Ak Parti’nin 4. Olağan Genel Kurulunda Sayın Başbakan konuşmasına uzun bir selamlamayla başladı. Tabi ki daha öncesinden Sezai Karakoç’tan okuduğu ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’ adlı şiir konuşmanın duygusal zeminini ve yönünü de tayin ederek selamlamaya daha bir anlam kattı.

 

Selamlama Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Afrika’dan Hicaz’a, Filistin’den Bosna’ya geniş bir coğrafyayı kapsıyordu. Bu coğrafya bizim unuttuğumuz/unutturulan bir coğrafyaydı. Düştüğümüz yerdi. Bu selamlamayı iyi ve doğru okumak gerektiğini düşünüyorum. Bu selamlama konuşması, devamında vurgulanan yakın ve uzak iki tarihe işaret ediyordu aynı zamanda. Birisi Cumhuriyetimizin 100.  kuruluş yıldönümü olan 2023, diğeri ise Türklerin Anadolu’nun kapılarını açtığı 1071’in 1000. Yıldönümü olan 2071. Evet 2023’ü bugün bu ülkede yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu görecektir ancak 2071’i bugün bu ülkede yaşayan insanların büyük bir kısmı göremeyecektir. Bugün dünyaya gelmiş olanlar ise 2071’de 59-60 yaşlarında olacaklardır. Uzak tarihlerden bahsetmek geleceği kurgulamak demektir ki buda ancak büyük devletlerin yapabileceği bir iştir. Başbakan’ın yaptığı da bence budur. Bu selamlamayla aslında bizin ne olduğumuzun yüksek perdeden ilanıdır. Devletin organları başta olmak üzere toplumun bütün katmanları bu ilanı iyi okuyup ona göre pozisyon belirlemelidir. Hele ki üniversiteler ve sivil toplum örgütleri bu hususta başat rol oynarlarsa bir küheylana döner Türkiye ki artık tut tutabilirsen, yetiş yetişebilirsen. 
 
Konuşmanın can alıcı noktalarından birisi Kürt kardeşlerimiz için söylenen sözlerdi. Bu sözler/çağrı 30 yıldır canımızı acıtan, onbinlerce insanın ölümüne sebep olana, gençliğimizi ve geleceğimizi hedef alan terör belasından kurtulmanın nihai noktasını belirtiyordu. Son 10 yılda terör ve terörizmin kullandığı bütün argümanlar ellerinden alındı. Devlet ve hükümet adeta koşarak Kürt kardeşlerimize kucağını açtı. Başbakan’ın istediği, koşarak gidilen sinelerden bir adımla karşılık verilmesidir. Artık Kürt halkı yüksek perdeden bu teröre ‘YETER’ demelidir. Diyarbakır meydanında bir milyon Kürt kardeşimizin ‘YETER’ demesi bu kanlı ellerin ortadan kalkmasını sağlamayacak sadece, kandırılan, dağlarda peri perişan olan kendi çocuklarının da insanca yaşayacağı ortamı oluşturacaktır aynı zamanda. 
 
Bir diğer önemli husus kongreye çok sayıda dışarıdan davetlinin gelmiş olmasıdır. Cumhurbaşkanları, hareket liderleri, parti genel başkanları kongrenin havasını teneffüs ettiler. Başbakan’a bir misyon da onlar yüklediler. Artık sen İslam aleminin de liderisin dediler. 
 
Hamas’ın Siyasi Lideri Halit Meşal’in uzun süre alkışlanması bu milletin Filistin’e, mazluma ve mağdura bakışının da açık bir göstergesiydi.
Başbakan’ın İsrail konusunda söyledikleri tam bir istikrar ve kararlılığın ifadesiydi. İsrail’e yine yüksek perdeden ve çok net ‘Türkiye’den özür dileyeceksin, tazminat ödeyeceksin, Filistin’e uyguladığın ambargoyu kaldıracaksın’ diyerek Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşme adresini işaret etti.
Sevgi, barış ve kardeşlik üzerinden bir ufuk çizgisi çizen Başbakan 21. Yüzyılda olması gereken medeniyet tasavvurunun da altını kalın çizgiyle çizmiş oldu. 2071 bir dil sürçmesi değildi elbette ki.
M. Abdulkadir YUSUFOĞLU