Tartışma Adabı Konusu İşlendi

Cihannüma Tarafından Düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmalarında Tartışma adabı konusu işlendi.

banner491
Tartışma Adabı Konusu İşlendi
banner567

Cihannüma Karaman Şubesi tarafından düzenlenen Pazar Sabah Namazı Buluşmaları devam ediyor. Bu haftaki sohbette tartışma adabı konusu işlendi. Aktekke Camisinde eda edilen namaz sonrası Hatuniye Medresesine geçildi. Mücahit Özdemir’in Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program KMÜ İslami İlimler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nasseruddin Mazheri’nin sohbetiyle devam etti. Nasseruddin Mazhari konuşmasında;

Bu gün sohbetimizi bir ayeti kerime ile başlamak isterim. Allah (cc) Ankebut süresinin 46. ayetince şöyle buyurur: “Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” Bu ayette mücadele kelimesi geçmektedir. Tartışma, tarafı ile delil vasıtası bir fikri başkasına kabul ettirme, veya karşı tarafın iddiasını delil ile bertaraf etmeye denir. Bu kelime ile daha sonra İslam edebiyatında cedel ilmi ortaya çıkmıştır. İslam’daki cedel ilmi ile Yunan kültüründeki cedel ilmi arasında yer gök kadar fark vardır. Çünkü yunan kültüründe gelişen ve zirveye varan bu ilim dalında hak ve hakkaniyeti ortaya koyma çabasından daha ziyade yanlış olsun doğru olsun kendi fikrini ispat etme çabası vardır. Her türlü fikri, mantıki vesileye ile diğerlere kabul ettirmek gibi bir mantık vardı eski Yunanda.

İslam kültürünün içinde gelişen cedel ilmi hak ve hakkaniyeti savunmak uğruna ortaya çıkmıştır. Akli, nakli, kevni, nefsi delillerle Allah’ın ispatına gidilmiştir. İslamiyet birçok değeri sapmadan kurtarmıştır. Birçok yanlış anlayışı İslam düzeltmiştir, yanlış anlamını bertaraf ederek yepyeni bir anlam kazandırmıştır. Cahiliye devrinden kalan ve kabilecilik anlayıştan dillerde dolaşan: “kardeşin zalimde olsa mazlum da olsa ona yardım et” sözünü de olumlu anlam vermiştir. Buna benzer birçok yanlış söz ve uygulama İslam medeniyeti potasına erimiştir.

Bu ilim sadece metafizik konularla sınırlı olmamıştır. Siyasi, felsefi, ekonomik, toplumsal konularla da ilgilenmiş, böylece derin tartışmalar, fikirler üretilmiştir. Ama şuan maalesef özellikle Arap dünyasında ictimai ve siyasi konuları ele alan tartışmalar çoktan kaybolmuştur. Çünkü bu gibi tartışmalar diktatörlük ve krallık nizamına, düşüncesine ters düşmektedir. Ama onun dışında devletin ekonomik, siyasi ve diğer faaliyetlerini dokunmayan ne varsa konuşulabilir, yeter ki devlete, siyasete dokunmasın.

Eğer tartışma hakka ulaşmak için olursa güzeldir, övülmüştür. Ama bunun bir şartı vardır. O da önyargılardan uzak olmak. Bunun en temek şart da budur, çünkü önyargı insanın gözü önünde bir perdedir. Önyargıya sahip olan, bir fikre, şahsiyete, ekolun fanatiği olan kimse ile tartışmak asla sonuç getirmez. Mevlana önyargıya sahip olan kişiyi şaşıya benzetiyor. Şaşı karşısındaki bir şeyi iki görür veya yamuk görür. “kişi içinde garaz, ters niyet

taşıdığında hüner gizli kalır, böylece kişinin kalp ve gözü önünde yüzlerce perde çekilir” der Mesnevide. Başka bir yerde de önyargıyı rüşvet almış kadıya benzetiyor. Rüşvet almış kadı zalim ile mazlum arasındaki farkı görür mü? Kesinlikle görmez.

İkinci şartı ise ihlas sahibi olmaktır. Karşı tarafı alt etmek için her türlü çabayı göstermek asla insani, ahlaki bir tavır değildir. İhlastan yoksun olanlar karşı tarafı her türlü vesile ile alt etmek isterler ki bu konuşma ve tartışma adabına terstir. İmam Şaffi tartışmaya mecbur bırakıldığım zaman içimden şöyle dua ederdim der: “Allah’ım bunu kalbine ve diline hak ve hakkaniyeti koy, ta onun dilinden hakkı duyayım”.

Hatta susturmak ve bilgiyi ölçmek için bile soru sormak bile hoş karşılanmamıştır. Bilgi elde etmek için soru sormak tabi ki güzeldir. Hatta soruyu ilmin anahtarı olarak nitelendirmişlerdir alimler. Karaman’da bir okulun duvarında şöyle bir yazı görmüştüm: “sormaz ki bilsin, bilse sorardı, bilmez ki sorsun, bilse sorardı”. Sorulan kişi de bilmezse bilmediğini söylemeli. İnat etmemeli, illa ki cevap vereceğim derken yanlış fetva vermemeli. İmam Malik’e kırk soru sormuşlar, sadece 10 soruya cevap vermiş, 30 soruyu bilmiyorum diye yanıt vermiştir.

Bir diğer şartı ise istidlal metodolojisidir. Eğer birisi dinimize mesnet teşkil eden kaynaklara saygısı yoksa onun ile tartışmak konuyu daha da çetrefil hale getirebilir. Çünkü sana mesnet teşkil eden kaynakları o bir kere kabul etmiyordur. Sünnetten delil getirdiğinde hafife alır, alay eder, en sonda da sabırlı olmadığınızda kavga, gürültü çıkar. Böylece ne alimin heybeti kalır ne ilmin saygınlığı.

Başka bir mesele de ilmi, akademik konular medyada tartışılmamalı. Varsa bir ihtilaflı konular onları vatandaşların gözünden uzak tutarak ilmi ortamlarda tartışılması daha uygundur. Çünkü İslami bilgisi kıt olan sıradan vatandaşın bu tür münazaralardan sonra kafaları iyice karışır. Ya senin fanatiğin olur ya karşındaki kişinin. Böylece münazara futbol maçına dönüşür. Hal bu ki din taraftar toplamak, alkış tutmak için değildir, hakkı ve hakkaniyeti insanlara hikmet ile ulaştırmaktır.

Tartışma yapan kişilerin göz önünde bulundurulması gereken şey aralarındaki ortak noktalardır. Birisi ile dini, siyasi veya başka her hangi bir konuda katılmıyorsanız bu doğal bir meseledir. Ama doğal olmayan karşı kişinin sizinle olan ortak noktaları görmemek. Eğer sizi bir araya getiren ortak noktaları görmüyorsanız ve sadece sizi tek bir mesele ayırıyorsa bu gerçekten anormalliktir. Sadece bir veya iki meseleden dolayı bir kişiyi silmek, bütün

irtibatları kesmek insafsızlıktır. Kıyamet gününde bile Allah (cc) iyilik ve kötülükleri tartıyor. İyiliği ağır basan kimse kurtuluyor. Bizim de böyle bakış açıya sahip olmamız lazım. Yoksa anlaşabileceğimiz kimse bulamayız bu dünyada.

İmam Şafii den bu konuda bir harikulade örnek vardır. Bir gün ders esnasında bir meseleyi anlatırken onun gözde öğrencisi Yunus b. Abdul Ala anlatılan meselede onun ile katılmadığını belirtir ve homurdanarak öfke ile kapıyı çarpıp mecliste çıkar. Yunus b. Abdul Ala der ki: akşam kapım çalındı, kapıya gittim, kim o diye seslendim. Muhmmed b. İdris diye ses geldi. Yunus b. Abdul Ala der ki: O an Şafii dışında gözümün önünden ismi Muhammed b. İdris olanların hepsi geçti. Kapıyı açtığımda büyük İmamı karşıma gördüğümde şok oldum. İmam bana: “Ey Yunus! Yüzlerce mesele bizi birleştirirken sadece bir konu mu bizi uzaklaştırdı?, her tartışmalı konuda karşı tarafı alt etmeyi düşünme, bazen kalplerin kazanmak konuyu kazanmaktan daha evladır, daha önce kurduğun köprüleri yıkma, belki geri dönmek için işine yarar, her zaman hatadan nefret et, hata eden kişiden değil, sözü eleştir, sözü söyleyen kişiye saygılı ol, çünkü bizim görevimiz hastalığı ortadan kaldırmaktır, hastayı değil”. (hedefimiz üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil)

Başka bir mesele de karşı tarafın saygı gösterdiği şahsiyetlere asla saygısızlık yapmamalı. Böyle yapan kişinin sözü baştan reddedilir. Şii ve Sünnileri birbirine düşüren birçok televizyon kanalı şuan mevcuttur. Özellikle Farsça yayın yapan ve yayını da Avrupa’dan gerçekleşen bu kanalların finansmanı tek mercidir. O da İngiliz istihbaratı… gsece gündüz bu kaç kanal Şii ve Sünniler arasındaki ihtilaflı konuları tartışıp dururlar. Şii kanallar sahabeyi küfredenken karşı taraf Şiileri yerden yere vuruyor; asla ortak noktalar üzerinde durmuyorlar. Bu tam bir fitne olmuş durumda. Birçok dilde yayın yapan ve Müslümanları birbirine düşüren bu kanalların finansmanı İslam düşmanlarıdır. Bilinçli olmayan birçok Müslüman genç bunların oyununa gelebilmektedirler.

Program yapılan dua ile sona erdi.

banner559

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner535