METİNLERİMİZ SERGİYE DEĞER OLMALI DEĞİL Mİ?

METİNLERİMİZ SERGİYE DEĞER OLMALI DEĞİL Mİ?

Bugün içinde yaşadığımız kainat, tam 14 milyar yıl önce kum tanesinden daha küçük belli belirsiz bir nokta iken zaman, madde ve enerjinin yoğunlaşıp sıkıştığı bir başlangıç halindeydi. Tıpkı incir çekirdeği gibi. İncir ağacının tasarımı nasıl ki küçücük incir çekirdeğinin içerisine derc edilmişse o belli belirsiz parçacık içerisine de bugün her gün yeni bir keşifle akıllara hayretler uyandıran kainatın tasarımı yerleştirilmişti. Sonra o parçacık açıldı ve saçıldı. Derecesini tasavvurdan aciz kaldığımız sıcaklık soğumaya, idrakte zorlandığımız boyut ise büyümeye başladı. Büyük tasarım insanın yaşayabileceği şartlara kavuşunca, Allah, onu yani insanı yarattı. Ve insanı akıl, şuur, idrak, anlama ve kavrama yeteneği ile donattı. Eşyanın ismini öğretti. İletişim kurması, kendisini ifade etmesi için de sesi bahşetti. Ses kelimeye, kelime cümleye, cümle ifadeye dönüştü. Artık ne düşündüyse, o düşündüğü şey böylece açığa çıktı.

Dili bir iletişim aracı olarak ele alırsak (ki öyledir) şayet, bu, sesten, kelimeden, cümleden ibaret değildir elbet. İletişimi sağlayan daha birçok kanal vardır muhakkak ki.

Aslında her varlık ister canlı olsun ister cansız bir dil kullanır, bir şeyleri anlatır. Cümle kurar. Belki de o cümleyi kurmak için yaratılmıştır da denebilir. Bir arının, bir bitkinin ya da bir ağacın kurduğu cümle nettir. Kurallıdır, düzgündür. Devrik değildir, anlamsız değildir. Arının, bitkinin, ağacın kurduğu cümle aynı zamanda bir metindir. Ve bu metinde bir anlamsızlık, anlaşılmazlık, bir müphemlik yoktur. Gayet mükemmel, açık ve anlaşılır bir metindir.

İnsanın hayatı da bir cümledir bir yönüyle. Habil’de bir cümledir Kabil’de. Her ikisinin kurduğu cümledir fakat bunlar birbirinden farklı cümlelerdir. İnsanın var olduğu günden bugüne kadar bu iki cümle kurulagelmiştir.  Dolayısıyla bu iki cümlenin oluşturduğu metinler ortaya çıkmıştır. Dünya aslında bu metinlerin bir sergi alanı değil midir? Herkes bu galeride kendi metnini sergileyip duruyor.

Dünya üzerinde en iyi metinleri Allah’ın elçileri ve en iyisini de peygamber efendimiz ortaya koymuştur. Bu metinler abide metinlerdir. Kurallıdır. Noktası, virgülü yerli yerindedir. Harfiyle, kelimesiyle, cümlesiyle hem şekil olarak, hem içerik olarak esaslı metinlerdir. Bu metinler insana huzur veren, inanı insan yapan metinlerdir.

Firavunlar, Karunlar, Ebucehiller de elbette ki cümle kurmuş ve bir metin oluşturmuşlardır. Bunlar cümleyi yanlış kurdukları, devrik kurdukları için oluşturdukları metin esaslı bir metin olmamıştır. Bu metinde ne nokta olması gereken yerdedir ne de virgül. Okunduğunda insanın içinin karardığı, umutsuz, ruhsuz metinlerdir bunlar.

Nasıl ki dün bu cümleler kuruldu, bu cümlelerden metinler oluştu ve sergilendiyse, bugünde bu cümleler kuruluyor, metinler oluşuyor ve sergileniyor. Hepimiz bir cümle kuruyor, metin oluşturuyor ve sergiliyoruz.

Mesele şudur; kurduğumuz cümle kurallı mıdır, devrik midir? Oluşturduğumuz metin kıymetli midir, kıymetsiz midir?

Esed’in kurduğu cümle mesela. Oluşturdu metin dünya galerisinde sergilenmeye değer midir? Sisi’nin kurduğu cümle ya da. Gaze’yi açık cezaevine çeviren İsrail’in kurduğu cümle peki.

Ya bugün müslümanların kurduğu cümleler dünya galerisinde sergiyi hak eden cümleler midir? Okkalı, esaslı cümleler midir? Nasıl bir cümle kurmanın endişesi içindeyiz? Ya da böyle bir cümle kurmanın endişesini taşıyor muyuz? Kendimiz bir cümle kurmanın telaşı içerisinde miyiz yoksa başkalarının kurduğu devrik cümlelerin tekrarını mı yapıp duruyoruz?

Kendi cümlemizi kurmak, kendi metnimizi oluşturmak için bir gayretin içerisinde olmazsak, başkalarının kurduğu devrik ve anlamsız cümlenin bir öğesi olmanın ötesine geçemez ve kendi metnimizi asla oluşturamayız.

Dünya galerisinde kendi kurduğumuz cümlelerle oluşturacağımız metinlerin sergilenmesi ümidiyle…

M. Abdulkadir YUSUFOĞLU

 

NOT: Soma’da ciğerimiz yandı. Rabbimin rahmetini diliyorum. Ölenlere de kalanlara da.