Televizyonlarda programlar yapılacak, salonlarda konuşmalar düzenlenecek, sosyal medyada paylaşımlar yapılacak. Yine aynı cümleleri duyacağız:
“Hepimiz birer engelli adayıyız.”
“Engeller sevgiyle aşılır.”
“Özel çocuklar doyasıya eğlendi.”
“Meleklerimiz onlar bizim.”
Yıllardır aynı sözler söyleniyor.
Ama artık şunu açıkça ifade etmek gerekiyor:
Bizim klişe cümlelere değil, somut adımlara ihtiyacımız var.
Çünkü gerçek hayat, kürsülerde anlatıldığı gibi değil.
Bugün hâlâ görme engelli bir birey iş başvurusu yaptığında “Biz beden işçisi arıyoruz” cevabını alabiliyor. İnsanlar yetenekleriyle değil, engelleriyle değerlendiriliyor.
Bugün hâlâ birçok şehirde otobüslerde doğru düzgün sesli anons sistemi yok. Görme engelli birey ineceği durağı başkasına sormak zorunda kalıyor.
Bugün hâlâ tekerlekli sandalyedeki bireyler dışarı çıkarken özgürce “Hangi kafeye gidelim?” diyemiyor. Önce şunu düşünmek zorunda kalıyor:
“Acaba girebileceğimiz bir yer var mı?”
Karaman’da bugün birçok engelli birey sosyal hayata katılırken bile plan yapmak zorunda kalıyor. Çünkü:
Kaldırımlar uygun değil.
Rampalar standart dışı.
Mekân girişleri erişilebilir değil.
Masa düzenleri uygun değil.
Erişilebilir tuvalet yok.
Araçlar rampaların önüne park ediyor.
Bir insan arkadaşlarıyla dışarı çıkarken ortamı düşünür. Engelli birey ise önce içeri girip giremeyeceğini düşünüyor.
İşte yorucu olan tam olarak bu.
Sürekli hesap yapmak.
Sürekli birilerine ihtiyaç duymak zorunda bırakılmak.
Sürekli “Acaba yapabilir miyim?” diye düşünmek.
Üstelik bunların büyük kısmı çözülemeyecek meseleler değil.
Bir otobüse sesli anons sistemi koymak zor değil.
Bir web sitesini erişilebilir yapmak zor değil.
Bir kafeyi erişilebilir tasarlamak zor değil.
Bir kaldırımı düzgün yapmak zor değil.
Sorun çoğu zaman imkânsızlık değil; öncelik verilmemesi.
Çünkü erişilebilirlik hâlâ birçok yerde “olsa güzel olur” mantığıyla görülüyor. Oysa erişilebilirlik bir lüks değil, temel vatandaşlık hakkıdır.
Ve artık şunu da söylemek gerekiyor:
Biz melek değiliz.
Biz özel varlıklar değiliz.
Biz bu toplumun eşit bireyleriyiz.
“Meleklerimiz onlar” denildiğinde kulağa hoş gelebilir. Ama biz kutsallaştırılmak değil, eşit yaşamak istiyoruz.
Biz:
Eğitimde olmak istiyoruz.
İş hayatında olmak istiyoruz.
Sokakta bağımsız yürümek istiyoruz.
Kafeye yardım almadan girmek istiyoruz.
Otobüste durağımızı bağımsız öğrenmek istiyoruz.
Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek istiyoruz.
Bu yüzden buradan sesleniyoruz:
Belediyelere,
Valiliklere,
Milletvekillerine,
Bakanlara,
Bürokratlara,
Hakimlere,
Savcılara,
Avukatlara,
Sivil toplum kuruluşlarına,
Derneklere,
Medya kuruluşlarına,
Cumhurbaşkanımıza
ve ülkemizi yöneten herkese sesleniyoruz:
Engelliler Haftası’nda birkaç güzel söz söylemek yetmiyor.
Gerçek çözüm istiyoruz.
Erişilebilir şehirler istiyoruz.
Denetlenen standartlar istiyoruz.
Eşit işe eşit fırsat istiyoruz.
Bağımsız yaşam hakkı istiyoruz.
Merhamet değil, hak temelli yaklaşım istiyoruz.
Çünkü sevgi güzel bir şeydir ama tek başına yeterli değildir.
Sevgi, erişilemeyen kaldırımı düzeltmiyor.
Sevgi, çalışmayan asansörü çalıştırmıyor.
Sevgi, işe alımdaki önyargıyı kaldırmıyor.
Sevgi, bağımsız yaşam hakkını tek başına sağlamıyor.
Biz artık slogan değil, gerçek değişim görmek istiyoruz.
Ve bir gün geldiğinde:
Bir görme engelli otobüste durağını kimseye sormadan öğrenebildiğinde,
Bir tekerlekli sandalye kullanan birey “Hangi kafeye girebiliriz?” diye düşünmek zorunda kalmadığında,
Bir insan iş başvurusunda engeliyle değil yeteneğiyle değerlendirildiğinde,
işte o zaman gerçekten eşit bir toplumdan söz edebileceğiz.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: