TÜRKİYE'NİN, KONYA'NIN VE KARAMAN'IN AHVÂL-İ İCTİMÂİYYE, SIHHİYYE VE TARİHİYYESİ İLE SAPANCALI HASAN HÜSNÜ (V)

Doğan Koçer'in Köşe Yazısı

11) KARAMAN

Hudûdu: Tûl ve arz dereceleri ve mesâha-i sathiyesi

Karaman (s. 74-89) şimâlen (kuzey) Sultaniye ve Konya merkez kazâsı, garben (batı) Bozkır kazâsı ile Teke (Antalya) livâsı, cenûben (güney) Mut ve Ermenek kazâsı, şarken (doğu) Mut ve Ereğli kazâlarıyla mahdûd (sınırlı) olan Karaman kazâsının makarr-ı idâresi (merkezi) bulunan Karaman kasabası şark-i cenûbîden (güney doğu) garb-i şimâliye (kuzey batı) -müteveccih olmak üzere (uzanarak) cüzʼî (az) meyilli bir ova üzerinde ve üç tarafı cibâl (dağ) ile muhât (çevrili) ve şimâl-i şarkî (kuzey doğu) cihetinde Muğla (موغله herhâlde «Suğla» olacak) nâm bataklık ile mahdûddur (sınırlıdır).

[Coğrafî Konumu]

Kazâ 37 arz derecesinde, Anadolu-Bağdad şimendüfer hattının güzergâhında ve Haydarpaşa istasyonundan iʻtibâren 849 ve Konya'dan iʻtibâren 102 km. mesâfede olup, Toros silsile-i cibâlinin (sıradağları) en şimâlî etekleri altında ve Akgöl (herhâlde Akdeniz demek istemiş olacak) dökülen «Göksu» mecrâsı kurbunda vâkiʻdir. Mesâha-i sathiyesi 6.500 km.² olup, sath-ı bahirden irtifâı (denizden yükseklik) 1.024 m.'dir. Karaman pek eski bir kasaba olup, ism-i kadîmi «Larende»'dir.

Dağları ve irtifâaları

Kazânın şimâlinde ve merkez kazâya dört sâat mesâfede Karadağ cenûbunda Erzurum'dan beden ile Anadolu'yu kısmen ihâta eden (kuşatan, çeviren) Toros ve Antitoros silsilesi şuabâtından (şubelerinden, bölümlerinden, uzantılarından) olan «Bulgar», «Geyik», «Sumak» dağları, garbinde «Kasaba» (Gaferyad) ve Akbaba (Hacı Baba) silsileleri mevcûddur.

Kazânın şark ciheti 7-8 imtidâdında (uzunluğunda) cüzʼî ârızalı ovadır. Kazânın garbında bulunan Hadim ve Aladağ nâhiyelerinin arâzisi gâyet dağlık ve taşlık olup, Toros dağlarının bir şuʻbesi nevâhi-i mezkûreyi (Hadim, Aladağ) kısmen ihâte etmiştir. Sâlifü'z-zikr Antitoros silsilesi şuabâtının kazâ dâhilindeki en yüksek zirvesi 2.500-3.000 m. irtifâı hâiz olduğu gibi, Karadağ dahi 2.000 m.'ye kadar mürtefiʻ (yüksek) tepelere mâliktir.

Enhâr (Nehirler)

Güzergâh, tûlleri, seyrinde bataklık olup, olmadığı

Kazâ dâhilinde Hadim ve Aladağ arâzisinden geçen Göksu nâmında oldukça büyük bir nehir mevcûd olup, nehr-i mezkûr Hadim nâhiyesinin Alaca karyesi civârından nebeân ederek (çıkarak), Silifke sancağı dâhilinde Bahr-i Sefid (Akdeniz)'e munsab olur. Bunların geçtiği mahaller arâzisi ekseriyetle dağlık ve taşlık olduğundan, seyrinde pek cüzʼî arâziyi iskâ eder. Bundan merkez kazâya beş sâat mesâfede «Gödet», «Dağa» karyelerinden menbaı olan «Kandon» (herhâlde Fisandon olacak) çayı ile Ereğli'nin Divle nâhiyesinden (Divle bu günki Ayrancı olup, o zamân Ereğli'ye bağlı idi) menbaını alarak Kaya gölünü teşkîl eden «Selerek» ırmağı nâmında küçük bir su vardır.

Göller

Vüsʻati, mevkıi, dâimî veyâ muvakkat oldukları, bataklık yapıp yapmadığı

Kasabaya birbuçuk sâat mesâfede ve kasabanın şimâl-i şarkîsinde 1.200 dönüm cesâmetinde «Çavuş» ve dört sâat mesâfede 1.500 dönüm vüsʻatinde «Kaya» nâmında iki göl mevcûddur. Bu göllerin suları mevsim-i sayf (yaz)da kısmen ve baʻzen kâmilen tebahhur eyleyerek (buharlaşarak) kuruduğu görülmüştür. Bu iki gölün muhît ve civârında bataklıklar husûle gelmekte ve bu sebeble kazâ ahâlisi himiyyât-ı merzagiyeden müteesser müteessir olmaktadırlar. İşbu göller civârında yabânî ördek sayd ederler.

Seyr-i sefâine (gemi, kayık yüzdürmek) elverişli değildir.

Meâdin ve Memleha (madenler ve tuzla)

Aladağ nâhiyesi dâhilinde simli kurşun ve taş kömürü maʻdenleri vardır. Habiller karyesi civârında bulunan bu simli kurşun maʻdeni akdemce bir müddet işlettirilmiş ise de, muahharan vesâitin fikdânı (eksikliği, yokluğu) ve maʻdenin merkez kazâya 14 sâat mesâfede bulunması cihetle terk edilmiştir. Memleha (tuz ocağı) yoktur.

Ormanlar

Karaman kazâsı dâhilinde onyedisi Aladağ nâhiyesinde ve onu merkez kazâya mülhâkâtında ve on beşi de mülhakâtında olmak üzere kırk iki orman mevcûddur.

Muhtelif olmak üzere eşcârın nevʻi: çam, meşe, ardıç, köknar, yabânî zeytin, elma, armud, kirâz ağaçlarıdır. Ormanlardan katʻ edilen ağaçlardan kereste iʻmâl olunarak, Konya ve Göksu tarîki ile Silifke'ye ihrârât vâkiʻ olmaktadır. Ormanlardan sumak mahsûlâtı alınarak ticârete sevk olunur.

Nebâtât ve zirâat

Kazâda zerʻ olunan (ekilen) başlıca hubûbât: buğday, arpa ve çavdardır. Bundan başka mısır, mercimek, nohud, fasulye de zerʻ olunur. Afyon, tütün, patates, susam, pamuk gibi nebâtât-ı zerʻiyye zerʻ edilmektedir.

Kazâ dâhilinde eşcâr-ı müsmireden (meyve veren ağaçlar) ceviz, badem, elma, armud ve kayısı, erik, nar ağaçları mevcûddur. Dâhil-i kazâda hüdâî nâbit (ekilmeden, kendiliğinden biten) olarak da papatya, hindibâ, ebegümeci, yonca, sahleb, kekik, kuzukulağı, semizotu, ayrıkotu, ahlât, ıhlamur, yabanigül, keçiboynuzu, çiydem, karamuk, eğreltiotu, üzerlikotu, alıç, sazkamışı, kökboya, iğde misillü eşcâr ve nebâtât neşv ü nemâ bulmaktadır.

Kazâ dâhilinde 30.000 dönüm bağ mevcûddur. Bunlardan bir milyon kıyye üzüm hâsıl olmaktadır.

Hayvânât-ı ehliye ve vahşiye

Kazâ dâhilinde: bargir, inek, öküz, manda, merkeb, koyun, keçi, hindi, kaz, ördek, tavuk gibi hayvânât-ı ehliye ve hayvânât-ı vahşiye olarak da dağlarda kurt, yabânî koyun, ayı, domuz, tilki, tavşan, sansar, kunduz, tarla faresi, yabân keçisi, geyik, çakal, porsuk, kirpi ve tuyûrdan (kuşlar) kartal, atmaca, karakuş, karga, üveyik, saksağan, göğerçin, hüdhüd, bülbül, keklik, yabânî ördek, serçe, toy, yabânî kaz.

Karacadağ? nâhiyesi muzâfâtından Kızılca karyesi civârında «Salavat» dağında pek çok geyik bulunduğu gibi, «kalemli kirpi» (herhalde oklu kirpi) dahi mevcûddur. Bu hayvânın derisi üzerinde 40-50 santim uzunluğunda sâbit, güzel ve musannaʻ kalem sapı şeklinde uçları sivri kalemleri vardır. Hayvân dâimâ gece gezer. Şâyed gündüzün insâna tesâdüf ederse sürʻat ile hançer gibi kalemleri insânın yüzüne yekdiğerini müteâkib fırlatır ve saplar ki hakîkaten pek müessirdir.

Taksîmât-ı Mülkiye

Karaman merkez kazâsıyla Hadim, Aladağ, İbrala, Afgan nâhiyeleri olmak üzere beşe münkasemdir

Merkez kazâya merbût Kurâ

Akdbad/Akdabad? («عقدباد»?), Boyalı, Burhan, Davgandos, Davuda (Davda), Eminler, Fideriç, Göğes, Gökçe, Göndere, Hacı Süleyman, Hamidiye, İlisıra, Kandon («قاندون» herhalde Fisandon), Kasaba, Kılbasan, Kral Gazi (Karalgazi), Lale, Macide? («ماجده»? Masdad olabilir), Mandasun, Mecidiye, Mercik, Morçalı, Seyyidhasan, Sığırcı, Şeyhi? («شیخی» bunun «Sinci» olduğunu sanıyorum), Zengin (Zengen).

Hadim nâhiyesi

Afşar, Alata, Aşağıhadim, Aşağımertek, Bolay, Büyükılıcapınarı, Çetmi, Kalınağıl, Kongul, Küçükılıcapınarı, Oduncu, Pirlogra («پرلوغره» Pirlevganda), Sahrınç, Setrak («ستراق» herhâlde «Sazak» olacak), Yukarımertek.

Aladağ nâhiyesi

Ada*, Ağaççı, Akçaalan*, Aşağı Eşinler (Eşenler), Aşağıakın*, Aşağkızılca*, Bademli (nâhiye merkezi olarak not düşülmüş), Bayır*, Bostanözü*, Çakallar, Çamur («چامور» herhâlde Çukur olacak)*, Çuna, Dülgerler, Galbend («غلبند» herhâlde «Galaba» olacak)*, Gaziler, Gille, Göni, Göynükkışla*, Habiller, Kâhta, Kızılalan*, Kurucabel*, Kükür, Salahaddin, Umurlar, Yağcı, Yelmaz (Yelmez), Yukarı Eşinler (Eşenler), Yukarıakın*, Yukarıkızılca*

(*Bugün Karaman'a bağlı olan köyler)

İbrala nâhiyesi

Maʻdenşehir, Dinek, Osmaniye, Beydili, Aşıran, Akçaşehir, Sedir ova (Sıdırva), Ağin[*], Kızıllar, Üçbaş, Sarıkaya, Ağin[*, Dağal, Gödeste («کودسته» herhâlde «Gödet» olacak).

Afgan nâhiyesi

Kızılkuyu, Akdiken/Akdiğen? (آق دیکن), Zosta, Pusad (herhâlde Bosala), Kızılyaka, Masdad, Manyan, Başkışla, Bozgandak, Pınarbaşı, Yılangömü, Dağal, Çatak, Çukurbağ, Güce/Göce («کوجه» herhâlde «Göcer» olacak), Özdemir, Kemran.

Ekâlîm-Mevsim[4]

Derece-i harâret taksîminin vasatı (Asfar-ı aʻzamı, mikdârları)

Kazânın iklîmi muʻtedil olmakla berâber mütehavveldir (değişken). İlkbahârda vasatî derece-i harâret 10-12˚ ve mevsim-i sayfda 20-25˚, mevsim-i harîfde (sonbahar) 15-20, mevsim-i şitâda (-0˚)-10˚'dir.

Hadd-i aʻzamı-i harâret en ziyâde Temmuz ve Ağustos aylarında olup, gölgede zâid 35, güneşte zâid 42 derece (zâid: fazla yani 35 ve 42 dereceden yüksek), mevsim-i şitâda (şitâ: kış) kânûn-i sânî ve şubât aylarında aʻzamî derece-i harâret 28-30 derecelere kadar tenezzül etmekte olduğu görülüp, her iki mevsim arasında büyük bir tefâvet (fark, aykırılık) bulunmaktadır.

Rüzgârlar

Kasaba dâhilinde en ziyâde vezân eden cenûb ve garb-i cenûbî rüzgârları olup, muzırdır (zararlıdır). Ale'l-husûs mevsim-i sayfda dâimâ ıttırâdsız (düzensiz) bir sûrette vezân etmekte ve hâsıl ettiği gubârât-i mahreşe (aşırı toz) hasebiyle emrâz-ı ayniye (göz hastalıkları) kesret (çok) ve sühûletle (kolaylıkla) husûle gelmektedir.

Derece-i yebûset (kuruluk) ve rutûbet

Karaman kasabasının cibâl ile muhât oluşu şehri ciyâdet-i havâiyeden (temiz hava) mahrûm bıraktığı gibi, havâsı da cüzʼî râtibdir (az nemli).

Yağmurlar ve irtifâı

Bir sene zarfında yağan yağmurların mikdâr-ı vasatîsi ınde't-tahmîn seksen santimetre mükʻabı (m.³) yaʻni taʻbîr-i mahallî ile ikibuçuk sayanlık («صیانلق»)tır. En ziyâde ilk ve son bahâr mevâsiminde mebzûl (pek çok) denemeyecek derecede yağıp, toprağa derece-i nüfûzları birbuçuk iki sayanlıktır. Yaz günleri pek ender olarak yağmur yağmaktadır. Kazânın cihet-i cenûbiye ve şimâliyesinde vâkiʻ Aladağ ve Karadağ havâlisine ziyâde yağar.

Kânûn-i evvel ibtidâsından iʻtibâren yağmağa başlayan kar, Martın onbeşine veyâ nihâyetine kadar ale'l-ekser devâm eder ve toprakta 25-30 santimetre sahn peydâ eder.

Kaplıca ve ılıcalar (miyâh-i maʻdeniye (maden suları))

Karaman kazâsı dâhilinde ılıca ve kaplıca ve miyâh-ı maʻdeniye-i sâire mevcûd olmayıp, yalnız evsâf-ı sıhhiye ve şurbiyeyi hâiz ve kazâya üç sâat mesâfede Zengen ve Dağal (herhâlde Dağa olacak) karyelerinde menbaʻ suyu mevcûd ise de, menbaın biraz ilerisinde emlâh-ı kilsiyeyi (kireçli) hâvi diğer bir çay bu suya karıştığından hâssa-e şurbiyesini tağyîr etmektedir.

Nüfûs-ı umûmî (Irk ve din üzerine taksîmâtı)

Karaman'ın nüfûs-i umûmîsi 60.815'tir.

Kazâda tâm maʻnâsıyla aşâir yoktur. Kazâya otuz beş sene evvel Kafkasya'dan ikiyüz hâne kadar Çerkes muhâcirleri gelerek, iki karye teşkîli sûretiyle yerleşmişlerdir. Bunlardan başka kazâda Rumili ve Bulgaristan'dan hicret eden Boşnak, Tatar, Pomak muhâcirleri vardır. Lisân-ı umûmî tamâmen Türkçe'dir. Tabiî her millet kendi lisânını dahi istiʻmâl eder.

Tarz-ı telebbüs (giyim kuşam)

«Fesleri üzerine agabanî veyâ çenber sarıp, arkalarına mintan üzerine palto ve ceket giyerler. Bir kısmı da «salta» tabir edilen bir nev yelek uçkurlu siyah çuhadan yahud renkli bir kumaştan mamul şalvar, ayaklarına da çorap, mest ve kundura giymekte iseler de, bu tarz-ı telebbüs (giyim) çiftçi ve esnâf kısımlarında biraz tehâlüf eder (çeşitlilik gösterir). Ve mevâsime (mevsimlere) göre de tebeddül eyler (değişir).»

Mevsim-i sayfda (yazın) kısa ve üç etekli entari altlarında beyâz bir don üzerine «salta» tabir olunan bir nev yelek iksâ eder (giyer).

Kadınları: ayaklarında şalvar, üstlerinde beyaz renkte büyükçe yan örtüsü örterler. Fakat günden güne bu tarz-ı telebbüs (giyim-kuşam) tarz-ı cedîde tehavvül etmekte ve çarşaf ve entariye meyl artmaktadır.

Tarz-ı maişet ve iştigâl ve sanâyi

Kazâ dâhilinde, zikre şayân sanâyi yoktur. Yalnız âdi destgâhlarda halı, kilim, seccâde imal eden karyeler mevcuddur. Başlıca maişetleri «maişet: para kazânma yolu» bağcılık ve arıcılıktır. Köylerde kendi ihtiyâclarını temin edecek kadar kıldan bir takım kilimlerle yünden kabaca bir nev kebe imal etmek sûretiyle idâre-i taayyüş ederler «kendilerine yetecek kadar para kazânırlar». Umûmiyet itibariyle sekene-i kazânın medâr-ı maişetleri «kazânın genelinde geçim kaynağı» zirâat ve derece-i sâniyede «ikinci derecede» koyun ve bu misillü hayvânât-ı ehliye mahsûlâtıdır».

Ahlâk ve İrfan

Maârif umûru «vasat» derecededir. Kasabada 1 zükûr, 1 inâs ibtidâî mektebi vardır.

Bu sene yeniden sekiz köyde mekteb açılmakla, köy mekteblerinin mevcûdu on dokuza bâliğ olmuştur. «bahsedilen 19 köyün nereleri olduğu yazılmamış ancak, 19 köy denilen o târîhte Karaman'a bağlı olan 108 köyün 19'udur, köy mektebi denilen okullar bugünki manada «ilkokul»dur». Köy mekteblerinin hiçbirisinde muallim olmayıp, köy imamları tarafından idâre edilmektedir.

«Kazâ ahâlisi bir takım alışkanlıklar ve batıl itikadlara eğilimlerinden dolayı, beden eğitimi gibi husûsları sevmiyorlar ve bundan dolayı, beden ve uzuvları pekiyi değildir. «Noksân tagaddî «beslenme eksikliği» ve «terbiye-i etfâle adem-i vukûf, vakitsiz teehhül «çocuk eğitimi bilgisizliği, erken evlilik» ve fuhşiyâta meyl, emrâz-ı bevliye ve zühreviye «cinsel hastalıklar» ile maʻlûliyetlerini «maruz kalmaları»na sebeb oluyor. Dolayısı ile kazâ merkezi ve köylerinde «merzagî «bataklık» hastalıklar ve bilhassa sıtma çoktur.

Müessesât-ı sıhhiye

Kazâ merkezinde hastahâne ve dispanser yoktur. «İstikamet» ismiyle bir eczâhâne vardır. Kazâda hükûmet ve belediye tabibleri ile sıhhiye ve aşı memuru vardır.

Mekteb ve medâris

Yeni açılan 8 mekteb dâhil olduğu hâlde, bütün kazâda 19 dokuz mekteb olup, 5'i Hadim'de 5'i de kazânın diğer yerlerinde 29 medrese olup, bunların tamâmının hiçbir işlevi yoktur ve zaten çoğu da kapalıdır. Bütün kazâ dâhilinde okuma yazma bilenlerin sayısı en iyimser tahmînlere göre ancak %5 nisbetindedir.

Han, Hamam, Otel, Hamamlar, Fabrika

7 han, 1 otel, 4 hamam, «Ağa değirmeni» nâmıyla «evkaf»a aid bir un fabrikası vardır.

Mebânînin (binaların) tarz-ı mimarisi

Şehir ve köylerdeki vaziyeti.

Kazâ merkezi ve civârındaki ova köylerindeki meskenlerin tamâmı düz bir arazi üzerinde ise de, dağlık ve taşlık olan kısımlarındaki köylerin meskenleri dağ eteklerinde, dere kenarlarında ve bazısı dağların tepelerinde ve dağ sırtlarındadır.

Hânelerin inşa tarzı tamâmen aynıdır ve muntazam değildir. Evler kazâ merkezinde ve yakın köylerinde kerpiçten ve büyük kısmı taşlardan inşa edilmiş olup, damları hasır ve kamışla örtülü olup, toprak ile kapatılmıştır. Evlerin taban döşemelerinin büyük kısmı toprak ve çok azı tahtadandır. Kiremetli evler nâdirdir.

Emâkin-i Umûmiye (herkese açık mekânlar)

Kazânın tamâmında 90 câmi ve 169 mescid, 5 dergâh, 1 Ermeni ve 1 Rum kilisesi vardır. Resmî dâire olarak, Hükûmet, Belediye, Deppoy «depo –herhâlde askerî olmalı» ve posta ve telgrafhâne vardır.

Sıhhiye[6]

Helâlar «Tuvaletler»

Karaman kazâsı dâhilinde hiçbir lağım yoktur. Kasaba abdesthânelerinin (tuvaletlerinin) tamâmı «düden» denilen çukurlar üzerine binâ edilmiştir. Bu düdenler kasabanın muhtelif mevkilerinde ve birbiri ile irtibat hâlindedir.

Köylerinin çoğunda abdesthâne (tuvelet) bile yoktur. Râstgeldikleri yere def-i hacet ederler. Bazıları evlerinin yanındaki çukarlara def-i hacet edip, bu çukurlar dolunca, kurutup, bağçe ve tarlalara taşırlar.

Kabristanlar

Kasabada, Şamkapu, Kızlar Türbesi ve Tekke mezarlıkları ile Hisar mezarlığı vardır. Şimdiki durumda kasaba içinde mevta defni yasak olduğu için, mevta genellikle «Şamkapu» mezarlığına defn edilmektedir.

Bataklıklar

Karaman'ın sıtma hastalığına sebeb olan en önemli bataklığı «Suğla» olup, bu bataklığın kurutulması için, bir anonim şirkete imtiyaz verilmiş idi.

İçme Suları

Karaman merkezinde pek çok sahrınç, kuyu ve çeşme suları olup, çeşme suları kazâya Zengen ve Dağal «burada raporu hazırlayanın «Dağa» ile «Dağal»ı karıştırmış olduğu görülüyor» köyleriden geliyorsa da, bu suya «kilsî» maddelerin ve diğer kötü suların karışması neticesi sağlıklı değildir. Kuyu suları ise «düden (yani tuvelet)» sularına karışmaktadır. Dolayısı ile Karaman'da içilebilecek sağlıklı su yoktur. Ova köylerinde içilen sular ise çok derin kuyulardan ve binbir zahmetle çıkarılmaktadır.

Mevsim Hastalıkları

Merkez kazânın üç tarafı cibâl ile muhât (dağlar ile çevrili) olmasından, lağımlar ile mezarlıkların «şerâit-i sıhhiyeyi» hâiz bulunmamasından, Suğla bataklığının kurbiyetinden (yakınlığından) ve içilen suyun «havâss-ı şurbiye noksâniyetinden naşi kasaba ile civâr karyelerde «malarya (sıtma)», «verem», «humma», «tifo», «iltihâb-ı emʻa», ve «dizanteri» ile çeşitli iltihâb ve göz hastalıkları âdetâ buraya mahsûs hastalıklar hâlini almıştır.

Aklî ve asabî hastalıklar

Bir iki «ebile?» ve «sarʻa»lıdan başka aklî ve asabî hastalıklar yoktur.

Emrâz-i sâriye (bulaşıcı hastalıklar) ve Kolera

Kolera istilasına dâir bir kayda tesâdüf olunmamıştır.

Tevellüdât (doğumlar) ve vefîyât (ölümler)

Etfâlde «çocuklarda» vefiyat.

Son senelerde vefiyât tevellüdâta nisbeten fazladır. Etfâlde vefiyât vilâyetin her yerinde olduğu gibi burada dahi yüzde kırktan fazladır.

Maʻlûmât-ı târîhiye: Kütübhâneler ve müessisleri

[Burada târîhe dâir verilen kısa malumat atlanmıştır]

Kazâ dâhilinde biri nefs-i kasabada (Karaman) diğeri Hadim'de olmak üzere iki kütübhâne vardır.

Nefs-i kasabada bulunan kütübhâne 1186 târihinde ve Ali el-Semerkandî tarafından binâ ve bilahire ashâb-ı hayrâttan Zeynelabidin Ağa tarafından ihyâ edilmiş olan «Zeynelabidin» Kütübhânesidir. Türkçe 14 ve Arapça 249, Farisî 20 ki, cemʻân 383 kütüb-i mütenevviayı hâvidir.

Hadim'de bulunan kütübhâne dahi hâcegân-ı divân-ı hümâyundan Osman Şehdî Efendi tarafından binâ edilmiştir. Türkçe 52, Arapça 759, Farisî 19 ki cemʻân 821 aded kütüb-i mütenevviayı câmiʻdir.

Köprüler

Karaman ile İlisıra karyesi arasındaki yol üzerinde siyah taştan inşa edilmiş «Karaköprü» nâmiyle bir köprü olup 1100 târîhinde yapılmıştır. Bir de Karaman'ın Aladağ nâhiyesi yolundaki «Göksu» üzerinde «Bıçakçı» köprüsü demekle arîf «bilinen» büyük ve küçük altı gözlü cesim ve atîk köprü vardır ki, bânisi Karamanoğlu'dur.

Yine Göksu üzerinde «Salvaka» köprüsü vardır ki, birisi büyük ikisi küçük üç gözlüdür.

Yine mezkûr Aladağ'da bedâyi-i hilkatten maʻdud bir köprü vardır. Halk arasında bu köprüye «Yerköprü» deniliyor. Bu köprünün dünyada misli yoktur. Bu köprünün «şayan-ı taaccüb» ciheti, hem altından dehşetli bir nehrin cereyan etmesi ve hem de üstünden gâyet büyük «Karasu» tabir olunan bir suyun akmasıdır.

Karaman civarındaki kargir «Deliçay» köprüsü, Karaman çayı üzerinde kârgîr «Taşköprü», «Güyâcı»? köprüsü, «Eğlesun» köprüsü, Kazâla «herhalde «Kazâlpa»» köprüsü, «Çuhaoğlu» köprüsüdür. «Kızıllar» köprüsü, İrala «herhâlde İbrala olacak» «Nalume» köprüsü, «Ok «اوق»» köprü, Tul civârında «Topalın» köprüsü, Sedir Ova «herhalde Sıdırva olacak» yolü üzerinde «Kitapçı» köprüsü ve Suğla civârında «Örüncek «Örencik?»- Kızık» köprüsü ki cemʻân dâlili kazâda 16 kârgîr mühim köprü vardır. Bunlardan başka ufak tefek tahta olarak pek çok mahallerde köprüler var ise de, bunları zikretmeye gerek yoktur.

Üdebâ ve Meşâhîr

Dâhil-i kazâda fukahâ-i ulemâdan ve müfessirînden Şeyh Ali el-Semerkandî ve Ebu Said Muhammed el-Hadimî ve Molla Fenarî ve Cemaleddin-i Aksarayî ve Alaeddin-i Rumî (Siyahser) gibi meşâhîr ve zevât-ı aliye neşr-i ulûm etmişlerdir. Bunlardan Ebu Said Muhammed el-Hadimî'nin babası Buhara asıllı büyük âlimlerden «Fahri'r-Rum» şöhretiyle nâm alan Hacı Mustafa Efendi'nin hicret ettiği Hadim'de 1113 [1701-1702] senesinde tevellüd etmiş, babasından ve sonra İstanbul'da Kazâbadî Ahmed Efendi'den ders görerek, Hadim'e dönmüş ve burada büyük bir şöhret kazânınca padişahın daveti ile tekrar istanbul'a gidip, Ayasofya camiinde «fatiha tefsiri» okutmuş ve tekrar Hadim'e döndükten sonra 1176 târîhinde vefat etmiş ve orada defn olunmuştur. Kendisinin Hadim'de 36 aded eseri olan bir kütüphânesi vardır.

Târîh ve Âsâr-ı Atîka

 [Karamanoğulları hakkında kısa bilgiyi atlıyorum ki, bunun da tamâmen yukarıda bahsi geçen Sapancalı Hasan Hüsnü'nün kitabının özetidir].

Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti

700 târîhinde inşa olunmuştur. Mezkûr imâret kargîr bir kubbe ile nısfı «…» bir minâreyi ve dâhilen bir mescid ile iki dershâne ve iki kemer ve tahtanî altı hücre ve fevkanî altı hücre ki cemʻan onki ihücre ile bir de meydânlığı hâvidir. Bu imâretin mescidinde vâki mihrâb çiniden maʻmûl ve gâyet musanna idiyse de, onbeş sene evvel numara konularak, heyʼetiyle sökülüp, İstanbul müzesine nakl edilmiş ve elyevm orada mahfûzdur. İmâretin dışarı kapısı ceviz ağacı üzerinden geçme olarak maʻmûl ve musanna imiş. İki kanadlı olan bu kapının kanadından birisinde oyma yazı ile «بانیا مفتوج لمن دخل» (bâniyen meftûh li-men dahale) diğerinde ise «طعامنا حلال لمن اکل» (taamena halalun li-men ekele) (yapılan bu binaya her kim girerse helal yemek yiyen kişidir o) ibâresi yazılı imiş. Mezkûr mihrâbın naklinden bir sene sonra da bu kapı İstanbul müzesine nakl edilmiştir.

Mader-i Hazret-i Mevlana Zaviye ve Türbesi

İbrahim Bey tarafından 750 târîhinde inşâ kılınmıştır.

Nefise Sultan Medrese ve Türbesi

Bu türbe ve medrese Karaman'ın Ali Şâhâne «علی شاهانه» mahallesinde Murad-ı Hadavendigar'ın kerimesi ve Karamanoğullarından Halil bin Mahmud Bey'in zevcesi Nefise Sultan nâmına yine İbrahim Bey tarafından 783 târîhinde inşa olunmuştur. Bu medrese kârgîr 10 hücre ve 1 dershâne ve 1 mekteb ve 1 de sayfî «yazlık» dershâne ile Nefise Sultan türbesini muhtevidir. Türbenin iç taraf duvarlarının üç metre yüksekliğine kadar mahalli çiniden maʻmûl ise de, devr-i zamânla hîn-i muhâfazasına ihtimâm olunmadığından bu çinilerin büyük kısmı çıkarılarak, şimdi çok az bir kısmı kalmıştır. Medresenin tûlânî kenârında kabartma olarak âyete'l-kürsî yazılıdır.

Emir Musa Medresesi

Medrese 650 târîhinde Musa Bey tarafından inşa edilmiştir. Şimdiki zamânda harap olup, süslü minâresinden başka bir şey kalmamıştır.

Hisar mahallesindeki kale

[Kalenin yapısından bahsettikten sonra ki, bu kısım atlanmıştır]

Bundan seksen sene evvel kalenin içinde uçları zehirli eski usûl birer metre uzunluğunda birçok ok ve üç aded havan topu var ise de bunlar muhafaza edilmeyerek, oklar zayi olmuştur. Topların ikisi o vakit belediye dâiresi tarafından muhafaza altına alınmıştır. Bu kalenin bulunduğu Hisar mahallesinin tamâmiyle sur ile çevrili olduğu, bir kısım sur kalıntılarından anlaşılıyor.

Fisandon Câmii

Bir de merkez kazâya birbuçuk saat mesâfede Kandın «herhalde Fisandun olacak» karyesinde kiliseden çevrilmiş bir cami olup, inşa târîhi belli değil ise de, Rum hükümdârlarından Yosanos'un biraderi «Fandin» tarafından inşa edildiği tahmin ediliyor.

İbrala Kilise Câmii

Merkez kazâya altı saat mesâfede İbrala nâhiyesinde yine kiliseden çevrilmiş bir cami vardır.

*

NOTLAR

*

Konya Sâlnâmesi (1330), s. 243-245, 362-364, 513-514, 613-621, 657-658 701

Burada «Kasaba» ismi de geçiyor, Herhâlde bu عقدباد imlâsı ile yazılan yer «Gaferyad» olması lâzım.

Burada iki «Ağin» köyü var, bunun birisi Kızıllarağini, diğeri de Gödetağini'dir.

Afganlılardan aldığım bilgiye göre, Afgan, Pınarbaşı ve Afgan çimeni üçgeninde Akdiğin isimli bir mevki olup, eskiden burada birkaç hânede olsa oturanlar bulunuyormuş.

Konya Sâlnâmesi (1330), s. 325

Bu kelimenin manâsını bulamadım. Kitapta yazıldığına göre Karaman'da kullanılan mahallî bir ölçü birimi

Konya Sâlnâmesi (1330), s. 362-364

Konya, s. 86-89; Sapancala Hasan Hüsnü «Karamanoğulları» adlı kitapçığını sâlnâmâdeki Karaman ve Ermenek târîhine dâir bahisleri tamâmiyle aynen kopyalamıştır Karaman için bk. Konya Sâlnâmesi (1330), s. 294-301, Ermenek için aynı sâlnâme s. 270-274

Osman Şehdî Efendi ve bahsi geçen kitaplar hakkında Uğur Demir, «Şehdî Osman Efendi», DİA, XXXVIII (2010), s. 427-428; Faik Reşit Unat, «XVIII. Asır Osmanlı Tarihi Vesikâlarından Şehdî Osman Efendi Sefaretnâmesi», Tarih Vesikaları, I/1 (1941), s. 66-80 ve İzzet Sak, «Şehdî Osman Efendi’nin Hâdim Kütüphânesi’ne Vakfettiği Kitaplar», Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 10, Konya 2003. S. 83-132

Ebu Said Muhammed/Mehmed el-Hadimî: Doğum tarihi bilinmiyor. Sapancalı Hasan Hüsnü 1701 veyâ 1702'de Hadim'de doğduğunu yazıyor. Hadim'den neşʻet etmiştir. Babası Hacı Mustafa da bir müderris idi. Ailenin Buhara'dan geldiği sanılıyor. Konya Karatay'da eğitim gördükten sonra, 1725'te İstanbul'a gitmiş, 8 yıllık bir eğitimden sonra Hadim'e dönmüştür. Babasının yerine geçerek, yeni bir medrese inşa etmiştir. Burada ünü ve buna bağlı olarak talebeleri artmıştır. Bundan dolayı çoğu zamân derslerini açık havada yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Pek çok meşhûr âlim talebesi olmuştur (Gözübüyükzâde, Gelenbevî, Üskübî, Kırkağacî vs.). İlki Dârüssaade Ağası Beşir Ağa tarafından kurulan Hadim'deki kütübhânesi daha sonra muhtelif bağışlarla genişleyerek, büyük bir külliyet oluştu. Padişah I. Mahmud tarafından tekrâr İstanbul'a davet edilerek, Ayasofya câmiinde, padişah ve âlimlerin bulunduğu bir mecliste «Fatiha tefsiri» dersi verdi. Tekrar Hadim'e döndü. 1762'de burada vefât etti. Kendi oğulları da uzun zamân buradaki medresede müderrislik yaptı. Pek çok kitab ve risâle yazmış olup, kendisi ve eserleri hakkında pek çok ilmî ve amatör kitap ve yazılar yazılmıştır. Eserlerinin listesi hakkında bk. Mustafa Yayla, «Hadimî, Ebû Saîd», DİA, C. 15 (1997), s. 26; kendisi hakkında bk. Mehmet Önder, Büyük Âlim Hz. Hâdimî, Ankara 1969, Mehmed Ali Kırboğa, Kāmûsü’l-kütüb ve mevzûâtü’l-müellefât, Konya 1974, Ebül‘ulâ Mardin, Huzur Dersleri (nşr. İsmet Sungurbey), İstanbul 1966, II-III

Şemsüddîn Muhammed bin Hamza (1350?-1431). Nerede doğduğu ve nereli olduğu belli değildir. Maveraünnehir veya Bursa civarında doğmuş olabilir. İznik'te babasından, Amasya'da Cemâlüddin Aksarayî'den dersler aldı. Defalarca Kahire'ye gitti geldi. Karamanoğlu Mehmed Bey, II ile tanışarak Karaman'a giderek orada on yıl kadar dersler verdi (muhtemelen 1404-1414). Bursa'ya dönerek burananın kadılıklarında bulundu.

Mehmed Celâlüddîn Aksarayî (ö. 1388): Aksaraylı olup, burada Zincirli Medrese'de dersler verdi. Karaman'a geldi, hatta Molla Fenari'nin bununla görüşmek üzere Karaman'a geldiği rivâyet edilir. Molla Fenari ve Karaman meşhûrlarından Zenbilli Ali Efendi kendisinden dersler almış olup, Aksaray'da vefât etmiştir.

Doğrusu 835 (1432)'dir

Kitabesine göre buranın inşa târîhi 772 (1370) olup, inşaası da Alâüddîn Bey tarafından yaptırılmıştır.

(bu mahallenin adının aslı «(علی شاهنه) Ali Şâhne» olup, demek ki o târîhlerde de bu günki gibi ahâli arasında «şahâne» şeklini almış idi)

Doğrusu Karamanoğlu Alâeddin Bey'dir.

Emir Musa Medresesi'ne dâir:

Daha önce 17.01.2023 târîhinde yine bu sütûnda Karaman'daki Emir Musa Medresesi ve Ermenek Tol Medrese ile ilgili bir yazı yazmıştım: bk. Doğan Koçer: Emîr Musa veyâ Burhaneddîn Musa Medreseleri

Bu yazıda bu iki medresenin bânîsinin aynı kişi yani «Karamanoğlu Burhaneddin Musa» olmadığını delilleri ile göstermiştim. Bu raporda Karaman'daki Emir Musa Medresesi hakkında bilgi verilirken, tafsilâta girmeden medresenin inşâ târîhinin 650 «1252» olduğunu yazıyor. Bu bilgiler Konya Sıhhiye Müdürü'ne doğrudan Karaman'dan gönderildiğine göre, Karaman'daki yetkililerin «belki evkaf idâresinin» bu konuya dâir bilgileri vardı. Çünkü Sapancalı bazı binâların inşâ tarihinden bahsederken «Karaman Evkâf İdâresi Sicillâtı»'ndaki kayıtlara baktığından bahsediyor, bk. Yazma: s. 45. Önceki yazımızda Larende Subaşısı Emir Musa'nın Mevlânâ ailesinin münâsebetlerinden bahsetmiş ve bu medresenin 1220-1232 yıllarında inşâ edilmiş olduğunu yazmıştık.

Bu husûsa dâir ikinci bir konu da, İbrahim Hakkı Konyalı, yaptığı araştırmalarda bulduğu herşeyi yazan bir târîhçimizdir. Konyalı, yazdığı konular hakkında fazla tecessüs göstermez ve tartışmaya girmez. Dolayısı ile Konyalı «Karaman Târîhi» kitabının muhtelif yerlerinde «Emir Musa»'dan bahsederken, onu daima Karamanoğlu Musa olarak yazmıştır fakat, kitabın 655. sahifesinde kendisinin bizzat Ankara «Tapu Kadastro Umum Müdürlüğü Kuyud-ı Kadime Arşivi»'nde gördüğü bir kayıtta, bu medresinin bânisinin «İsa oğlu Hasan oğlu Emir Musa» olduğunu da yazmıştır. Gerçi bizim Osmanlı Arşivi'nde gördüğümüz vesikada «Hasan «حسن»» değil «Hüseyin «حسین»» yazıyor ama, «Hasan», «Hüseyin» yazılışı aynı olduğu için, okuma veya yazma farkı olabilir.

Konya Sâlnâmesi, sene 1322, s. 303'de aynen «Selçukî ümerâsından Emîr Musa nâmında bir zât tarafından yedinci asır ibtidâlarında Hazret-i Mevlânâ'nın pederi âlileri Sultan-ı ulemâ içün inşâ edildiği mervî olan medrese ile …» ifâdelerinden de anlaşılacağı üzere, bu medresenin Karamanlılar devri ile hiçbir ilgisi yoktur.

Yine bu hususa dâir son söz: Raporda Emir Musa Medresesi'nin eski zamânlarda yapısının çok «musanna» yani «süslü» olduğuna dâir rivâyetler olduğu fakat o târîh itibâriyle, harab bir minâresinden başka hiçbir şeyinin kalmadığı yazılıyor.

[16] Oğuzhan Aydın, «Türkiye’nin Sıhhî İctimaî Coğrafyası’na Göre Anadolu’da Gelenek, İnanç ve Kültür Üzerine Bir Değerlendirme», bilig – Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi 86: 89-114; Hasan Dinçer, «Kurtuluştan Sonra Gaziantep (Türkiye’nin Sıhhi Ve İçtimai Coğrafyası: Gazi Ayıntab Vilayeti)», Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XIX/38 (2019), s. 75-97; ve saire

Yosanos olarak geçen Bizans'ın «I. Justinus» (518-527), «Büyük Justinianos» (527-565), «II. Justinus» (685-695, 705-711), «II. Justinianos Rhinotmetus» (685-695)'tan biri olup, bk. A. A. Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi (Çev.: Tevabil Alkaç), İstanbul 2016, s. 814, bu kilise Semavi Eyice tarafından 9-10. Yüzyıl olarak tarihlenmektedir, bk. Semavi Eyice, «Monuments Byzantins Anatoliens, Inedita ou Peu-Connus, XVII. Corsi di Culture Sull'arte», Ravennate e Bizantina, Ravenna 1971, s. 326

Sâlnâmede «Fisandon (فساندون)» Konya Sâlnâmesi (1330), s. 294