TÜRKİYE'NİN, KONYA'NIN VE KARAMAN'IN AHVÂL-İ İCTİMÂİYYE, SIHHİYYE VE TARİHİYYESİ İLE SAPANCALI HASAN HÜSNÜ (III)

EREĞLİ, SULTANİYE (KARAPINAR)

5) EREĞLİ (1)

Ereğli (s. 89-99) hakkında verilen bilgiler de yukarıda bazı bilgilerini özetlediğimiz kazâlara dâir verilen bilgiler gibidir. Burada bu ansiklopedik bilgileri tekrâr etmek yerine, bazı husûslara temâs edeceğiz.

Ereğli kuzeyden Aksaray, doğudan Bor ve Ulukışla, batıdan Karaman ve Sultaniye (Karapınar), güneyden Mersin ve Silifke ile çevrilidir.

Kazâ dâhilinde nehir olmamakla berâber «Ayiriz*» köyü kenârında pek çok küçük suyun birleşmesi ile meydâna gelen «Ayiriz» deresi, Delimahmudlu köyü civârında «Aydostepesi»'nden inip, «Ayiriz» köyünden 5 km. kuzeyde buradan gelen su ile birleşerek bir kısım değirmenler döndürdükten sonra «Akgöl» adı ile bir bataklık oluşturur. Diğer bir su da Bor tarafından gelip, Kızılca tarafından kazâya dâhil olup, Çiller*, Hortu arasında bir başka bataklık teşkil edip, bu tamâmen yağmur sularından meydana geldiği için yaz mevsiminde kurur. Bunlardan başka Gaybi, Dede-i Kebir ve Dolari* köylerinde pek çok menbaʻ suları olup, bunlar bağlar arasında kaybolur.

Yine kazâ dâhilinde göl olmayıp, yukarıda adı geçen «Akgöl» bataklığı olup, bunun 5.000 dönüm kadar genişliği vardır.

Kazânın batısından doğusuna doğru «Buzdağı», güneyinde ise «Toros» vardır. Kazâ umûmiyet itibâriyle ovalık ise de, birçok kesimleri çoraktır.

Kazâ dâhilinde keşfedilmiş herhangi bir maden olmayıp, Berendi, Hüseyinpınar, Karadirsek, Halkapınarı ve Karacadağ adları ile ormanları ve bazı merʻaları vardır. Ormanlarında meşe, çam, katran ağaçları bulunuyor.

Kazâda bitki türünden kekik, kır kahvesi?, yabaniçay (ada çayı?), çiriş, mehmûziye hüdâyi nâbit olarak bitip, iklim ve toprağı gül yetiştirmeye müsâiddir. Zirâat bitkileri ise başlıca buğday, arpa, nohud, yulaf, çavdar, mercimek, mısır ve darıdan ibârettir. Ceviz, erik, elma, armud, kayısı, şeftali, ayva, vişne, kiraz, badem ve fındık bolca yetişir. Dağlarında vahşî hayvanların pek çoğu bulunduğu gibi, evcil hayvânları da heryerde olan hayvânlardır.

Ereğli merkezinden başka Çayhan ve Ayrancı nâhiyelerine ayrılmıştır. Çayhan'ın 15 köyü vardır. Ayrancı ise ahâli arasında «Divle» olarak bilinip, daha sonra önce «Osmaniye» ve sonra ise «Ayrancı» adını almış olup, 18 köyü vardır. Merkeze bağlı köylerin adedi 30'dur.

Burada bazı köylerin adlarının yanlış yazıldığı görülmektedir: Meselâ Ayiriz (آیریز) köyünden bahsediliyor ki, adı geçen köyün adı eski kaynaklarda «İbriz/s» veyâ «İvriz/s» (2) olup, galiba bu bölgenin adını sadece isminden dolayı bilenlerin «ابریز» yazılışını değişiklere uğratmış olduğu anlaşılıyor. Aynı köyün adı 1928 yılında Dâhiliye Vekâleti tarafından yayınlanan Köylerimiz, adlı kitapta da «Azir (آزیر) imlâsı ile yazılmıştır.(3) Çayhan'a bağlı köylerden «Gördelen» değil, doğrusu «Gündelen»'dir. «Zengin (زنکین)» imlâsıyla yazılan köyün doğru adı «Zengen»'dir. Yine Çayhan'a bağlı «Dam (دام)» imlâsı ile yazılmış köy ismi olup, bu köyü ve doğru ismini maalesef tesbit edemedim.(4) Ayrancı'ya bağlı köylerden «Orzala»'nın adı «Ortaala (اورته آلا)», «Köştere» olarak yazılın köyün ismi «Kösere», «Aydıkara» olarak yazılan köyün ismi «Andıkara»; merkeze bağlı köylerden «Kızılbaş» olarak yazılan köy muhtemelen «Kızılgedik», «Dolari (دولاری)» olarak yazılan köy de «Dedeli» ve «Sitandı» olarak yazılan köyün ismi de «Sinandı»'dır. Ayrıca bir «Rumköy» ve «Rumkut» isimleriyle iki ayrı köy ismi geçiyor. Daha önceki vesikalarda böyle bir köy ismi olmayıp, Köylerimiz adlı kitapta bir «Rumkuş»(5) köyü var, muhtemeldir ki, aynı köy olması lâzım gelir. «بطی اورن» (Batıy Ören) imlâsı ile yazılan ve Osmaniye'ye bağlı olan bir köy var ki, bu «Yassıviran» olmalıdır. Yine Ereğli merkezine bağlı «ارسانی» Ersani veyâ Arsani isimli bir köy olup, Ereğli çevresinde bu imlâ ile yazılabilecek bir köy yoktur. Neresinin kast edildiğini maalesef tesbit edemedim. (6)

Kazânın havâsı umûmiyet itibâriyle muʻtedil olmakla beraber değişkendir. Kazâ dâhilinde su çok olduğu için, rutûbet eksik olmaz. Bahar ve sonbaharda bol yağmur yağar fakat bu yağış bolluğundan mütevellid bir ârıza meydâna gelmez. Kazâya yakın «Akhöyük» köyünde kükürtlü ve çelikli 28-30 derece sıcaklıkta bir maden suyu olup, ahâli bazı hastalıklara iyi geldiğini düşünüyor.

Taş ve ahşaptan bazı yerlerinde muhtelif köprüleri vardır.

Kazânın tamamında 14.287 erkek ve 15.120 kadın müslim, 470 erkek, 385 kadın Ermeni, 308 erkek ve 207 kadın Rum ve 3 protestan (7) olmak üzere 30.780 nüfûs vardır.

Ereğli'de yaşayanların tamâmı Türkçe konuşurlar; Ereğli'de Türkmen denilen bir kısım insanlar olup; «Bastırık» karyesinde seyyâren ikâmet eden aşîretler de vardır.

Ereğli insanı «Anadolu'ya mahsûs» şalvar, çeket ve fes üzerine sarılı ağabaniden ibâret bir giysi giyerler. Kadınların giysileri mevkılerine göre değişiklik gösterebilmektedir; şehir ve civârındaki kadınlar şalvar, içlik, kuşak; başlarına örtü olarak yemeni ile süslenmiş fes giyerler. Şehir kadınları yaz kış yün çorap ve mes giyip, birçokları Halep işi sırmalı çarşaf dahi giyerler. Köylüler ile şehirli kadınların giyimleri farklılıklar gösterir.

Ahâli umûmiyetle zirâat ve hayvancılık yaparsa da, şehirdekiler çoğunlukla ticâret erbâbıdırlar. Bazı köylerde bağcılık yapıldığı gibi, Karacadağ ve Ayrancı'nın bazı köylerinde halı, Çayhan'da kilim dokunur.

Ereğli'de maârif yok denecek derece ve çok ibtidâîdir, 1 medrese olup, o da âtıl hâldedir.

Ahâli şehir ve köylerde düğünlerde araba ile gelin alayları düzenleyip, zurna eşliğinde eğlenirler, düğün masârıfı akraba ve dostlar arasında taksim edilir; bazı köylerde gelin kayınpederi ve kayınvalidesi ile, kendisine bir hediye (mülk, eşya) verilinciye kadar konuşmaz, işâretlerle merâmını ifâde eder ve sofraya berâber otururlar.

Ahâli arasında bâtıl itikâdlar çok olup, sıtmayı bağlamak, kan aldırmak, «yürük» dedikleri yılancık hastalığını okumak, nikâhta ip bağlamak vs. âdetleri olup, tabâbete karşı meyilleri yoktur.

Özellikle köy ahâlisi temizliğe fazla önem vermezler.

Ahâlinin beden yapısı tam ise de, fevkâlâde kavi (gürbüz) insanlara tesâdüf edilmiyor. Yalnız Karacadağ insanları ile Kureyş köyleri ve Sitandı (doğrusu Sinandı) insanları fevkâlâde gürbüz insanlar olup, diğer havâli insanları malarya (sıtma)dan perişan olmuşlardır.

Müessesât

Kasabada 20 yataklı bir memleket hastahânesi ve «Âfiyet» nâmıyla bir eczâhâne var ve ihtiyâca cevâb verebiliyorsa da, tahsîsât meselesinden dolayı ayakta kalması muhtemeldir. Belediyede tabîb yoktur.

Kasabada erkek numûne rüşdiye ve ibtidâî mektebi ile Şehid Âsım Bey kız rüşdiye mektebi olup, köylerin sâdece 7'sinde ibtidâî mektebi vardır.

Ağalar dâiresi, Fakihoğlu, Akmescid ve Nakışlı adı ile medreseler var ise de tamâmı harâb ve âtıl vaziyettedir.

7 han olup, ikisi tamâmen harâbdır. Yetersiz bir hamâmı, su ile çalışan 5 değirmeni bulunuyor.

Gerek kasaba ve gerek ise köylerdeki evlerin tamâmı «karmakarışık» bir şekilde, kerpiç ve topraktan inşâ edilmiştir.

«Câmi-i Kebîr»'den başka onbeş kadar mescid ile harâb bir hükûmet dâiresi ve deppoy olarak kullanılan eski bir kervansaraydan başka kasabada âsâr-ı atîka denilebilecek eser yoktur.

Sıhhiye

Helâların tamâmı çukurlardan ibâret olup, mecrâaları yoktur. Kasabanın dışında, güneyinde ve batısında 5 kabristan olup, tamamı duvarsız ve ağaçsızdır.

Kasabanın batı ve kuzeyinde toplamı yüzbin dönümü bulan bataklıklar olup, temizlenmesi için 1327 senesinde Mösyö «For» adında bir mühendis keşif yapıp, plan ve projeler tanzim etmiş ise de, maalesef bu proje hayata geçirilememiştir.

İçme suları

Kasaba ahâlisinin yarısının içme suyu «Yuni» dağı eteklerinden Bastırık köyü civârından çıkan «Bastırıksuyu»'ndan demir borular ile gelip çeşmelere dağıtılan sudandır. Bunun hâricindekiler ve köylerdekiler umûmiyet itibâriyle sularını âlâlede şekilde akan sağlıksız sulardan içerler. Tamâmının sağlığı husûsunda hiçbir bilgi olmadığından pek çok hastalıkların sebebi bu sulardır.

Kazâ dâhilinde her mevsim malarya (sıtma)nın her nevʻi görülmekte olup, bunun hâricinde mutad bir hastalık yoktur.

«Oturak» (yani «karı oynatmak» alemleri meşhûr ise de fuhuş nisbeten azdır.

Malarya (sıtma) kazânın dörtte üçünü istilâ etmiş vaziyette olup, verem dahi tehlike arz etmektedir. Kazâ ahâlisi artık aşıyı benimsemiş olduklarından çiçek hastalığına nâdiren tesâdüf ediliyor; difteriye dâir herhângi bir vukûât tesbit edilmiş değildir. 1338 (1922) senesinde bazı kolera vukûâtına tesâdüf edilmiştir ki, bunun sebebi suların evden eve geçmesidir.

Asabî ve aklî hastalık çok nâdirdir.

Ölüm ve doğum vukûâtına dâir bilgiler almak mümkün olmamakla berâber ölümlerin daha çok olduğu muhakkak olup, çocuk ölümleri azdır.

Tarih ve âsâr-ı atîka

Ereğli'nin eski adının «Heraklis» olduğu mervî olup, Divle «Derbe» şehri harâbesi üzerine binâ olunduğu zann edilmekte ve Havariyûn Pavlos'un Asya-yı Sugra (Küçük Asya – Anadolu)'da hristiyanlığı ilk defʻa bu şehir ahâlisine kabûl ettirdiği söylenmektedir. (8) Yine Divle civârında Anbar köyünde Makedonyalı İskender ile bağlantılı hadiseler geçtiğine dâir rivâyetler vardır.

Kazâ dâhilinde islâmî devre aid bir minâre olup, Selçuklu devrine âid bu minâre «Bakla» mescidinin iken Karamanoğlu İbrahim Bey zamânında kendi adına olarak genişletilen câmiin minâresi olarak hâlâ ayakta olup, câmiin adı «Câmi-i Kebîr»'dir.

Behram Paşa tarafından inşâ edilen bir binâ olup, hâlen askerî deppoy olarak kullanılmaktadır.

«Ayriz> Ayiriz >İbriz karyesinde kayalar üzerinde sâbitlenmiş iki heykel bulunmaktadır.

6) SULTANİYE (KARAPINAR) (9)

Sultaniye (s. 99-107) Konya vilâyetinin doğusunda; kuzeyden Konya ve Aksaray sancakları ile Hasandağı, doğudan Ereğli ve Bor kazâları ile Karacadağ, batısında Karacadağ (10) ve Konya ile güneyinde Karaman kazâsı ile çevrili olup, mesâha-i sathiyesi 1.800 km.² civârındadır.

Diğer adı «Pınar» (11) olan kasaba Karadağ'ın güneyinde geniş bir ovanın kenârındadır. Kazâ dâhilinde Hasandağı'nın şubelerinden Karacadağ ile Meke adlı yanardağlar olup, kasaba yakınlarından vaktiyle bu dağlardan püskürmüş lavların kalıntıları mevcûddur. Sultaniye'nin zikrolunan dağlar civârında geniş yaylaları olup, ahâli yaz mevsiminde buralara göçerler.

Kasaba civârında «Karapınar» adıyla bir menbaʻ olup, bu pınar 6-8 sene mütemâdiyen akar fakat aynı süre kadar da akmaz. Bu menbaʻ aktığı zamânlarda daha alçak arâziyi bataklık hâline getirir. Bu su bir müddet sonra toprakta kaybolur. Kazâ dâhilinde nehir denilecek bir akarsu yok ise de, toprağın birkaç santim kazılmasıyla su çıkar ve bu sular bir takım küçük göller meydâna getirir. Kazânın kuzeyinde ve güneyinde üç göl olup, Mekil ve Ceral göllerinin suyu tatlıdır. Güneydeki gölün suyu deniz suyuna benzer ve adı «Acıgöl»'dür. Bunlardan başka kasabanın doğusunda bir göl olup, buradan tuz çıkarılır ve «Memleha Gölü (Tuz Gölü)» adı verilir.

Kazâ dâhilinde adı geçen Tuz Gölü'nden başka keşfedilmiş maden yoktur; Karacadağ civârında bir kısım meşe ağaçları ve yine o civârda bazı çalılıklardan başka orman olmayıp, ahalî genellikle «tezek» yakarlar.

Kazânın başlıca zirâat mahsûlâtı buğday, arpa, çavdar ve yulaf olup, «Sutaş» nâhiyesinde mahallî olarak «ضوغه»? denilen sulak bir arâzide ekilmeden mahsûlât alınır. Dağ ve ovalarında bir kısım mantar ve hindiba bulunur. Hayvan olarak koyun, keçi, deve, sığır, merkeb ve vahşi hayvanlardan kurt, tilki, tavşan, canavar (domuz), porsuk ve serçe gibi kuşlar vardır.

Kazânın «Sutaş» adıyla bir nâhiyesi olup, buraya 21 ve merkeze bağlı 23 köy bulunuyor.

Kazâ dâhilinde dört mevsim hüküm sürer. Sıcaklık yazın 26-27˚, kışın 3-4˚, baharda 8-17˚, en sıcak zamânlarda 30-31 dereceleri bulur. Kazâ «poyraz» ve «lodos» denilen güney ve kuzey ruzgârlarına açıktır. Kazâ dâhilinde rutûbet yok ise de, Karapınar'ın cereyân ettiği zamânlarda kasabanın güneyinde rutûbet meydâna gelmektedir. Yağmurları düzenli olup, kar bazen 50 cm. yükseklik kesb eder. Kazâ dâhilinde herhangi bir kaplıca bulunmuyor.

Kazâda tamamı Türk ve Müslüman olmak üzere 18.373 ahâli yaşar.

Ahâli umûmiyetle uzun entari, şalvar, lata giyip, başlarına fes takar, üzerine sarık ve yemeni sararlar; kadınlar şalvar ve dışarı çıktıklarında üzerine örtü alırlar. Köylerde entari üzerine peştamal kuşanıp, başlarına mendil sararlar.

Ahâlinin basit bir beslenme şekli olup «dâimâ pilav ve ayran, nâdiren et yerler»; davar hastalanmadıkça kesmezler. Davarcılık ve devecilik yaparlar; kadınlar yaz ve kış yağ ve peynir, halı ve kilim, çorap, fanila gibi şeyler imâl ederler. Umûmiyetle işleri zirâat ve halıcılıktır.

Ahlâkları iyi olup, %30'u okur-yazar, %50'si okur. Buna rağmen maarif adına bir faaliyet olmayıp, mekteblerin tamâmı imâmların elindedir.

Düğünlerde davul zurna çalmak ve cirid oynamak âdetleridir. Silah atmak âdetleri yoktur.

Tabâbete kesinlikle rağbet olmayıp, mecbûr kalmadıkça doktora gitmezler. Nezâfet ve tahâret oldukça iyi durumdadır. Bataklıklara yakın olanlar sağlıksız, benizleri soluk ve takatsiz olup, diğerleri gâyet sağlamdır.

Kazâda hastahâne, dispanser olmayıp, yalnız hükûmet tabibinin idâresinde bir eczâhâne vardır. Kasabada 1 resmî rüşdiye ile 6 husûsî ibtidâî mektebi olup, köylerdeki mekteblerin tamâmı ibtidâî usûldedir.

Kasabada metrûk ve harâb bir han ile yine metrûk ve harâb hâlde Selim-i Sânî tarafından yaptırılmış bir hamam ile köylerde (Kutviran) kömür ve motorla çalışan iki değirmen bulunuyor.

Kasaba ve köylerde belli bir ev inşa tarzı olmayıp, kerpiç ve nâdiren taş ile inşâ edilmiş tek katlı, toprak damlı evler vardır. Kazâda 1 hükûmet konağı, 1 han ve harab bir hamam ile 47 mekteb ile metrûk 2 medrese, 32 câmi ve 21 mescid vardır. Karacadağ civârındaki köyler dağ eteklerinde, diğerleri tamâmiyle ovada olup, köy evleri daha kabacadır.

Sıhhiye

Helâların tamamı lağımsız ve çukur şeklindedir. Mezarlıkları kasabanın çevresine dağılmış, düzensiz, duvarsız ve ağaçsızdır.

Hotamış (12) civârında büyük bir bataklık olup, bunun bir kısmı sazlık ve bir kısmı suğla hâlindedir. Suğlasında bazı seneler su kuruyup, buradan külliyetli mahsûl alınır. Sazlık kısmı 1301 (1883) senesinde kurutulmak için bir kanal açılmış ise de, düzenli bir akım verilemediği için muvaffak olunamamıştır.

Ahâli içme suyunu kasabada menbaʻ suyundan, yayla ve köylerde kuyu suyundan elde eder. Kasaba suyu Karadağ eteklerinden künkler ile getirilir. Bu suyolu Selim-i Sanî zamânından beri, yapılan tamiratlarla hâlâ kullanılmaktadır. Kuyulardan elde edilen sular umûmiyetle sağlıksızdır.

Kazâ dâhilinde buraya mahsûs ve sürekli bir hastalık olmayıp, zatürre, ishâl ve dizanteri gibi mevsim hastalıkları görülür. Kazâda fuhuş ender olup, ancak Kutviran'da frengiye tesâdüf olunuyor ki, evlilik yoluyla geçtiği anlaşılıyor. Kazâda malarya (sıtma), verem, çiçek nâdiren görülmekte olup, dizanteri vakʻasına tesâdüf edilmemiş; kolera vukûʻ bulmamış ancak, 1330 (1920) senesinde tifüs ortaya çıkmış ise yayılması engellenmiş olup, aklî ve asabî hastalık görülmemiştir.

Kazâda son senelerde ölümler doğumlardan daha fazladır; çocuk ölümleri %40'dan fazla olup, bunun başlıca sebebi anaların çocuk beslemeyi bilmemeleri ve gıdasızlıktır.

Kazâda başlıca eski eser Selim-i Sânî tarafından binâ edilen iki minâreli «Selimiye» câmii ile mekteb, imâret, hamam ve yine o zamândan kalma Karadağ'dan künkler ile getirilen suyolu olup, çevrede Roma ve Bizans döneminden kalma bazı kilise harâbeleri de vardır. Ceral gölünün derinliklerinde bulunan bazı mağaraların Hititler devri eseri olduğu sanılmaktadır.

*

NOTLAR:

1) Konya Sâlnâmesi (1330), s. 170-171, 268-269, 369

 2) W. M. Ramsay, Anadolu'nun Tarihî Coğrafyası, Çev.: Mihri Pektaş, İstanbul 1960, s. 35, 39; BOA. TD.d., Numara: 387, s. 155

3) Köylerimiz, İstanbul 1928, s. 829

4) Konya Sâlnâmesi (1330), s. 171'de «دوملی) Dumli» > Dumlu

5) Köylerimiz, İstanbul 1928, s. 832; bunun gibi, bu konuyu araştırırken tesâdüf ettim. 1933 yılında yayınlanan Köylerimiz adlı kitâbın yeni harflere çevirilmiş nüshasında Ereğli'ye bağlı köylerden olan «Gaybi (غیبی)» adlı köyün adının «Gaylı» (s. 266) olarak yazılmıştır. Bu misâlleri başka yerler için de çoğaltmak mümkündür.

6) Doğan Koçer, Ereğli-i Karaman Nüfûs Defterleri, I-II, Ereğli 2023

7) Ereğli'nin aslî gayr-ı müslim nüfûsu tamâmiyle Ermeni olup, burada olduğu söylenilen Rumlar 1800'lü yılların sonundan itibaren özellikle Kayseri civârından gelmişlerdir, bk. Doğan Koçer, Ereğli-i Karaman…, s. 22; Kâmûsü'l-Âlâm, II, s. 838

8) Bu «Divle», «Derbe» meselesi aslında açıklığa kavuşmuş bir konu değildir; Her ne kadar «Divle» civârında da çok eski tarihî eserler bulunmuş olmakla berâber buranın «Derbe» kadîm şehri olduğuna dâir bir sonuca varılamamıştır. Aynı rivâyetlere istinâden bu gün Karaman civârında, Madenşehri veyâ Karadağ taraflarında eski adı «Kerti» yeni adı Ekinözü olan köy hattâ «Zosta» (Ekinözü) civârı olduğuna dâir görüşler de vardır. bk. W. M. Ramsay, Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası, s. 371

9) Konya Sâlnâmesi (1330), s. 220-221, 287, 319, 357-358

10) Kitâbta «Karacadağ» diye yazılan yer «Karadağ» olmalıdır.

11) Karapınar'a ayrıca neden «Pınar» denildiğine dâir bk. Semâvi Eyice, «Sultaniye = Karapınar'a Dair», İ. Ü. E. F. Tarih Dergisi, XV/20 (1965), s. 117-140 ve Matrakçı Nasuh (Nasuhu's-Silahi), Beyân-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han (Neşr.: Hüseyin G. Yurdaydın), Ankara 1976, s. 67

12) «صوطامش» imlâsıyla yazılmış