Önceki üç yazımızda, “Bir İnsan Allah’a Kulluktan Neden Kaçar?” sorusunun peşine düşmüş, 4. Gerekçenin “tip 1”ini ele almış, devam edeceğimizi söylemiştik:
4- Din Adına Yapılan Yanlış Davranışlara Şahid Olduğu İçin: Bu tipler ikiye ayrılır:
Tip 2: Bunlar; gerçekten dini önemser, yaşamak ister. Fakat dinin temsilcisi olarak gördüğü Müslümanların İslam dışı hal ve hareketleri, içlerine bir kurt düşürür. Çok bilmediği dini hakkında tereddütleri oluşur. Nefsin ve şeytanın dürtüleri ile biraz geri çekilebilir. Vicdan aktiftir. Bir yandan da “bu işin aslının ne olduğunu” araştırması yönünde içinde güçlü bir ışık vardır.
Şayet bu ışığı, İslam’ın yüz karalarının kararttığı alanlara tutup hakikatin aydınlığına erişirse, yeniden adımlarını hızlandırır. Vesveseleri bir kenara atabilir.
Böylece bilinçsiz bir din düşmanlığının direğinden dönerek, bilinçli bir din dostu olabilir.
Anlaşılmaya, arındırılmaya ve aydınlatılmaya muhtaçtırlar. Kendileri kadar, bilenler de sorumludur.
5- İşine Gelmediği İçin: Gafletin puslu havzasında gezinen yaralı bilinçler.
Şöyle ki; bu tipler mevcut bir yaşam tarzı tutturmuşlardır. Nefislerine gayet de hoş gelmektedir. İçlerinde bir yerlerde yanlış yaptıklarına dair bir rahatsızlık da hissederler. “Gittiğimiz yol, yol değil ama manzara güzel” mantığı hakimdir. Bunun böyle olmaması gerektiğini içten içe bilirler. Ama gelgelelim, dinlerini öğrenip sorumluluklarının neler olduğunu, duyup, okuyup iyice öğrenirlerse, bu kez sarılabilecekleri “bilmiyordum ki” yollu bir cehalet siperleri kalmayacak. O yüzden onlar için en iyisi “bilmemek”tir. Çünkü cehalet mutluluk, bilgi azaptır. Bilmek/öğrenmek değişmek zorunda kalmaktır. Hakikati duyabilecekleri her ortamdan ısrarla kaçmaları işte bu yüzdendir. Ama cehaletin güvenli(!) gölgesi de elbette onları kurtaramayacaktır. Ta ki yüzlerini hakikate döneler.
Bunlar da gafletin puslu havzasında gezinen yaralı bilinçlerdir. Dinin bilinçli bir düşmanı olamaz ama bilinçli bir dostuna dönüşebilir.
Anlaşılmaya, arındırılmaya, aydınlatılmaya ve manzaranın görünmeyen kısımlarından haberdar edilmeye muhtaçtırlar. Kendileri kadar, bilenler de sorumludur.
6- Bal Gibi de Gâvırlığından:
Bu tipler gerek bir bilgiye dayalı olarak gerekse de zır bir cehaletin eseri olarak duruşlarını hakikati yalanlama ve inkâr etme üzerine belirlemişlerdir. Şeksiz şüphesiz bir şekilde küfür cephesinde durmaya azmetmişlerdir.
Bunlara Kur’an’ın; “Unutma ki, hakikati inkara şartlanmış olanlar için kendilerini uyarıp uyarmaman fark etmez; onlar inanmazlar. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.” (2/6, 7), kuralı geçerlidir.
Ama yine de uyaran için çok şey fark edeceği için, anlaşılmaya, arındırılmaya ve aydınlatılmaya muhtaçtırlar. Daha çok kendileri sorumludur.
Yorumlar
Kalan Karakter: