banner738
banner708

Allah’ın Yeryüzünde Değişmez Kanunları

Cihannüma tarafından düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmalarında Allah’ın Yeryüzünde Değişmez Kanunları konusu işlendi.

Allah’ın Yeryüzünde Değişmez Kanunları
banner712

Cihannüma Karaman Şubesi tarafından düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmaları devam ediyor. Bu haftaki sohbette “Allah’ın Yeryüzünde Değişmez Kanunları” konusu işlendi. Araboğlu Camisinde eda edilen namaz sonrası Tartan Evi Yanı Kültür Evine geçildi.

Şükrü Özdemir hocanın Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından başlayan program KMÜ İslami İlimler Fakültesi Dr. Öğretim üyesi Nasseruddin Mazhari’nin sohbetiyle devam etti.

Nasseruddin Mazhari konuşmasında şunları dile getirdi;

Daha önceki sabah namazından sonraki hasbihalimiz Hatuniye medresesinde oluyordu. Medrese Halk Kıraathanesine çevrilince artık buradayız. Hatuniye’de güzel ve bereketli günler geçirdik. İnşallah burası da bizim için şahitlik yapacak bereketli bir mekâna dönüşür.

 Geçen hafta Allah’ın yeryüzündeki bazı sünnetlerden yani kurallardan bahsetmiştik. Bu konu geniş olduğundan dolayı bu günkü sohbetimizi de bu bağlamda yapacağız inşallah.

Allah'ın sünneti, kanunu. Lügatte "yol" manasına gelen sünnet, "Allah" adıyla birlikte kullanıldığında, Allah'ın kâinatı idare ederken koyduğu kurallar; Cenab-ı Allah'ın yaratıkları hakkındaki hüküm ve âdetleri anlamına gelir.

Meselâ, neslin devamı erkek ve dişi canlının birleşmesi sonucunda oluşan döllenme ile sağlanır. Her canlı doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Ateş yakıcıdır; su ise söndürücü. Suyun kaldırma kuvveti; yerin çekim gücü vardır. Yağmurun yağması için suyun buharlaşıp bulut haline gelmesi zorunludur... Kâinatta insanlar tarafından alışılmış ne kadar tabiat kanunu varsa bunların hepsi Allah'ın kâinatı yaratırken koyduğu kurallardır; normal şartlarda değişmez.

 Ancak, bu ilahi kanunlar eşyanın zorunlu bir neticesi olmadığından dolayı Allah dilerse insanların alışageldikleri tabiat olaylarının dışında bazı harikulade olayları da meydana getirmeye kadirdir.

 Ona da mucize veya keramet denir din literatüründe. Ateşin İbrahim (as)’ı yakmaması, suyun Musa’yı boğmaması. Tabiat kanunların hepsi Allah’ın izni ile cereyan eder demiştik geçen sohbetimizde. Şimdi Sünnetullahın yeryüzündeki diğer yansımalarını zikredeceğiz.

Burada bizim için önemli olan kevni sünnetullah değil, Allah’ın halk ile ilişki bağlamında değişmez kurallar önemlidir. Çünkü kâinat düzenini Allah (cc) kendisi koymuş ve ezelden kıyamete kadar koyduğu kurallar çerçevesinde varlığını devam ettirecektir. Kâinattaki Sünnetullah’ta bizim dahlimiz söz konusu olamaz.

 Kur’an’ı Kerimde de Sünnetullah kavramı fizik yasaları olarak geçmez. Ezelden beri insan ve toplum ile ilişkisindeki değişmez prensipler olarak geçer sünnetullah. Buna en bariz örnek Kur’an’da Ra’d süresinin 11. ayetinde şöyle geçiyor:

إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ

“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur”.

Bu kanun gereği Allah (cc) nimetleri zahmete, ferahlığı musibete çevirmeyi ahlâksızlık, küfür, gayretsizlik ve ciddiyetsizlik gibi kötü hallere bağlamıştır.

Kendi özgür iradenizle bilerek isteyerek kendi tercihlerinizle halimizi, ahlakımızı, suret ve seriretimizi değiştirip dönüştürmedikçe Allah (cc) de sizi değiştirip dönüştürmez. Yasa budur Sünnetullah budur. İradenizi hangi istikamette kullanırsanız Allah’da sonuçları önünüze serer. Buhari ve Müslim’in Hz. Ali (ra), şöyle rivayette bulunmuşlardır:

عن عليٍّ رَضِيَ اللَّهُ عنه قال : كُنَّا في جنَازَةٍ في بَقِيع الْغَرْقَد فَأَتَانَا رَسُولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فقَعَدَ ، وقعدْنَا حَوْلَهُ وَمَعَهُ مِخْصَرَةٌ فَنَكَسَ وَجَعَلَ يَنْكُتُ بِمِخْصَرتِهِ ، ثم قال: ما مِنكُمْ مِنْ أَحَدٍ إلاَّ وَقَدْ كُتِبَ مقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ ومَقْعَدُهُ مِنَ الجنَّة » فقالوا : يا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ نَتَّكِلُ على كتابنَا ؟ فقال : « اعْمَلُوا ، فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ » وذكَر تمامَ الحديث، متفقٌ عليه .

Bakîü’l-ğarkad Kabristanı’nda bir cenazenin defni için bulunuyorduk. Derken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elinde baston olduğu halde yanımıza geldi, oturdu. Biz de çevresine oturduk. Başını eğdi ve bastonuyla yere bir şeyler çizmeye başladı. Sonra da şöyle buyurdu:

- “İçinizde, cennet veya cehennemdeki yeri önceden bilinmeyen kimse yoktur.” Orada bulunanlar:

- Ey Allah’ın Resulü! Biz akıbetimizi ezeldeki o yazıya havale edip ameli bırakalım mı? Dediler. Hz. Peygamber:

“- (Hayır) siz görevinizi yapmaya bakın. Herkes niçin yaratıldı ise onu kolayca elde eder” buyurdu. Yani her kes iradesini hangi yönde kullanırsa o yön ve o yol ona kolaylaştırılır, kapılar ona açılır.     

 Dolayısıyla cenabı hak toplum ile ilgili yasalarını kimsenin hatırı için değiştirmez. İnsan, toplum ve tarih ile ilişkisini gelişi güzel bu gün böyle yarın şöyle şeklinde değiştirmez. Bütün ayetleri bu çerçevede anlamak  lazım.

 Burada hüküm çoğunluğa bağlıdır. "El-Hükmü lil-ekser" derler ona dini literatürde. Bir millet hakkında Allah'ın hükmü çoğunluğun iyi veya kötü olmasına bağlıdır. İyiler çoğunlukta olursa, iyilik, âfiyet ve diğer güzel haller husule gelir; kötüler çoğunlukta olursa, fitne, musibet, düşman tasallutu ve hezimetler gibi fenalıklar meydana gelir ve pek çok nimet elden gider. Göz göre göre pek çok fırsatlar kaçırılır. Yarıdan az iyilerin bulunması yetmez. Kurunun yanı sıra yaş da yanar. Özellikle hayırhah ve güzel insanların azlığı veya yok oluşu toplumun batmasına işarettir. Çünkü birçok musibet iyi insanların sayesinde def edilir. Peygamberler çıktıklarında inkarcılara azap inmiştir. Onlar kavimleri arasında yaşadıkça azap inmemiştir. Bu da Sünnetullahtandır.    

Allah’ın başka bir kanunu da zalimlere, zorba insanlara mühlet vermesi ama asla ihmal etmemesi meselesidir. “Allah (cc) mühlet verir ama ihmal etmez” denilmiştir. Bize göre çok uzun süre geçebilir, ama asla ihmal etmez. Gün ve zaman Allah (cc) nezdinde bize göre değildir, ondan dolayı bazı zaman dilimleri bize göre çok uzun olabilir ama Allah (cc) katında uzun değildir.

 İnsanoğlu aceleci olduğundan her şeyin neticesini hemen görmek ister. Nuh (as)’un yaklaşık bin sene davet etmesi bize çok uzun ve gereksiz bir zaman kaybı olabilir. Ama Allah (cc) katındaki hikmet o uzun zamanı gerektirmiştir. Şimdi biz Esat zulmünün ne zaman sona ereceğini ve bu gaddarın ne zaman cezasını çekeceğini dört gözle bekliyoruz. Aynı şekilde Filistin halkı iki nesildir eza ve cefa görüyorlar. Bu zaman dilimi bize çok uzun gelebilir ama Allah (cc) katında farklıdır.

Hatta zalimler bizim düşündüğümüz tersine hayatlarının sonuna kadar zevk ve sefa içerisinde yaşayabilirler. Dünyada hiçbir musibet ve felaket ile karşılaşmayabilirler. Biz de belki dünyada ceza çektiklerini görmeyebiliriz. Ama mesele bu kadar ile bitmez, kendisi öldüğü zaman kabir ve ahiret azabı başlar. Hatta o zalim kişinin neslinden gelen zürriyeti, sülalesi nesiller sonra aynı duruma duçar olabilir.

Nasıl ki bir babanın veya bir dedenin yaptığı hayır ve hasenatın yansıması gelecek nesli ahlaki ve imânî olarak etkiliyorsa, zalimin kötülüğü de gelecek neslinin malına, canına, rızkına ve ahlakına mutlaka menfi olarak etki edecektir. Zalimin zulmü veya toplumdaki diğer menfi olaylar bazen toplu bazen de ferdi olarak Allah’ın azabını celbeder. Toplu bir şekilde helak olan kavimlerin sayısı çoktur ve onların akıbeti hakkında Kur’an ve diğer kutsal kitaplarda çokça haber verilmiştir.

Zulümüm karşılığını vermek için Allah (cc)’ın takdir ettiği belirli zamanlar vardır. O zaman gelince asla geri çevrilmez.

 “Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O’nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir”.

Kur’an’da zikredilen en belirgin Sünnetullah (Allah’ın yeryüzünde koyduğu kural) inkârcıların helak oluşudur. Mucize ve açık delilleri gören kafirler inatlarına devam ettiklerinden dolayı mutlaka Allah’ın azabına uğramışlardır. Tekzip eden kâfirlerin akıbeti hep böyle olmuştur. Asla bir kurtuluş yolu bulamamışlardır. Bu bir sünnetullah olarak kalmıştır.

اسْتِكْبَارًا فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ الْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلًا وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلًا

“Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.”

Bu Sünnetullah o kadar insanların zihnine yerleşmiş ki günlük sözlerinde bile her zaman bunu dile getirirler. Mesela derler ki: “kazdığı kuyuya düştü”. Aslında bu sade bir dille sünnetullahı yansıtıyor bize. Buna benze daha çok atasözü vardır.”

Program yapılan dua ile sona erdi.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner741

banner590

banner745