Selçuk Küpçük’ün “Tebessüm Provaları” adlı albümünde, şöyle bir eser var:
“Analar korkusuz uyusun diye,
Bebekler ağıtsız büyüsün diye,
Çocuklar yarına yürüsün diye,
Öfken olmalı can, sevdan olmalı,
Kara gecelerle, kavgan olmalı!”
Evet Can! Kavgan olmalı.
Kutlu bir sevdaya dayanmalı.
İlk önce seninle, senden başlamalı.
Hatta bir savaş olmalı kendinle yaptığın, ömrünce süren...
Bir “iç savaş”…
Bitirmeyi bekleme başka cephelere geçmek için.
Bitmez…Sünnetullah (Allah'ın koyduğu evrensel kurallar ve düzen) bu…
Eğer içinde bir savaş/yangın varsa, nasıl olur da bir kıvılcımı bile sıçramaz dışarıya.
“Kişi içinde hareket ederken, dışında hareketsiz duramaz” der, James Allen.
Diğer cephelere geçmek için, bu savaşın bitişini beklemek bir kaçış,
Geçenleri, geçmek isteyenleri durdurmak,
“önce kendinle savaş, ondan sonra gidersin” demek ise bir ihanettir.
Bugün yaşadığımız bütün ama bütün olumsuzlukların temelinde insanın cehaleti, insanın kendini bilmezliği, sorumluluk bilincinden uzak olması, yaradanı dikkate almamak, hesabı hesaba katmamak varsa; bunu zıddıyla değiştirmek için nasıl olur da bir dış savaş/mücadele vermeyiz.
Hayat Kitabımızın özellikle örnek olarak gösterdiği önderlerimizden İbrahim ve peygamberimiz Muhammed aleyhisselam’da (bkz: 60/Mümtehane, 4; 33/Ahzab, 21), bu iç ve dış mücadele dengesinin nasıl korunduğunu çok net olarak görürüz; Nefsi mücadelelerinin yanında, tebliğ ve put kırmak gibi soylu davranışlar, onların hayatlarında bir aradadır.
Evet, bu öyle bir savaş ki, başka insanların iç savaşlarına başlayabilmeleri için bizim dış mücadelemize hız vermemiz gerekiyor.
Nitekim bizlerin iç savaşı da başta peygamberimiz aleyhisselam olmak üzere nice Sıddık, Şehid, Salih ve Alimlerin verdikleri dış mücadelelerle başlamamış mıdır?
Başlayan her iç savaş bir arayışa itecektir yandığı ocağı. Ve bu ocak, artık gayrisindekileri tutuşturmak için yalımlanacaktır. Dışına jelatin sararak bu ateşten nasibini alamayanlar, el ele tutuşmanın yararını bilmedikleri için, habire harlanmayı bekleyeceklerdir.
Oysa küfrün ve zulmün ateşine galebe çalmanın yolu, dahası cehennem ateşinden azad olmanın yolu, yaşarken, inanç, azim ve aşkla yanmaktan ve ışık olmaktan geçer.
Bunca mazlumun ahı boynumuzdayken, nasıl oluyor da yanmıyoruz, yanamıyoruz bilmiyorum ki…
“Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı, Yok mudur sizin köyde, çeken fikir sancısı” diyen üstad Necip Fazıl’ı şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Yorumlar
Kalan Karakter: