Bir zamanlar insanlar bir eşyayı eskittiği için değiştirirdi. Şimdi ise sıkıldığı için değiştiriyor. Telefonlar bir yılı doldurmadan “eski”, ilişkiler birkaç tartışmadan sonra “yorucu”, insanlar ise biraz yavaş kaldığında “gereksiz” ilan ediliyor. Kimsenin hiçbir şeye tahammülü kalmadı. Çünkü artık bu çağda hız, karakterden daha değerli hale getirildi.
Sokakta yürürken insanların yüzüne dikkat edin. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor ama kimse nereye gittiğini gerçekten bilmiyor. Kahveler hızlı, sohbetler kısa, dostluklar yüzeysel… Bir çocuğun çocukluğu bile artık aceleye getiriliyor. Daha konuşmayı tam öğrenmeden ekran bağımlısı oluyor. Daha hayal kurmadan tüketmeyi öğreniyor.
HIZ ÇAĞININ GÖRÜNMEYEN ENKAZI
Bugün marketten alınan bir ürün gibi hayatlar da “kullan-at” mantığıyla yaşanıyor. Peki bunun bedelini kim ödüyor?
En büyük bedeli insan ruhu ödüyor.
Çünkü insan, yaratılışı gereği bağ kurmak ister. Emek vermek ister. Beklemek ister. Ama modern düzen insana sürekli şunu fısıldıyor: “Çabuk ol.” “Daha fazlasını iste.” “Sıkıldıysan değiştir.”
Sonuç ne oluyor?
Sabırsız bir toplum. Tahammülsüz ilişkiler. Kimliksiz gençlik. Derinleşemeyen insanlar…
Bir kafede yan yana oturan dört kişinin aynı masada birbirine bakmadan telefon kaydırdığı bir çağ normal olabilir mi? Aynı evin içinde yaşayan insanlar neden artık birbirinin sesine değil, bildirim sesine dönüp bakıyor?
TÜKETİM SADECE MARKETTE OLMUYOR
Bugün sadece ürünler tüketilmiyor. Vicdan tüketiliyor. Merhamet tüketiliyor. Sadakat tüketiliyor. İnsan ömrü tüketiliyor.
Eskiden mahallede biri öldüğünde herkesin içi yanardı. Şimdi insanlar bir ölüm haberini sosyal medyada görüp birkaç saniye sonra eğlence videosuna geçiyor. Bu normalleşme değil; hissizleşme.
Üstelik sistem bunu başarı gibi pazarlıyor.
Daha çok çalışan, daha çok harcayan, daha az düşünen insanlar isteniyor.
Çünkü düşünen insan yavaşlar. Yavaşlayan insan sorgular. Sorgulayan insan ise yönlendirilmez.
EN ÇOK DA AİLE YIPRANIYOR
Evlerin içindeki sessizlik büyüyor. Aynı sofrada oturan insanlar artık aynı hayatı paylaşmıyor. Anne başka ekranda, baba başka dünyada, çocuk başka bir algoritmanın içinde yaşıyor.
Sonra herkes birbirine şu soruyu soruyor: “Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık?”
Cevabı acı ama açık: İnsan, hız uğruna birbirini kaybetti.
Bugün çocuklar sokakta düşe kalka büyümüyor. Gençler sabretmeyi öğrenmiyor. İnsanlar artık beklemeye tahammül edemiyor. Beş saniyede açılmayan video bile öfke sebebi oluyor. Böyle bir toplumda sağlam karakter nasıl yetişsin?
DURMAYI UNUTAN TOPLUM
Belki de çağın en büyük krizi ekonomik değil. İnsani kriz.
Çünkü yorulan beden değil sadece; ruh.
İnsanlar artık dinlenemiyor. Sessiz kalamıyor. Kendisiyle baş başa duramıyor. Sürekli bir şey izlemek, tüketmek, yetişmek zorunda hissediyor. Oysa insan bazen durmadan da yaşayabilir. Ama bu düzen durana izin vermiyor.
Herkesin her şeye yetişmeye çalıştığı bir yerde kim gerçekten hayatı yaşayabiliyor?
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Biz teknolojiyi mi kullanıyoruz, yoksa teknoloji bizi mi tüketiyor?
Çünkü bu çağda kaybettiğimiz şey zaman değil sadece… İnsanlığımız da yavaş yavaş elimizden kayıyor.
Yorumlar 2
Kalan Karakter: