KARAKALPAKİSTAN HAREZM

Özbekistan’a bağlı özerk bir bölge olan Karakalpakistan sınırına giriyoruz. Çok kısa bir süre sonra tekrar geri giriyoruz.

Karakalpakistanın bu bölgeleri Oğuzların, Selçuklu beylerinin yaşamış oldukları toy toplayıp boy boyladıkları çoğaldıkları bölgeler olduğunu söylüyor rehberimiz. Bu uzun çöl yolculuğu Toprakkale sınırlarında bitiyor. Bundan sonra Amuderya Ceyhun nehri deltası yeşillikleri başlıyor.

Karakalpakistanın Harezm bölgesinde akşam namazını kıldıktan sonra Avşar ilçesinden geçerek gece saat 23:00’te Hîva şehrine ulaşabildik. Avşar aynı zamanda bir Türk boyu ve Konya ilimize bağlı  bir beldeninde adıdır.

Bugün siyasetten uzak dokuzuncu günümüzdü. Hîva‘daki otelimiz gayet düzgün güzel bir yerde ve tertemizdi. Sabah kahvaltımızı Çin zulmünden kaçan oda arkadaşım Doğu Türkistanlı Hamit Göktürk, Konya’dan Ömer hoca ve Almanya’dan beraber olduğumuz Orhan Bey’le yaptık.

Bu arada Hîve bölgesinde iki gün boyunca bize rehberlik yapacak olan Yıldız Hanım gelmiş kendisini tanıtıyor.

HİVE büyüleyici şehir.

Özbekistan'ın batısındaki Harezm bölgesinin incisi Hive desek yalan olmaz.

Bir zamanlar tüccarların, sanatkarların ve alimlerin dolaştığı sokaklardaki tarihi dokunun bugüne kadar iyi muhafaza edildiğini tarihi bir şehir. Rivayete göre çölün içerisinde kalan bu şehri Cengizhan görmemiş. Onun içinde Cengizhan’ın görüp yıkmadığı tek şehir Hive olarak biliniyor.

Toprak rengi ve kızılın hakim olduğu bu kadim kent, ülkenin diğer şehirlerine göre oldukça farklı bir havaya ve kendine has mimariye sahip.  Geçmişle iç içe yaşayan bu büyüleyici şehir, labirenti andıran yapısıyla taş ve dar sokaklarında yürüyenleri tarihin derinliklerine götürüyor sanki.

Hive şehri, cebir ve algoritmanın kurucusu olarak bilinen ve "0" sıfır rakamını bulan ünlü alim El Harezmi ile gökbilim, matematik ve doğa bilimleri alanındaki çalışmalarıyla tanınan ünlü bilim insanı El Biruni'nin doğup büyüdüğü topraklardır.

Tarihi İpek Yolu üzerindeki en eski şehirlerden Hive ismini rivayete göre, geçmişte yolcuların buradaki bir kuyuda su bulması ve suyu ilk içtiklerinde "Hey vah!" diyerek şaşkınlıklarını bağırarak dile getirmesinin ardından almış. Zamanla "Hey vah" adı bugüne "Hive" Hiva olarak söylene gelmiş.

Geçmişte birçok devletin ele geçirmek için mücadele verdiği bu şehir, 17. yüzyılda Hive Hanlığı'nın başkenti olmuş Ardından 1873’te maalesef Sovyet Rusya’nın işgaline uğramış. "Gökyüzü altındaki açık hava müzesi" olarak adlandırılan bu şehir son ziyaretgahımızdı.Buhara’dan 9 -10 saat gibi yarı bozuk yollardan iki defada Karakalpakistan sınırına girip çıkarak varabildik.

Hive'de, nüfusun büyük bölümünün yaşadığı ve günümüze sadece bazı kalıntıları kalan en dıştaki surların çevrelediği yeni şehir yerleşkesine dış "Dışan Kale" deniyor. Daha küçük bir topluluğun yaşadığı, tarihte maruz kaldığı birçok saldırıya rağmen halen dimdik ayakta duran, surlarla çevrili eski şehir yerleşkesi ise "İçan Kale" iç kale olarak biliniyor.

Hive'nin mimari ve görsel açıdan en etkileyici bölümünü içinde tek bir yeni yapının yer almadığı "İçan Kale" oluşturuyor. Eski şehrin her sokağında, mavi, turkuaz ve yeşil tonlarında çinilerle bezenmiş kesilmiş koni şeklinde minarelere, iki katlı medreselere, dönemin Han'ının yazlık ve kışlık sarayına, yaklaşık 2 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği cami ile çok sayıda toprak rengi yapıya rastlamak mümkün. Hive'de en dikkat çeken unsur ise şehrin tamamen yatay mimariyle inşa edilmiş olması.

Kale içindeki eski şehirde kıyafetleri, yemekleri, yöresel oyunları, kendi lehçeleri, gelenek ve göreneklerini günümüze kadar koruyan yaklaşık 3 bin kişi yaşıyor. Alışveriş için de kale içinde isteğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Özellikle kalpak alacaklara burası tavsiyemizdir. Grubumuzda en çok kalpak satın kişi Serkan beydi. Serkan beyin aldıklarını bildiğimden evini görmek isterim müze gibidir diye düşünüyorum. Kalenin dört kapısından biri olan Batı kapısından içeri giren ziyaretçileri ilk olarak sağda ve solda yerel ürünlerin satıldığı hediyelik eşya dükkanları karşılıyor.

Yalnız dışarıda sergilenen bu yöresel ürünler doğallığı ve görselliği bozmakta bunların içeride sergilenmesi daha doğru olur kanaatindeyim.

Batı kapısından girdikten sonra ziyaret edilecek mekanlar arasında öncelikle Muhammed Emin Han Medresesi ve medresenin hemen önünde yer alan Kalta Minor (Kısa Minare) geliyor. Çok sayıda odadan oluşan iki katlı medresenin iç kısmında büyük bir avlu ve avlunun içinde bir su kuyusu bulunuyor. Bu görkemli medrese, günümüzde tarihi dokusuna zarar verilmeden otel olarak kullanılıyor.

Yapıldığı dönemde bölgenin en büyük ve gösterişli minaresi olması planlanan fakat Muhammed Emir Han'ın ölümüyle yapımı yarıda kalan Kalta Minor'un dış cephesi mavi, turkuaz ve sarı tonların kullanıldığı çinilerle süslenmiş.

PEHLİVAN MAHMUD MEDRESESİ:

Eski şehirdeki en dikkat çekici yapılardan biri de Pehlivan Mahmud Türbesi. Mavi tonlarda çinilerle süslenmiş bu türbe günün her saatinde ziyaretçi akınına uğruyor. Hive'de 1247'de dünyaya gelen şehrin efsanevi kahramanı Pehlivan Mahmud'un aynı zamanda şair ve yazar olduğu da biliniyor. Katıldığı hiçbir güreş müsabakasında sırtının yere değmediği, hiçbir güreşi kaybetmediği rivayet edilir. Pehlivan Mahmud'un kazandığı bütün parayı yetimlere ve yoksullara dağıttığı dilden dile anlatılıyor. Pehlivan Mahmud'un ve bazı hanların mezarının yer aldığı türbenin bahçesinde bir de su kuyusu bulunuyor.

Hive'nin en önemli sembollerinden Cuma Camisi içinde yer alan 212 ahşap sütunun üzerindeki işçilik göz kamaştırıyor.

Cami içerisindeki hiçbir sütun bir diğerine benzemezken, sütunlar üzerindeki ahşap işlemeciliği de ustaların maharetini yansıtıyor. Öte yandan sütunlar o kadar muntazam yerleştirilmiş ki minberden bakıldığında hiçbir sütun bir diğerini kapatmıyor ve cemaatin her bir ferdi imamı görebiliyor.

Ortasında küçük bir havuzun bulunduğu camide, havalandırma ve aydınlatma amacıyla tavanda açık bir yer bırakılmış. Caminin içinde ayrıca küçük kubbeli bir şadırvan da bulunuyor. Yaklaşık 2 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği bu büyük cami, günümüzde müze olarak kullanılıyor.

20f70f79-b637-4cc4-97b4-2a7f33c24391

Hive'nin de içinde bulunduğu Harezm bölgesinde konuşulan Lehçe, Türkiye Türkçesine oldukça yakın. Gezi Rehberimiz bize buranın aynı Anadolu’ya benzediği şivesi ile giyimleri ile sıfatlarıyla defalarca anlatmıştı, gelince bu sözlerin doğru olduğuna şahit olduk. Özbekistan'ın başka bölgelerinden gelen birinin anlamadığı kelimeleri Türkiye’den gelenler kolaylıkla anlıyor.

Hive'yi ziyaret edenlerin mutlaka tatması gereken lezzetler arasında bu yöreye özgü ekmek başı çekiyor. Hive halkı, "nan" diye adlandırılan ekmeği halen eski usul taştan yapılan tandırlarda pişiriyor ve ekmeğin hamurunu farklı motiflerle süslüyor. Kabaklı, etli ve patatesli gibi farklı çeşitlerde de yapılan ekmeğin, 30 gün boyunca bayatlamadığı söyleniyor.

Özbekistan’ın Ürgenç şehrinde Celalettin Mengü verdi Allah verdi ‘nin 50 tonluk o büyük heykelinin önündeyiz. Cengizhan, Celalettin Allahverdi Tanrıverdi’nin peşindedir, Hindistan’da Büyük Sing nehrinin kıyısında kıstırır. O da yanında bulunan eşi ve yakın korumaları ile atlarını Nehir’in içine sürerler. Kendisi hariç hepsi nehirden çıkamaz boğulurlar. Bu çılgınlığı gören Cengiz han Nehiri geçerken Celalettin’e şöyle söylüyor; "Dört tane oğlum var keşke dört tane oğlum olacağına bir tane Celalettin gibi biri olsaydı dünyayı alırdım der".  Ben onun Sing Nehrini geçerse öldürmemeye söz verdim, onun için askerlerine nehri geçerken ona ok atmamalarını emrederek ölmesine mani olur.

Mezarı: Harzemşahlar Devleti'nin son hükümdarı Celaleddin Harzemşah'ın mezarının Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde olduğunu Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Doç. Dr. Oktay Bozan ile lise müdürü Dr. Arafat Yaz bulup kanıtlamıştır.

Cengiz Han'ın mezarı, Moğolistanın başkenti Ulanbatur'un 160 km kuzey doğusundaki Hentiy sıradağlarının Burhan Haldun tepesinde.

Devam edecek...