Toplumların kolektif uykusuna söylenen en tanıdık ninni şudur:
“Sen seçtin, o hâlde özgürsün.”
Karaman’da da bu masal yıllardır anlatılıyor. Sandık kuruluyor, oy veriliyor, sonuç açıklanıyor. Ama kimse şu basit soruyu sormuyor: Biz gerçekten mi seçtik?
Önümüze bir menü konuluyor. Belediye başkanlığı için, meclis üyeliği için, temsil makamları için… “Seç” deniyor. Ama o menüyü kim hazırladı? Adaylar nerede, nasıl belirlendi? Karamanlı ne zaman bu sürecin parçası oldu? Eğer seçeneklerin dışına çıkmana izin verilmiyorsa, yapılan şey özgür irade değil ; itaatin yerel bir ritüelidir.
Biz seçenek sayısıyla ilgilenmiyoruz. Seçenekleri kimin belirlediğiyle ilgileniyoruz. Özgürlük, A adayı mı B adayı mı sorusuna sıkışmak değildir. Özgürlük, “Bu adaylar neden hep aynı yerlerden çıkıyor?” diye sorabilmektir.
Eğer Karaman’da önümüze konan tüm yollar aynı merkezlere çıkıyorsa, sandık bir araç olmaktan çıkar, alışkanlığa dönüşür. Menüyü belirleyemeyen halk, masada figürandır. Oy kullanmak, irade koymak sanılır; ama arada derin bir fark vardır.
“Demokrasi şöleni” diye sunulan süreçlere bakalım. Adaylar Karaman’da mı belirleniyor, yoksa Ankara’daki genel merkez koridorlarında mı? Delegeler seçiyor, Karamanlıya sadece “onayla” deniyor. Bu mu yerel irade?
Buna itiraz etmek polemik değildir. Bu, Karaman’ın onur meselesidir. Parti üyelerinin söz sahibi olduğu, liyakatin sadakate feda edilmediği, tabanın sesinin tavanı belirlediği bir yerel siyaset mümkündür. Karamanlıyı sadece seçim günü hatırlayan değil, karar süreçlerine dahil eden bir model mümkündür.
Kendi adayını çıkaramayan bir şehir, kendi geleceğini de belirleyemez. Seçenek üretmeden yapılan tercih, özgürlük değildir.
Bu bir taraf çağrısı değil.
Bu, Karaman’da demokrasiyi gerçekten işletmek isteyen herkes için yapısal bir uyarıdır.
Çünkü seçim Karaman’da sandıkta değil, aday belirlenirken başlar.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: