“Kur’ân okuyan mü'min TURUNÇ gibidir; kokusu da güzeldir tadı da güzeldir.
Kur’ân okumayan mümin HURMA gibidir; kokusu yoktur ama tadı güzeldir.
Kur’ân okuyan münafık REYHAN OTU gibidir; kokusu güzeldir ama tadı acıdır.
Kur’ân okumayan münafık ise EBUCEHİL KARPUZUna benzer; kokusu olmadığı gibi tadı da acıdır.” (Müslim, Müsafirin, 243)
Peygamberimiz aleyhisselam, bu hadis-i şeriflerinde, bir ömür insanlara ulaştırmaya çalıştığı “kitabullah”ın, kullar üzerindeki soyut ve somut etkilerini anlatmaya çalışır. Dört bitki üzerinden insanların kulluk kıvamlarını gözler önüne serip, “siz hangisisiniz?” der adeta.
Bitkiler, tatlar ve kokular. Sanırım bunlara renkleri de ekleyebiliriz. Bunlar, Rabbimizin kevnî ayetleri. Günlük hayatımızda iç içe olduğumuz varlıklar.
Özellikle tat ve koku… Hepimizin aşina olduğu, hayatı anlamlı ve yaşanılır kılan nimetlerden.
Şimdi bunlar üzerinden, efendimizin sözünü ve insanların kıvamlarını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışalım.
a) Turunç:
Bir insan ki, mü’min… İman etmiş; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe. Bu inancını almış olduğu kaynakla sıkı bir irtibatı var. Sık sık Rabbinden kendine indirilmiş olan ve Efendimiz aleyhisselam’ın; “Allah’ın kitabı var ya, onda sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin durumları ve sizin hayatınızla ilgili hükümler vardır. O hakkı batıldan ayıran bir sözdür, boş bir lakırdı değildir. Her kim onu bir zalimin zorbalığından dolayı terk ederse Allah ona gazaplanır. Her kim onun dışında bir hidayet ararsa Allah onu sapıklığıyla baş başa bırakır. O Allah’ın sapsağlam ipidir. Doğru ve yanlış bilgiyi ayıran bir öğüttür. O, sırat-ı müstakimdir. Onunla beraber olan gönüller kayıp sapkınlığa düşmez, diller onunla sürçüp batıla bulaşmaz, alimler ona doymaz, tekrar tekrar okunmakla eskimez, usanılmaz, mucize yönleri bitip tükenmez, cinler onu duydukları zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: “Biz enterasan bir (Kur’ân) okuyuş dinledik. Bu, doğruluktan başka bir şeye götürmez, bu sebeple hemen iman ettik...” Kim sözünü ona göre söylerse o doğru söyler. Kim onu hayatında yaşarsa hem dünyada hem ahirette karşılığını bulur. Kim onunla hükmederse adaletli davranmış olur. Kim ona davet ederse dosdoğru bir yola çağırır.” (Cin 72/ 1,2. Tirmizî, Fedâilü’l Kur’ân 14.) ifadesiyle tanıttığı Kur’an’ı okuyor ve ondan kalbine, gözlerine, davranışlarına yani hayatına bir tat ve koku siniyor.
Biz biliyoruz ki tat bizzat temas etmekle farkedilir, koku ise uzaktan.
İşte Kur’an okuyup onun terbiyesinden geçmiş bir mü’min, daha yanına yaklaşılmadan bir cazibe merkezi gibi insanları kendine çeker. Zira o, bir turunç (mandalina, portakal vb.) gibidir
ki, kokusu, rengi ve tadı hoştur. Alnındaki kalbinin ve bedeninin teslimiyetini yansıtan secde izi rengini, gözlerindeki samimi tebessüm, davranışlarındaki vakar ve nezafet ise onun etrafa yaydığı iman ve tevekkülünden kaynaklanan kokusunu oluşturur. Yanına bu renk ve kokudan etkilenerek gelenler ise kurdukları temas sonucu ondaki nezaket, izzet, ikram ve güvenin tadını alabilirler. Kendisi, bizzat “Allah ve Rasûlünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek, Sevdiğini Allah için sevmek ve Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” (Buharî, İman, 9; Müslim, İman, 67) suretiyle iman’ın tadını tatmış bir mü’minden başkası da beklenemez.
Bu nedenle bir mü’min, hayatının günlük bir kısmında mutlaka, güzelce abdestini almalı, edeb-i kemalatla kıbleye yönelmeli ve eline de Rabbinden kendisine gönderilen bir mektup hükmünde olan Kur’an’ı almalı ve heyecanla okumalı, okumalı, okumalı…
“Ey iman ettiğini iddia edenler! Sizi canlandıracak, hayat verecek mesajlara çağırdığı zaman Allah’ın ve Rasülünün bu çağrısına kesinlikle icabet edin…” 8/Enfal, 24
Yorumlar
Kalan Karakter: