“Ahlak Kuralları Yöresel, Etik Kuralları İse Evrenseldir” Öyle mi?

Eğitimci, Bilim ve Kamu Yönetimi Uzmanı Mesut Okur yayınladığımız haber için bir yazı kaleme aldı!

“Ahlak Kuralları Yöresel, Etik Kuralları İse Evrenseldir” Öyle mi?

banner390
Geçtiğimiz günlerde Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinde (KMÜ) ilk olarak 2009 yılında başlatılan iç kontrol çalışmaları kapsamında personele yönelik bilgilendirme toplantıları gerçekleştirilmişti. Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Konferans Salonunda 10 Temmuz günü düzenlenen toplantıda üniversite personeline “İdari Personel Etik İlkeler ve Etik Kurul Yönergesi Taslağı” anlatılmıştı.

Haberimizin linki için tıklayınız. Üniversitemezde Etik Eğitimi Verildi"

“Ahlak kuralları yöresel, etik kuralları ise evrenseldir”

Sunumunda öncelikle ‘Etik ve Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri’nden söz eden Uzm. Yrd. Abdullah Demirel, etik ve ahlak terimlerinin sıkça karıştırıldığına dikkat çekerek, “Ahlak görecelidir ve toplumdan topluma değişebildiği gibi, aynı toplum içindeki farklı grupların benimsediği ahlak kuralları arasında bile farklılıklar vardır. Fakat etik daha evrensel ve genel geçerliliğe sahip bir karakter taşır.” şeklinde konuşmuştu.


.......................
Bilim ve Kamu Yönetimi Uzmanı Mesut Okur bu haberimizin içereği ilgili olarak karşı düşüncelerini içeren yazısını siztemize ekledik.

Okur yazısı ile ilgili olarak;'' Ekli yazı 10 Temmuz 2014' de "Üniversitemezde Etik Eğitimi Verildi" haberi vesilesiyle kaleme alınmıştır,''dedi.

“AHLAK KURALLARI YÖRESEL, ETİK KURALLARI İSE EVRENSELDİR” ÖYLE Mİ?
İnsan böyle bir yargıyı görünce, sızlıyor yüreğinin bir köşesi; kim karar vermiş buna, ne zaman toplanmış insanlık koca Konya ovasına da, bunu oylamaya sunup salt çoğunlukla almış bu kararı… Nasıl oluyor da medeniyetimizin temel taşlarının/kavramlarının küllenen ve üstü bazan da bilerek örtülen, yataklarından gün yüzüne çıkartılması gereken irfan yuvamız üniversitelerimiz de dahi bir peşin kabulle, bir şüphe payı bırakıldığının imasının esamesi dahi okunmayan hoyratlıkla ve üstelik kendilerine milletimizin profesyonelce bu tür görevleri tevdi ettiği insanlarımız tarfından pazara sunulur ve bizim de onlarla kendimizi ifade edip şahsiyetimizi inşa etmemiz istenebilir? 

Modern hayatın kurucu özneleri biz değiliz; bu doğru. Ama büsbütün esiri de olamayız. İrademizi ortaya koyup kendimizi kendi öz kavramlarımızla ifade edip şahsiyetimizi inşa etmeliyiz. Yoksa bize/medeniyetimize ait olmayan kavramlarla bir şahsiyet inşa etmeye kalkışma olsa olsa, yabancılaşmış, paramparça  ve ikili bir şahsiyet ortaya çıkartırız, çokça örneği gözlenebildiği gibi... Bu durum seküler  bir karakter olarak da nitelenebilir. Seküler bir şahsiyet batı insanı için bir kurtuluş; bir çıkış belki; inanç dünyalarını kadım zamanlardan bu yan yüzlerce tanrı arasında çekişme ve kavga alanı olan batı insanı, muharref hırıstiyanlıkla da bu kavgayı ruh ve beden arasında sürdürmüş; bilgi ve bilimin aydınlatıcı etkisiyle bilim ve din çatışmasına sahne olan batılı kafa, dini olan bir çok şeyi sosyal ve siyasal alandan kovarak bir çıkış bulmuştur kendince… Öte yandan ne dinden vazgeçebilmiş ne de bilimden; bu çatışmacı ortamda seküler bir yaşam kaçınılmaz olmuştur. Bu onların tecrübesi… Peki bize n’oluyor; düştüğümüz yer orası mı ki, ordan kalkalım; nerde düştüyse yiğit ordan kalkmaz mı? Düştüğümüz yer antik Yunan ve Romanın çok tanrılı putperetst dünyası mıdır?. 
Ehlince malumdur ki, etik antik Yunancadan tevarüs edilimiş seküler içerikli bir kavramdır. Bu onların tarihi tecrübesi içinde anlamlı olabilir. Dini olanla dünyevi olanı ayırmak zorundaydılar; yoksa birbirine zıt iki kuvvettin birlik oluşturarak varlıklarını koruyup insanı mutlu kılması muhaldi. Nitekim bu iki zıt gücün çekişme alanı olan batı/modern insan parçalanmış, kendine yabancılaşmış , çıldırmış ve duyarlılılğını kaybetmiş; kendine zarar verdiği yetmemiş gibi yer yüzünü de ateşe salmıştır. Ne güzel söylemiş Develili Seyrani: ”Yere çakalar iki çatal kazığı; ikiden birine eyler yazığı…”  Bu günün modern dünyasında ruha karşı beden, manaya karşı madde müheykel yapısıyla iktidar olmuş; birincilere yazık edilimiştir.
Peki bizde öyle mi, tarihi olarak yüzlerce tanrı arasında parçalanmışlığımız var mı, İslamla müşerref olduğumuzda ruh-beden çatışmasına mı sürüklendik ki buna bir çare arayalım ve seküler bir hayatı kurmanın peşine düşelim. Sözüm ona dini olanı kelimelerden, kavramlardan, cümlelerden, paragraftan velhasıl hayatın her alanından kovalım da  maddenin ve bedenin/tensel olanın heykelini yontup yere çakalım… Ve bu gün iki arada bir derede kalmışlığımızla (müzezebine beyne zelik) İslam medeniyeti gibi insanı parçalamadan, çatışma alanı kılmadan inşa edip mutluluğunu sağlayan bir imkandan istifade etmeyelim de putperest bir medeniyetin tek dişine kurban gidelim öyle mi? Hepsine hayır… Öncelikle hepsine “Laİlahe…” çekip düştüğümüz havzadan silkinip ayağa kalkalım. Kalkalım ki, sadece biz değil, dünyayı kana bulayıp ateşe verenler de kurtulsun.
Şu halde önce bize emanet “söz”e kulak verelim. İman-Amel/Eylem ve Ahlak gibi sağlam temeller üzerine kurulu bulunan şu üzeri küllenmiş medeniyetimizde tekrar dirilelim. İrfan yuvamız okullarımız, üniversitelerimiz bu dirilişin bir karar-ı mekin olan ana rahmi olmalı; o zaman göreceğiz, bileceğiz ve hiç de komplekse kapılmadan göğsümüzü gere gere “etik davranış” demeyip “ahlaki davranış” diyeceğiz ve o zaman toplum olarak “Kamu Görevlileri Etik Kurulu”’na da ihtiyacımız kalmayacak… Yeter ki ruhumuzu, gönlümüzü, beynimizi, yüreğimizi parçalanmışlıktan, yabancılaşmaktan  evrenin de temel yasası tevhit inancının esaslarıyla aydınlatabilelim…
Ahlak deyince iç çamaşırı mı akla geliyor dediniz: Söze devam edeceğiz inşallah…
     
15/7/2014 
Mesut OKUR

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.