Bir insan düşünün.
Çok uzağa gitmeyelim canım.
Kendimizi düşünelim.
Üstümüzde direksiz duran bir gök.
Altımızda yıllardır çiğnediğimiz sapasağlam bir yer.
Her gün doğan bir güneş.
Her gün batan bir güneş.
Yemek yiyip işlerimizin peşinden koştuğumuz bir gün.
Akşam oluyor.
Sonra gece.
Uyumak için yatağımıza gidiyoruz.
Tekrar kalkıp aynı tempoda bir koşturmaca.
Kirlenen ellerimizi yıkamak için çeşmeye varıyoruz.
Akıyor.
Onu yüzümüze çarpıyoruz ayıkmak için.
Serinletiyor.
Tasarladığımız, hayal ettiğimiz binlerce beklenti.
Yaşama tutunmamızı sağlayan umutlar.
Umutlar. Umutlar.
Hep böyle oldu ve hep böyle olmaya devam edecek sanıyoruz.
Sisli bir gaflet deryasında yüzdüğümüzün farkında değiliz.
Ne yüzümüze çarptığımız su uyandırıyor gafletten.
Ne her gün doğan güneş aydınlatmaya yetiyor aklımızı.
Ne de batan güneş anlatabiliyor hayatın bitimli olduğunu.
İnancımıza ait ufak tefek kırıntılar yokluyor bazen.
Müslüman olduğumuzu hatırlıyoruz.
Ama Allah yokmuş gibi sorumsuzca bir hayat tarzı iliklerimize kadar öylesine işlemiş ki, kendimizi sadece zaman zaman inanç kırıntıları ve “biz de Müslümanız” canım, terennümleriyle avutmaya alışmışız.
Hele bir şu günler geçsin.
Hele dünya işleri yoluna bir girsin.
Nasılsa kendimize çeki düzen veririz.
Daha vakit var.
Daha umut var yani.
Hem olmasa bile Allah’ın rahmeti var.
Affeder.
Hem benim yalanım yok, dolanım yok, merhametliyim, kalbim temiz, kime ne zararım var… gibi düşüncelerle, yuvarlanıp gidiyoruz.
Oysa şu ilahi uyarıyı bir dinlesek.
İçimize bir işlese.
“VE SON SAAT'IN GELİP ÇATTIĞI GÜN, günahı hayat tarzı edinmiş SUÇLULAR/mücrimler TÜM UMUTLARINI YİTİRECEKLER” 30/Rum, 12
Aman Allah’ım!
Bu nasıl bir çaresizlik böyle.
O anın, şu an başımıza geldiğini düşünelim.
Birden uçsuz bucaksız bir çaresizliğin pençesinde kaldığımız,
Elimizden hiçbir şeyin gelmediği,
Kimsenin yardım edemediği bir pişmanlık ve tükeniş anı.
Boğazımıza bir pişmanlık düğümleniyor, beynimiz uğuldamaya başlıyor, daralıyoruz.
Evet. Bir mücrim olursak yaşayacağımız hal bu.
Mücrim kelimesi Kur’an’da öylesine sıradan bir günahı, sıradan bir günahkarlık halini değil, günahın hayat tarzı edinildiği bir durumu ifade eder.
Ama biz öyle değiliz inşaallah.
Olmamalıyız.
“O suçluların Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri ve “Rabbimiz! Gördük, duyduk; bizi (dünyaya) geri gönder de iyi işler yapalım; artık kesin olarak inananlarız!” diyecekleri zamanı bir görsen!” 32/Secde, 12
Biz yaşama fırsatı elimizdeyken de alınırken de en büyük tesellimiz olan umud kancamızı, korku ipi ile her daim, O alemlerin Rabbinin sınırsız rahmet burcuna bağlamaya çalışmalıyız.
Yorumlar
Kalan Karakter: