Saffet: -Müslümanların bu kapitalizm karşısında maddi olarak güçlü olmaları gerekir
Alagaş: -Marksistlerin kapitalizm karşısında yenilmelerinin en önemli nedeni, kapitale değer vermeleridir. Çünkü değer verilen her şey, kendisine verilen değer ile güçlenir. Güçlenen bir şeyi yıkmak ise mümkün değildir. Kapitalizmi, ancak kapitale değer vermeyen insanlar yıkabilir. Çünkü kapitale değer vermeyenler üzerinde kapitalizmin etkisi ve yaptırım gücü yoktur. Çok uluslu şirketlere dayanan kapitalizmi tahlil ettiğimizde, iki ayak üzerinde durmaya mecbur olan bu canavarın bir ayağı ile üretim, diğer ayağı ile tüketim alanına bastığını görebiliriz. Burada önemli olan, insanları sömüren bu kapitalizme karşı mücadele vermek isteyenlerin, bu iki ayrı alandan hangi düzlemde mücadele edecekleridir. Çağımızdaki bilim ve teknolojinin, günümüzde kimlerin inisiyatifinde olduğunu dikkate alırsak, kapitalizme karşı üretim alanında mücadele ve rekabete girişmek, bu kapitalizmin zayıflamasına değil, daha bir güçlenmesine vesile olacaktır. Çünkü üretim alanının genel kontrolü, çok uluslu şirketlerin ellerindedir. Bunu bir piramit şeklinde düşünürsek, alt katmandaki bir üreticinin on lira kazanabilmesi demek, üst katmanın yirmi, daha üst katmanın ise kırk lira kazanması demektir. Dolayısıyla altta on lira kazanarak, yaptığımız işten yüz lira kazanan üst katmanları zayıflatmamız, zulmünü engelleyebilmemiz mümkün değildir. Yani mazlumlar kapitalizmle üretim alanında mücadeleye ve rekabete girebilecek bir durumda değildir. Fakat bu canavarın basmak zorunda olduğu ikinci alan, yani tüketim alanı böyle değildir. Tüketim gücünü elinde bulundurmalarına rağmen bundan gafil olan dünya mazlumları, medya ve reklam güdümüyle bu güçlerini kapitalizmin istediği kulvarda kullanmaktadır. Oysa uluslararası kapitalizme karşı direnebilecekleri ve çökertebilecekleri yegâne alan, bu tüketim alanıdır. Sadece dünya Müslümanları bile ümmet düzlemindeki bu tüketim güçlerini bilinçli kullansalar, bu boykotları ile gelişerek büyümek üzerine kurulan dünya kapitalizminin yıkılmasına neden olacaklardır. Yeter ki Müslümanlar ve dünyanın mazlumları, bu tüketim gücünün farkına vararak ortak bir sese ve ortak bir tavra girebilsinler.
Mesela; koku kolayı ele alalım. Dünyanın mazlumları üretim ve pazarlamada K. kolayla elli yıl rekabet etseler, bu çok uluslu şirkete yaklaşabilmeleri bile mümkün değildir. Ama mücadeleyi tüketim alanına çeker ve elli gün kola içmezlerse, bu çok uluslu şirketten gelen çatırtı seslerini duyacaklardır. Çünkü tüketimi olmayan bir malın, üretimden kaynaklanabilecek hiçbir gücü yoktur. Bu zafer, dünya mazlumlarını kapitalizmin sömürü anlayışından kurtulan üretim alanında da başarıya götürecektir.
Saffet:- Ama Müslümanlar bile böyle bir tavır gösteremez, bazı şeylerin yokluğuna katlanamazlar.
Alagaş:- Mekke dönemindeki ambargoda, müminler, açlıktan çarıklarının köselelerini kemirdi. Gandi hareketinde, İngiliz emperyalizmine karşı durmak için İngiliz mallarını boykot eden Hintlilerin, tahta bir çıkrıktan başka aletleri yoktu. Günümüzde ise Dünyanın mazlum insanları sadece kendi imkânlarıyla bile, İslam'a göre lüks diyebileceğimiz bir yaşam standardını kendileri inşa edebilirler!.
Saffet:- Kapitalizmin en büyük gücü olan ve çok uluslu şirketlerin kontrolünde bulunan silah sanayi hakkında ne düşünüyorsun?
Alagaş:- Bunlar çağımızdaki gücünü, yaptıkları silahı kendileri kullanarak değil, başkalarına kullandırarak kazanmaktadırlar. Kendileri kullandıkları zaman, ancak üç atımlık bir barutları olan bu zalimler, bunu başkalarına satıp, kullandırdıkları zaman, silah sanayinin çarkları dönmekte ve istedikleri hedefe üç değil üç bin atım yaptırabilecekleri bir güce ulaşmaktadır”
Saffet:- Bizler bu silahları boykot ettiğimizde, bu çarkın dönmeyeceğini kabul ediyorum. Ancak bu boykottan sonra, şu an onların elindeki silahların menzilinden çıkmış mı olacağız?
Alagaş:- Hayır Saffet, Hiçbirimiz bu silahların menzilinden çıkmış olmayacağız. Şu an olduğu gibi o zaman da menzilinde olacağız. Ancak senin gibi bir Müslüman’ın, bu soruyu sormadan önce Allah'ı dikkate almasını isterdim. Biz Müslümanlardan bahsederken, kimsesiz bir garipten bahsediyor gibisin! İnandığımız Allah, kendisine yönelip yardım dileyecek olan mazlum ve mustaz’afları dikkate almayacak, onları zalimlerin ellerine bırakacak bir Rab mıdır? Rahman, Rahim, Aziz, Rauf olan Rabbimizi böyle mi tanıyorsun?”
Alagaş'ın bu sözleri, Saffet’i utandırmıştı. Bu konuşmalar doğruluğuna rağmen kimse itiraz etmemişti ama hiç kimse de mevcut istikametini değiştirmemişti!
Ya biz?
“Güç nedir?” ya da “güçlü olmak nedir?” konusundaki fikirlerimiz değişti mi?
(Mehmed Alagaş, Tapusuz Süleyman kitabından, İnsan Dergisi Yayınları)
“Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allah'ı âciz bırakacak bir güç vardır. O, bilendir, güçlüdür.” 35/fatır, 44

Yorumlar
Kalan Karakter: