İnsan bazen başladığı yere geri dönüyor. Ben de bugün kendimi başladığım yerde buluyorum: Yeniden iş arıyorum.
Engelliyseniz iş bulma süreci daha zor oluyor. Çünkü çoğu zaman yalnızca bir iş değil, size uygun bir iş arıyorsunuz. Kimi ilanlar eğitim şartına takılıyor, kimileri ikamet şartına. Bazen yaşadığınız şehirde uygun bir ilan açılmıyor, bazen de açılan ilan size uygun olmuyor. Bu süreçte herkes aynı tavsiyeyi veriyor: "E-KPSS'ye çalış, atanırsın." Fakat işin görünen kısmıyla gerçek kısmı aynı değil. Engelli atamaları sınırlı, rekabet yüksek. Üstelik birbirinden çok farklı şartlara sahip engel grupları aynı sistem içinde, aynı havuzda yarışmak zorunda kalıyor. Çalışamayan engellilere verilen destekler ise hayat pahalılığı karşısında yalnızca geçinmeye değil, ayakta kalmaya çalışan insanlar için maalesef yeterli olmuyor.
Ben Ahmet Çabıtçı. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. Yıllardır teknolojiyle ilgileniyorum; web siteleri geliştiriyor, köşe yazıları yazıyorum. www.ahmetcabitci.com.tr üzerinden düşüncelerimi paylaşıyorum. PHP, HTML ve CSS ile çalışıyor; yapay zekâ araçlarından yararlanarak üretmeye devam ediyorum.
Bütün bunları anlatmamın sebebi kendimi övmek değil; bir insanın üretmesi için kusursuz şartlara sahip olması gerekmediğini göstermek. Ancak çoğu zaman yaptıklarımızdan önce engelimiz görülüyor. Bana zaman zaman şu soru soruluyor: "Sen görme engellisin, bunları nasıl yapıyorsun?" Oysa ben insanların önce engelimi değil, ortaya koyduğum işi merak etmesini isterdim. "Ortaya nasıl bir iş koydun?", "Bu projeyi geliştirirken nasıl bir yol izledin?" İşte o zaman konuştuğumuz şey engelim değil, emeğim olurdu.
Haberlerde sık sık görüyoruz: "Engeline rağmen üniversite bitirdi", "Engeline rağmen başarılı oldu." Bu haberleri yapanların kötü niyetli olmadığını biliyorum ancak kullanılan dil, farkında olmadan önyargıları besliyor. Sanki engelli bir bireyin eğitim alması, çalışması, üretmesi olağanüstü bir durummuş gibi sunuluyor. Oysa bunlar hayatın doğal bir parçasıdır. Engelli olmayan insanlar nasıl okuyabiliyor, evlenebiliyor, iş kurabiliyorsa; engelli bireyler de aynı şeyleri yapabilir. Belki farklı yöntemlerle, belki daha fazla engelle karşılaşarak... Ama sonuçta hayatın tam içinde.
Ben insanların bana hayranlıkla bakmasını istemiyorum. Hikâyemin bir mucize gibi anlatılmasını da istemiyorum. Çünkü ortada mucize yok; emek var, çalışma var, mücadele var.
Şimdi önümüzde başka bir gerçek daha duruyor: 30 Haziran’da işimiz bitiyor. Peki sonra? Belirsizlik, bazen işsizliğin kendisinden daha fazla yoruyor. Sorumluluklar devam ediyor. İnsan bir süre sonra "Bakarız, hallederiz" gibi temennilerden ziyade, somut adımlar ve eşit imkânlar bekliyor.
Belki bu yazıyı az kişi okuyacak, belki birçok kişi birkaç satır okuyup geçecek. Ama yine de yazıyorum. Çünkü bu satırlar yalnızca benim hikâyem değil; üretebildiği hâlde görünmeyen binlerce insanın ortak sesi.
Ben acınmak istemiyorum. Kahraman olarak görülmek de istemiyorum. Sadece emeğimin görülmesini istiyorum. Belki bir gün, bir görme engelliye "Sen bunu nasıl yaptın?" diye sormadan önce, "Ortaya nasıl bir iş koydun?" diye sorulur. Ben o günü beklemeye devam ediyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: