardım. Akşam yemeği sonrası çitlek satmak için Şekerbank’ın köşesine tezgâh açardım. O zamanlar sokak lambası olmadığı için dışarısı karanlık olurdu. Tezgâha fenerimi koyar ve film bitinceye kadar çitlek satmaya devam ederdim. Eve dönme vakti gelince ceplerim, taşacak halde bozuk para ile dolardı…
Makinist Kerim anlatıyor: 
-İlk Dil Bayramları bizim burada yapılırdı. Salon büyük olduğundan, tüm profesörler konferansları burada verirler, izleyiciler de sinema salonlarını doldururlardı. Daha sonra dil bayramı etkinlikleri kaleye alındı. Sanatçılar kaleye gelip konser verirlerdi…
Karasipahi fırını sahibi Mustafa Karasipahi (1963 doğumlu) anlatıyor: 
-O zamanlar Texas, Tommiks ve Zagor gibi çizgi roman okumak revaçta idi. Mutlaka her gençte bu çizgi romanlardan bulunurdu. Sinemaya iyi bir film geldiği zaman elimizdeki Texas Tommiksleri ya takas eder ya da taliplisine satarak sinemaya bilet alırdık…
Yetmişli yılların ortasından itibaren genelde Türk Sineması’nın krize girmesi, beraberinde sinema salonlarını da etkiledi. Yeni ve orijinal film üretilememesi, halkın sinemalardan uzaklaşmasına sebep oldu. Bu şartlar içinde Yeni Sinema, seksenli yıllara ulaşan Karaman’ın en uzun süre devam eden sinemasıdır. Fakat bu sinema da 1990ları yetişemeden miadını doldurur.
Hancı Orhan’ın Yazlık Sineması
Hancı Orhan! Deveci Han’ın sahibi Orhan Doğruöz. 
Karaman’a ikinci yazlık sinemayı açan kişi. Şimdiki Halkbankası’nın altından başlayan ve Karasipahilerin Kasabhanesi’nin karşısına kadar olan nokta eskiden bahçe idi. Sene altmış bir ya da altmış ikide Deveci (Vezir) Han’ın sahibi burasını yazlık sinemaya çevirir. Sinema’nın perdesi, doğu tarafa yerleştirilmişti. Yani Yunus Emre Camii tarafına. Sandalyeler de batı tarafa konmuştu. 
Burası aynı zamanda düğün salonu olarak da kullanılmıştı. Emekli öğretmen Tevfik Kayalı, Eczacı Naci’nin düğünün de burada yapıldığını hemen hatırladı.
Hancı Orhan’ın Sineması, 1962’den 1977’ye kadar hizmet veren Karaman’ın en uzun süreli yazlık sinemasıdır. 
Karasipahi Fırını sahibi Mustafa Karasipahi anlatıyor: 
-Bizim dükkân o zamanlar kerpiçten ve tek katlı idi. Damı da topraktan idi. Sinema hastası olup da para vermek istemeyenler, bizim dükkânın üstüne çıkarlar ve beleşçe film izlerlerdi.
Bir hatıra da Süreyya Büfe’nin sahibi Süreyya Kayalık’dan: 
-O zamanlar ayı ve maymun oynatıcılar vardı. Bunlar, çarşı pazarda, kalabalık yerlerde ayı ve maymunları oynatır karşılığında da halktan para toplarlardı. Bir keresinde bu ayı maymun oynatıcılardan biri, Hancı Orhan’ın sinemasının önünden geçiyordu. Hancı Orhan bunu görünce seslendi:
-Deligaanlı! Şu maymunu getir de biraz oynatalım. 
Para heveslisi olan maymunun sahibi, maymunu getirir. Hancı Orhan, maymuna biraz içki içirir. İçkiyi içen maymun da hemen kafayı bulur ve Hancı Orhan’ın kucağında oturur. Maymunun sahibi maymunu çağırır ama maymundan hareket yok. Çekip almak ister, maymun hiç oralı olmaz. Maymun oynatıcı, hem maymuna hem Hancı Orhan’a yalvar yakar olur. Ancak bir saat sonra maymun biraz kendine gelir ve maymun oynatıcı, maymunu oradan alır ve hemen uzaklaşır.


Armutluların Sineması
Mehmet Armutlu’nun yazlık sineması! Eski Garaj’ın ya da şimdi Özel İdare İş Merkezi’nin yan tarafı. Şimdi orda bir petrol istasyonu var.  Ferit Çelebi’nin Musalla kenarına açtığı yazlık sinema ile karşı karşıya idiler. Hakkında daha fazla bilgi yok. Ne kadar işlediği pek bilinmediğine göre uzun ömürlü olmadığı anlaşılıyor.


Askeri Yazlık Sinema
Şimdiki Askerlik Şubesi’nin içinde bir yazlık sinema vardı. Aynı zamanda düğün salonu olarak kullanılırdı. Ancak halkın çok fazla rağbet ettiği söylenemezdi. 


Sinema Afişlerin Sergilenmesi
Altmışlı ve yetmişli yıllarda film afişlerin sergilenmesi de çok ilginç bir yöntem ile yapılıyormuş. Bir kişi sırtına film afişini asarak mahalle mahalle, sokak sokak gezer, hem de vizyona girecek filmi bağıra bağıra tanıtırmış.  Eski tellal usulü yani.  İnsanlar da bu kişinin sırtına bakarak o hafta hangi film oynayacağını öğrenirlermiş. 


Bir başka yöntem ise at arabası üstünde, sinema afişinin sergilenmesi: At arabasının yan kenarları ile arka kenarı pano olarak düzenlenir, afişler de buraya asılırmış. Bir kişi de hoparlöre benzer metal bir huniyi ağzına alarak o filmin reklamını yaparmış. Bu vaziyet ve hal içinde mahalle ve sokak aralarında tellallık yapılarak film tanıtılırmış.


Son dönemlerde Yeni Sinema’nın afişleri üç yerde panoya asılırdı: Şehrin en merkezi yeri olan Cumhuriyet Parkı’nın sol köşesinde afiş panosu vardı. Bu panonun hafif gerisinde bir de büfe vardı. Sabah akşam halk oradan geçtikçe gözü mutlaka bu film panosuna çarpardı. Şimdi aynı yerde nöbetçi eczaneleri ve hava sıcaklığını gösteren dijital bir pano var.

Afişlerin asılı olduğu ikinci bir pano yeri ise İstasyon Garı idi. Burası biraz sapa bir yer idi. Ama hedeflenen kitle, tren garından Karaman’a gelen yolculardı. Dolayısı ile şehre gelen yolcular ilk olarak sinema afişleri ile tanışırlardı.

Sinema afişlerinin asıldığı bir diğer yer ise, Eski Garaj civarı idi. 


Makinist Kerim
Yeni Sinema ile özdeşleşmiş bir isim. Kendi ağzından kısaca hayatı: 
-10-12 yaşlarında makinist çırağı olarak Ferit Çelebi’nin kışlık sinemasında işe başladım. Tam on üç senem burada geçti. 1974’te Yeni Sinema’ya geçtim. Yeni Sinema’dan emekli oldum. Benim emekliliğim ile Yeni Sinema’nın emekliliği aynı zamanlara rastlar.
Bir hatırası: 
-Bir keresinde yolda çoluk çocuk yürüyorduk. Her karşımdan gelen, selam verip hal hatır soruyordu. Benim kız da “Baba bu kadar insan seni nerden tanıyor?” diye sordu. Dedim ki:
- Kızım, ben o insanların hem kendilerine hem de torunlarına varıncaya kadar hepsine hizmet verdim…


Ferit Çelebi 
Mora Macuru. Rumi 1304, miladi 1888 doğumludur. Kadın kılığında Türkiye’ye giriş yapmış. Çiftçi Bankasının kurucusudur. Banka kapandıktan sonra Helvacılar Sokağı’nda manifaturacılık yaptı. Aynı zamanda çiftçi idi. Çeltek Mahallesi’nde Şeyh Ali Mescidi karşısında “Ferit’in Bahçesi” diye kendi ismi ile anılan bir bahçesi vardı. Burası önceleri kayısı bahçesi idi. Sonra buğday tarlasına çevrilmişti. Bugün oralar bina ile doludur. Başka yerlerde de büyük arazileri vardı. Kendi adına beşyol civarında bir camisi vardır. Aynı bölgede tarlaları da  vardı. 
 
Ferit Çelebi, ortada koltukta oturan (Çiftçi Bankası’nı kurduğu 1930larda)
Karaman’daki birçok ilkler, kendisine aittir. İlk traktör, ilk biçer, ilk sinema, ilk özel banka deyince akla o gelir.
Oldukça kısa boylu bir insan olan Ferit Çelebi, kendisine çok iyi bakardı. Giyim kuşamı kusursuzdu. Çok düzenli ve temiz giyinirdi. Pantolonlar devamlı ütülü olurdu. Her zaman kravat takardı.


Naci Özpeynirci
Karaman’ın yerli ve köklü sülalelerinden Özpeynirciler Sülalesi’ndendir. 1926 doğumludur. Babası tüccar, Tevfik Özpeynircidir. İstanbul’da eczacılık okudu. Sağlık Eczanesini devraldı. O sıralarda Kore Savaşı devam ettiğinden eczanesine Kore Eczanesi adını verdi. Daha sonra Ermenekli Deli Sait’in Kızlı Kahve olarak çalıştırdığı şimdiki yerine taşındı.
 
Naci Özpeynirci
Yeni Sinemayı ortakları ile birlikte açtı. Az ilerisine Yunus Emre Oteli’ni açtı. Birçok hayır işinde ön ayak oldu. Bir ara sıhhi banyo (modern sauna) işine girdi. Şimdiki Nas Otel’in bulunduğu yere bir bina yapmak istedi. Zamanın belediye başkanı Özcan Genç, binanın bir metre kadar dışarı taşması sonucu binayı mühürledi. Bu duruma çok üzülen Naci Özpeynirci, arsayı Naslara satarak, İstanbul’a gitti. Ortağı bulunduğu Farmaş Ecza Deposu’nda çalışırken rahatsızlandı ve 1981’de orda öldü. Ölmeden önce Kızlar Türbesi (Büyük Mezarlık’ta)civarında bir yeri, kendisine mezar yeri olarak seçmişti. Oraya da gömüldü.


Yusuf YILDIRIM
Kaynaklar:
Fotograflarla Karaman, Duru Sarrafiye, Karaman,2007
Hasan Pınarbaşı, Karamanın Geçmiş Elli Yılı,s.120
Teşekkürler!
Bu yazıyı hazırladığım sürece, bilgilerine başvurduğum, beni kırmadan özel vakitlerini ayıran, hatıralarını paylaşan, Değerli Karamanlı hemşehrilerim ve büyüklerim olan; 
Süreyya Kayalık’a
Tevfik Kayalık’a, 
Kasabalı Mehmet Kocabaş’a, 
Çataklı İsmail Güven’e, 
Kore Eczanesi sahibi Recep Kızıltoprak’a, 
Makinist Kerim Amca’ya, 
Masaralı Hüseyin Basmacı’ya, 
Karasipahiler Fırını sahibi Mustafa Karasipahi’ye
Kemranlı Mesut Kavas’a can-ı gönülden teşekkür ederim.
Yorumlar (3)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
Fatih ÖZCAN 8 yıl önce
yazınızda hala sinemaskopun olduğunu söylüyorsunuz. sinemaskopun sahibi kimdir? fatihozcan.ist@gmail.com adresinden iletişime geçebilirsek sevinirim.
AHMET MUSTAFA ÇELEBİ 7 yıl önce
KARAMAN'LI FERİT ÇELEBİ'NİN TORUNU MUSTAFA ÇELEBİ'YİM. SN:Yusuf bey yazınız çok güzel ama bazı yanlışlar mevcut mesela dedemin doğumu ve türkiyeye gelişini yazmışsınız. Doğrusu : 1305 karaman doğumludurzaten türkiyede doğmuştur vefaat evrakı benim elimdedir. Eğer bunları düzeltmek isterseniz. 0539 773 25 00 ararsanız sevinirim.
Mustafa turksen kaymakam lakapli makine y.muhendisi 2 yıl önce
Hic ýerli karamanli y0k dìyecekken talat duru cikagèldi
Namaz Vakti 26 Ekim 2021
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı

Gelişmelerden Haberdar Olun

@