Bir önceki yazımızda; “Çıkış noktası askerlik olan “vatan borcu” kavramı, belleğimizde bu görevle ilgili olarak sınırlı bir şekilde kaldı ve kalmaya devam ediyor. Zamanla öyle bir hal aldı ki, bu sanki belli süreliğine üniformayı giyip, belli eğitimleri yapıp, memleketten biraz uzak kaldıktan sonra döndüğümüz zaman, artık içinde yaşadığımız bu vatana olan borcumuzun ödendiğini sanmaya başladık.
Acaba böyle miydi, böyle mi olmalıydı?
Vatana olan borç bir toprak parçasını korumaktan mı ibaretti?
Biz o toprak parçasını niye koruyorduk ki?
Elbette o toprağın üzerinde yaşayan insanları ve değerlerimizi korumak için.
Üzerinde sevdiklerimizin olmadığı, korumaya değer insanların, inançların, değerlerin ve kültürlerin olmadığı bir toprak parçası zaten vatan sayılabilir miydi?
O halde bu kısıtlı sürede yapılanlar bittikten sonra da hatta öncesinde bile bu vatana bir borcumuzun olduğu kesinlikle idrak edilmeli. Kaldı ki, bir zamanlar içi dolu dolu yıllarla aylarla ödenen bu borç günümüzde artık kısa sürelerde ya da bedelli olarak ödenir oldu. Hem bu zorunluluktan muaf olan ama hayatı boyunca yaptığı fedakârlıklarla bu borcunu fazlası ile ödeyen kadınlarımız n’olacak?” demek istemiştik.
Sorumluluk minnetle, minnet ise nimetlerin fark edilmesi ile başlar.
Minnet: yapılan iyiliğe karşı olarak kişinin kendisini borçlu sayması ve hissetmesidir.
Şimdi gelin beraber başka hangi kapılara minnet/borcumuz var bir hatırlayalım. Ödeme şekillerimizi de ihmal etmeyelim.
ALLAH’A: “Ondan istediğiniz her şeyden size verdi. Eğer Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan, çok zalimdir, çok kafirdir.” 14/İbrahim, 34
*Aşk ile söylediğimiz kelime-i şehadetle,
kandillerle,
hatimli teravihlerle,
üç haftaya bir gitmeye çalıştığımız Cumalarla ödedik(!).
RESULE: “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur.” 9/tevbe, 128
*okunuşu ve sayısı türlü türlü Salavatlarla,
tabağın dibini sıyırmakla,
ucundan accıkla,
sarığın, sakalın, bıyığın boyu ve rengi ile ödedik(!).
KİTABA: “Elif Lam Ra. Bir kitap sana indirdik ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan nura çıkarasın; doğruca o yüce ve övülmeye layık olanın yoluna ki, bütün izzet ve hamd O'nundur.” 14/İbrahim, 1
*Hatim indirmekle,
Türlü makamlarda okumakla,
Adına ziyafetler düzenlemekle,
Göbekten aşşa indirmemekle ödedik(!).
İşte sanıyoruz ki, vatan borcunu da böyle ucuza kapatalım…
VATANA: İnsanın iki kadim sorunu güvenlik ve özgürlüktür. İşte vatan borcunun bir kalemi de bu güvenlik sorununa getirdiği çözümdedir. Zira insan vatansız kalırsa emniyetsiz kalır. “Vatan, herhalde sadece insanın değil, diğer canlıların da kendilerine ‘yaşama alanı’ olarak seçtikleri mekândır. Ki orada, kendilerini tehlikelerden daha uzak, daha emniyette hissederler, daha bir huzur duyarlar.” (1)
“Vatan Sevgisi İmandandır” sözü bir hadis değil. Ancak manası itibari ile çok güzel bir söz. Ama itikadî noktada bir değer taşımaz, zira resuller bile memleketlerini terk etmek zorunda bırakılmıştır. Günümüzde de çeşitli sebeplerle doyacağı yere göçen insanlar vardır. Bu güzel sözü yine “iman”ın kök anlamı olan “emniyet/güvenlik” açısından ele alırsak, “vatan sevgisi, insanın orada kendini emniyette hissetmesinden gelir” şeklinde anlayabiliriz.
EVRENSEL BORÇ: Buraya kadar yerel olan vatan borcumuzdan ve kutsal değerlerimize olan borçlarımızdan dem vurduk.
Ama biz Müslümanız. Bizim vatan bilincimiz belli bir sınıra hapsolamaz. Zira biz;
* ALEMLERİN RABBİnin kulu,
* ALEMLERİN RAHMETİnin ümmeti,
* ALEMLERİN ZİKRİ/ÖĞÜDÜnün talebesiyiz.
Dolayısı ile gönül coğrafyamız da bir o kadar geniştir. Tabi ki sorumluluğumuz da. Yeryüzü bize mescid kılınmışsa, her yer bizim sorumluluğumuzdadır. Müslüman için, bütün âlemler Allah’ındır ve yeryüzünün her yeri, Allah’ın dininin (Allah’ın kullarına teklif ettiği yaşam biçiminin) tebliği, ulaştırılması bir küllî hedef ve borçtur…
“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah'a güvenip inanırsınız.” (3/Ali imran, 110)
“İslam’da her birey insanlığın ve toplumun kaderinden devlet Başkanı kadar sorumludur. Acaba bunun ötesinde bir siyasi ve toplumsal şuur ve sorumluluk düşünülebilir mi?” (2)
Bütün bu sorumlulukların nasıl farkında olunur?
Bu minnetler, bu borçlar nasıl ödenir öğrenmek ister miyiz?
Gazze’ye bakalım yeter.
Adamlar göstere göstere anlatıyorlar.
(1) Haksözhaber.net, haksöz okulu, vatan nedir ve neresidir? Selahaddin Eş Çakırgil
(2) Şaban Ali DÜZGÜN; Çağdaş dünyada din ve dindarlar, Otto yay. s. 149
Yorumlar
Kalan Karakter: