Kuştüyü yataklar, gösterişli saray odaları, ihtişamlı sofralar… Ali Şamil Güler'in önünde rahat bir hayat vardı. Ancak o, kendisine sunulan bu konforu geride bırakıp Anadolu'nun ateş çemberine yürümeyi seçti. Boyu yalnızca 110 santimetreydi ama yüreği, nice dev adamdan büyüktü.
1895 yılında Bitlis'in Ahlat ilçesinde dünyaya gelen Ali Şamil, fiziksel yapısı nedeniyle daha çocuk yaşlarda farklı bir hayatın içine sürüklendi. I. Dünya Savaşı yıllarında Doğu Cephesi'ne giden Enver Paşa'ya hediye edildi. Görevi, Enver Paşa'nın eşi Naciye Sultan'ı neşelendirmek, saray çevresini eğlendirmekti. O dönemin anlayışı içinde "soytarı" olarak anılan bu görev, bugünkü anlamıyla hakaret değil; sarayda nüktedanlığı ve hazırcevaplığıyla bulunduğu ortama neşe katan kişiyi ifade ediyordu.

Savaşın seyri değişip Osmanlı Devleti zor günlere girince Enver Paşa İstanbul'dan ayrıldı. Ali Şamil ise bu kez Sultan Vahdettin'in kızı Ulviye Sultan'ın sarayına gönderildi. Artık yeni görev yeri saraydı. İnsanları güldürüyor, nükteleriyle çevresindekileri eğlendiriyordu. Dışarıdan bakıldığında hayatı rahat görünüyordu. Sıcacık odalar, kuştüyü yataklar ve güvenli bir yaşam onu bekliyordu.
Ancak Anadolu'da bambaşka bir mücadele başlamıştı.
Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışıyla birlikte bağımsızlık ateşi Anadolu'nun dört bir yanına yayılırken, sarayda da bu mücadeleye katılmak isteyenler vardı. Bunlardan biri de Ulviye Sultan'ın eşi İsmail Hakkı Bey'di. Gizlice Anadolu'ya geçmek için hazırlık yapan İsmail Hakkı Bey'i fark eden kişi ise Ali Şamil oldu.
Bu durumu padişaha bildirebilirdi. Belki ödüllendirilecekti. Belki saraydaki itibarı daha da artacaktı. Fakat o bambaşka bir tercih yaptı.
İsmail Hakkı Bey'e yalnızca tek bir şart koştu:
"Ben de seninle geleceğim."
Başka çare yoktu. İsmail Hakkı Bey bu şartı kabul etti. İkili gizlice İstanbul'dan ayrılarak Adapazarı üzerinden Anadolu'ya doğru yola çıktı.
Bu sıra dışı yolculuğun haberi kısa sürede Mustafa Kemal Paşa'ya ulaştı. Ankara'ya çağrıldılar. İsmail Hakkı Bey'e masa başında görev verilmesi düşünülüyordu. Ancak o cephede savaşmak istediğini söyledi. Ali Şamil de hiç tereddüt etmedi.
"Ben de cephede olacağım."
Boyuna uygun asker kıyafetleri özel olarak dikildi. Küçücük bedeniyle artık Türk ordusunun bir neferiydi.

Ali Şamil, Millî Mücadele boyunca cepheden cepheye koştu. Silah arkadaşları arasında yalnızca boyuyla değil, cesareti, azmi ve yüksek moraliyle de tanındı. En zor anlarda bile insanları güldürmeyi başarırken gerektiğinde aynı insanlar için canını ortaya koymaktan da çekinmedi.
Sarayda insanları güldürmek onun mesleğiydi.
Anadolu'da ise insanları kurtarmak hayatının amacı oldu.
Cumhuriyet'in ilanından sonra İzmir'e yerleşti. Devlet memuru olarak görev yaptı. Soyadı Kanunu'nun ardından Mustafa Kemal Atatürk tarafından "Güler" soyadını aldı. Hayatı boyunca iki evlilik yaptı ve 1974 yılında İzmir'de hayata gözlerini yumdu.

Ali Şamil Güler'in yaşam öyküsü, Millî Mücadele'nin yalnızca cephede silah taşıyan kahramanlardan ibaret olmadığını gösteren unutulmaz hikâyelerden biridir. Boyu sadece 110 santimetreydi; fakat vatan sevgisi hiçbir ölçüye sığmayacak kadar büyüktü.
Bugün onun adı, kuştüyü yatakları geride bırakıp Anadolu'nun bağımsızlığı için yürüyen isimsiz kahramanlar arasında saygıyla anılmaya devam ediyor.
Not: Ali Şamil Güler'in yaşamına ilişkin bazı ayrıntılar ağırlıklı olarak hatıratlar ve popüler tarih anlatılarına dayanmaktadır. Doğum ve ölüm bilgileri ile Millî Mücadele'ye katıldığı genel kabul görmekle birlikte, saraydaki görevleri ve bazı olayların ayrıntıları farklı kaynaklarda değişiklik gösterebilmektedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: