YUNUS’UN GÖNÜL DİLİ: TÜRKÇE

“Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı.”

745. Türk Dil Bayramı’nı  kutlarken; Türkçenin güzelliğine, ifade zenginliğine, sözcüklerin ezgilerine ve gönüllerimize taht kurmasına örnek olarak Yunus Emre’nin yukarıdaki iki dizesi yeter de artar bile…

Güzel Türkçemiz, su gibi duru Türkçemiz; Birlik ve beraberliğimizin temel taşı.

Dil, insana bahşedilen en değerli nimettendir. Dil var ya, o dil; ağzımızda, aklımızda, gönlümüzde, ruhumuzda. Dostluğumuzda yumuşak, soframızda şükür, kazancımızda bereket, sevincimizde tebessümdür. Dil, yüz ifademizin, tavrımızın, davranışımızın yapı taşıdır. Toplumun harcıdır, kardeşliğin ilacıdır.

Dil var ya, o dil; sözleri dizmeye, anlam yüklemeye, anlatmaya, diyaloğa kucak açan yuvadır. Karamanlı Yunus Emre’nin, “Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı” ile özetleyip bir altın anahtar olarak bizlere hediye ettiği emanettir.

Karamanlı Yunus Emre’nin bir dörtlüğü üzerine yüzlerce sayfa kitap yazılır diye yıllarca önce söyleye geldiğim, tekrarladığım bir husus Yunus Emre’nin bu sözlerindeki derinliği bir kez daha ortaya koyuyor.

Yabancılarla ilk tanışmada ilk soru dilden gelir. “Türkçe biliyor musunuz? Hangi dili konuşuyorsunuz?” Dil, diyaloğu başlatır, dil diyaloğu devam ettirir. Yukarıdaki soruların cevapları muhteliftir. Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça diye cevaplanabilir. Dünya dil zenginidir. Ulusların isimleriyle bütünleşen, bir ulusun kimliği olarak görülen diller vardır. Türkçe tam da böyledir.

Her milletin dili, kendi ulusal değeridir. Türkçe bizim ana sütümüzdür, bastığımız toprağın, kokladığımız çiçeğin, öten kuşun sesidir.

Temel değerimizdir. Dil milletlerin kendi sınırları içinde yurttaşlarının iletişim ve kültür hamurudur. Her ülkenin veya topluluğun dili, bir başka ülkeyle duygu, düşünce, anlaşma ve uzlaşma bakımından aralarındaki köprüdür. 

Her milletin geçmişinden getirdiği, kültürüyle geliştirip sahiplendiği bir dili olduğu gibi, bir başka ulustan kopyalayıp aldığı, sömürge sonucu benimsemek zorunda kaldığı bir dili de olabilir. Ulus farklılığı gibi dil farklılığı da dünyanın zenginliğidir. Önemli olan her dilin, o dili kullanan insanlar için anlaşma, iletişim kurma aracı olarak işlev görmesidir.

Dil birbirimizi tanımanın anahtarı ve diyaloğu sağlayan unsurdur. Öyleyse millet olarak dile sahip çıkacağız. Birey olarak dilimizi çok iyi öğreneceğiz. Bu bir yükümlülüktür.

İyi bir okur, iyi bir yazar olmalıyız. Daha önemlisi, dilimizi doğru yerde, doğru amaçlar için kullanmalıyız.

İnsanlığın ve tüm canlıların ortak mekanı olan dünyayı yaşanılır kılmak için, insani değerlere uygun dil kullanmalıyız. Bu dil, Yunus Emre edasıyla, Yunusça olmalıdır. Dünyanın tüm canlıların ortak mekanı olduğu idrakiyle dilde saygıyı öne almalıyız. Dile saygı ve dilde üslup, dünyayı daha da güzelleştirecektir.

Dili kategorik olarak da değerlendirebiliriz. Bu milletlerin, toplulukların konuştuğu lisanın bir üst basamağıdır. Örnek verecek olursak; Gönül dili, Kültür dili, Sevgi dili, Huzur dili, Refah dili, Barış dili, Bilim dili, Sanat dili, Edebiyat dili, Diplomasi dili, Birlik dili, Sokak dili, Öfke dili, Ayrılık dili, İntikam dili, Kavga dili, Savaş dili, sınıflandırmanın bir bölümüdür.

Dil, insanlığın, duygu ve düşüncelerini, taleplerini ve kabullerini, ortak paydalarını oluşturmak için kullanılır. Bu aşamada, dilin içeriği, işaretleri, ses tonu, tınısı ve şeklinin çok çok önünde olan yönü vardır.

Yunus Emre üslubu ile yaklaşacak olursak; dil saygı ve sevgi temelli olmalıdır. Dili kullanan bireyin nezaketli olmasının yanı sıra kullanacağı sözcüklere özen göstermesi önemlidir. İnsani değerlere uygun, barışcı, paylaşımcı, sevgi dolu, samimiyet içeren bir dil, Yunus’un gönül dilinin devamını sağlar. Duygu, düşünce ve fikri anlatımda “lisani hal” işin temelidir.

Başka bir pencereden bakarsak, dilin başka yüzünü de görme imkanımız olur. Bu öyle bir dildir ki, söze gerek duymadan meramımızı, halimizle, tutum ve davranışlarımızla anlatırız.

Bu öyle bir dildir ki, sadece gözler konuşur, gönülden gönüle anlaşılır. Söz, gözedir kelamı kibarı bunu içerir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkçe ile ilgili birçok veciz söz söylemiştir. Bunlardan birini hatırlatmak isterim:

“Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz. (1938)”

Göktürk yazıtlarından buyana

gelişimini devam ettiren dilimiz

Türkçe için ferman yayınlayan, yüzyıllar önce bize bu konuda önderlik eden Karamanoğlu Mehmet Bey’e ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, bu güzel dili zirveye taşıyan Yunus Emre’ye şükranlarımı sunuyorum.

Bu arada bilinen bir hususu tekrar hatırlatma gereği duyuyor ve diyorum ki; Günümüz dünyasında teknolojinin ve yeni gelişen dijital v.b. alanlarda toplumda  ihtiyaçlara yönelik yeni kelimeler türetilmesi de ihmal edilmemelidir.

Bu vesile ile memleketim Karaman’da Türkçenin resmî dil ilan edilmesinin 745.yıldönümünde, yeni bir Türk Dil Bayramı’nın sevincini yaşadığımız bu güzel günde Karamanlıların ve Türkçe konuşan tüm milletlerin Türk Dil Bayramı’nı kutluyorum.

Sevgiler, saygılar, selamlar.