İslam Dini, Peygamber Efendimizin 610 yılında Allah’ın elçisi olarak görevlendirilmesi ile Tevhit merkezli yeni bir İlahi Din olarak yeryüzünü ve İnsanlığı aydınlatıyordu. Mekke merkezli başlayan bu İlahi inanç sistemi, yeni Müslüman olanların akıllarını ve kalplerini aydınlatıyor, dünya ve ahiret merkezli bir anlayış ve yaşam biçimi sunuyordu. Bu yeni nazil olan İlahi Dinin müntesipleri hem özel yaşantılarına hem de dünya ve ahiret hayatlarına yeni bir bakış açısı geliştiriyordu. Bu yeni dünya ve ahiret tasavvuru ise; vahiy merkezli akıl idi. İlk Müslümanlar vahiy kaynaklı bu inanç sisteminin temel esaslarını tatbik etmek için büyük gayret gösteriyorlar inanç, bilgi, düşünce ve yaşam biçimlerini hem kendi şahsi hayatlarında hem de sosyal hayatta tatbik ediyorlardı.
Peygamber Efendimiz ve Sahabeler İslam’ın ilk yılları olan Mekke Dönemindeki 13 yıllık surede İslam’ı öğrenme, yaşama ve tebliğ etme konusunda karşılaştıkları zorluklar akla ve hayale gelmeyecek seviyelere ulaşmıştı. Kura’nın tabiri ile Müslümanlara en çok zulüm ve kötülük yapanlar Putperstler idi. Putperestler Kabe ve çevresinde kurdukları 360 civarındaki heykellerini kutsamışlar, buna uygun bir inanç ve yaşam biçimini benimsemişlerdi. Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed (sav) ve Müslümanları yeni nazil olan ilahi dinden vazgeçmelerini ve Putlarına saygı gösterip tapmalarını istiyorlardı. Müslümanlar bu baskıdan çok sıkılmıştı, henüz karşı koyacak güç ve kuvvetleri yoktu, bir çıkış yolu arıyorlardı.
Çok geçmeden yeni bir sure nazil oldu. Allah diyordu ki:
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım.
1- Kul yâ eyyühel kâfirûn! (De ki; Ey Kafirler topluluğu!)
2- Lâ a'büdü mâ ta'büdûn (Ben sizin taptığınız putlara tapmam)
3- Ve lâ entüm âbidûne mâ a'büd (Siz de benim ibadet ettiğim Allah’a ibadet etmezsiniz.)
4- Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm (Ben hayatta sizin taptığınız putlara tapacak değilim.)
5- Ve lâ entüm âbidûne mâ a'büd (Siz de benim Rabbime kulluk yapacak değilsiniz.)
6- Leküm dînukum veliyedîn. (Sizin İnancınız sizin olsun, benim dinim de benim olsun.)
Böylece Allah Müslümanlara diyordu ki; Sizin onlara uymanız mümkün değil, hem Putperest hem de Müslüman olunmaz. Siz Allah’a ve Dini İslam’a inanan insanlarsınız, ben size İslam’ı seçtim. Siz kendi dininizi ve inancını yaşayacaksınız. Peygamberimiz Hz. Mhammed(sav)e ve Müslümanlara bu talimatı veren Allah, Onlara çok geçmeden bir çıkış kapısını da göstercekti. O da Mekke’den Medine’ye ‘HİCRET’ idi. Yıl 622.
Allah’a Olan imanı ve inancı için,
Allah’ın hak dinini öğrenmek ve yaşamak için,
Putperest keferelerin baskı ve zulümlerinden uzaklaşmak için,
özgürlük ve bağımsızlık için, doğdukları ve yaşadıkları memleketlerinden ayrılmak zorunda kalıyorlardı, Mekke’den ayrılmak zorunda kalıyorlardı. Belki de; bir insana en zor gelen şeylerden birisi buydu. Ana ve Ata yurdundan ayrılmak...
Allah kimseyi doğup büyüdüğü, yaşadığı vatan topraklarından ayrılmak zorunda bırakmasın.
Hz. Muhammed(sav) ve ilk Müslümanlar bu şekilde ağır şartlar altında doğup büyüdükleri, yaşadıkları evlerini barklarını ve vatan topraklarından ayrılmak zorunda kalıyorlardı. Peygamber Efendimiz ayrılırken Kabe’ye ve Mekke’ye dönerek diyordu ki;
"Allah'ın yarattığı şeyler içinde en çok sevdiğim yer sensin. Eğer buranın halkı beni (zor¬la) çıkarmasaydı, ben kendiliğimden çıkmazdım."
Yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir’e de diyordu ki; "Lâ tahzen, innallahe meanâ"
(Korkma / Üzülme, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir.)
Hicret bu hüzün ve zorluklar içerisinde Mekke’den Medine’ye gerçekleşiyordu.
Hicret, Keferelere boyun eğmemek, teslim olmamak, harekete geçmek için yapılan bir eylemdi. İlk Müslümanların dinlerini ve İmanlarını daha özgür bir ortamda yaşayabilmeleri için yeni bir yurt ve yeni bir ortam oluşturma eylemi ve aynı zamanda Müslümanların İslam merkezli bir “devlet” ve “ümmet” olmasının miladı oluyordu.
Hicret İslam Kültür Ve Medeniyetinin maddi ve manevi değerlerini kurma, yaşatma ve yaygınlaştırma için harekete geçme ve yeni fetihler için cihat ruhunu canlı tutma hareketiydi. Bu yönüyle yeni bir imar hareketi ve İslam’ın ve Müslümanların bir dönüm noktası olmuştur.
Hicri yılbaşı, Müslümanlara göre Muharrem ayının 1. günü olarak kabul edilir. Hicret, İslam kültüründeki takvim ve zaman kavramlarının anlamlı değerlerinden biridir. Hicri Yılbaşı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicret ettiği miladi 622 yılını başlangıç kabul eden Hicretin tarihi önemini ve dönüşümünü ifade eder. Hicri takvim, Hz. Ömer (r.a.) döneminde, Hz. Ali’nin (r.a.) ve pek çok Sahabinin teklifi ile kabul edilmiştir. Böylece Kuran’ı Kerimde:
"Sana hilâlleri (yeni doğan ayları) soruyorlar. De ki: 'Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir." ayetinde belirtildiği Müslümanların zaman kavramını da dini inanç ve düşüncelerine göre düzenlemelerine imkan tanımıştır. Mesela: Ramazan hilalini gördüğümüzde oruca başlamamız ve hilali görünce bayram yapmamız yine Zilhicce ayının 10’nunda Hac ve kurban ibadetlerimizi yapmak gibi...Müslümanlarda böylece düzenli bir zaman kavramı ve tarih bilinci oluşmuş ve aynı zamanda toplumsal bir değere dönüşmüştür.
Hicri yılbaşı, İslam medeniyetindeki zaman kavramı ile Müslümanların zamanı planlamalarına ve hayata bakış açılarına da yön verir. Çünkü İslam inanç ve düşüncesi ile başlayan hayat, ebedi hayat düşüncesi ile sonsuzluğa ulaşmaktadır. Tarihi süreçler, zamanın her yıl yeni bir imtihan ve fırsat ile yenilenme hareketidir. Bu anlayış Müslümanı geçmişin köklü tarihinden aldığı güç ile geleceğe taşıyan bir güçtür, bir köprüdür.
Bu gün biz Müslümanlar; hicretin taşıdığı iman, kararlılık, sebat ve mücadele ruhu ile 21. Yüzyılda İslam Dinini yeryüzüne hakim kılmak, Ümmet bilincini oluşturmak ve Keferelerin zulmü altında soykırıma uğrayan masum ve mazlum kardeşlerimize ‘’Ensar’’ ve ‘’Muhacir olmak için gönül coğrafyamızda bırakmak zorunda kaldığımız şehirleri ‘’Medine’’ yapmak için Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav)in yolunda hicret ederek yeni seferler ve fetihlere yelken açtık. Artık kahpelerin rüzgarı nereden eserse essin bizi rotamızdan ayıramayacak.
İnsanlığın 21. Yüzyıldaki maddi ve manevi buhranı içerisinde yön aradığı günümüzde ‘’hicret’’ ruhu bizlerin de iman ve inancımıza öyle bir güç ve kuvvet verecek ki; 21. yüzyılda yeniden bir tarih yazılacaksa onu da biz yazacağız... İnşaallah...
Milletimizin ve İslam Ümmetinin Hicri 1448. yılını “yeniden hicret etme” ruhu ile dinsizlikten, putperestlerden, ve günahlardan uzaklaşarak tevhid’e, teslimiyete, cihada, Hak ve Hakikat olan İslam Medeniyetine yönelme duygu ve düşüncesi ile tebrik ediyorum.
İlay-ı Kelimetullah davasında 21. yüzyılda başlattığımız bu kutlu hicret yolunda Allah yar ve yardımcımız olsun. Ve mine’llahi-ttevfik...
Allah’a Emanet Olunuz...
Yorumlar
Kalan Karakter: