Karaman'dan Erzincan'a uzanan yolculuğumuz esnasında Kayseri Gemerek ilçesini geçtikten sonra Şarkışla ilçesinden Sivas’a giderken yol kenarında bir yönlendirme levhası gözüme takılmıştı. Levhada ‘Muhsin Yazıcıoğlu Anı Evi’ yazıyordu. Muhsin başkanın Sivas'lı Yiğidolardan olduğunu biliyordum ama onun anısına bu kadar yakın olacağım hiç aklımda yoktu. Bir anda gözümde dava ve mucadele adamının sergüzeşti hayatı canlandı…
Yıllar önce Mamak cezaevinin soğuk ve kasavetli hücresinde Şubatın soğuğunda ‘‘ÜŞÜYORUM’’ şiiri ile halini arz eden Muhsin Başkan yine bir Şubat soğuğunda Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit mitinginden Yozgat-Yerköy mitingine giderken yolculuk yaptıkları Helikopter ani bir alçalma ile Keş Dağı civarında düşer. Helikopterde bulunan yaralı İHA muhabiri İsmail Güneş, 112 acil servisini cep telefonundan arayarak yardım istemesine rağmen 48 saat kendilerine ulaşılamaz. En sonunda 48 saat sonra köylüler tarafından ‘Şubat Soğuğunda’ altı kişinin donmuş cesetlerine ulaşılır. Bulunan mevki ise askeri yetkililerin yönlendirmesi ile yapılan arama alanından yaklaşık 115 km uzaktadır. Kazadan sonra yetkililerin yaptığı incelemede helikopterin takip cihazı ve beyninin sökülmüş olduğu ortaya çıkar. Böylece sinyali kesilmiş kaza yerine 48 saat ulaşılamamıştır. Bu durum dava dosyasına girer fakat hala aydınlatılabilmiş değil.
Yapılan soruşturmada Helikopteri arama kaza kırım ekibinden olanların bir kısmının kısa sure sonra kaza yerine ulaştıkları ve Helikopterin sinyal veren beynini sökerek kaza yerine ulaşılmasını engelledikleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir kısmının ise, daha sonra 15 Temmuz Askeri Darbe gecesi Cumhurbaşkanının Marmaris’te konakladığı otele gece baskın yapan ekipten olduğu ortaya çıkmıştır. Bu da kaza kırımın Fetö terör örgütü ile bağlantılı olduğu iddiasını kuvvetlendirmektedir.
Yolculuk boyunca aklımda ve ruhumda bu elim olay canlandı. Ülkesi, Milleti ve Dini için mücadele eden vatan sevdalısı dava ve mücadele adamına yapılan bu ihanet silsilesi beni sarstı. Muhsin Başkan’a olan saygım ve sevgim bir kat daha arttı. Yolculuk dönüşünde Muhsin Başka’nın doğup büyüdüğü ve şu anda Sivas Valiliği tarafından bakım ve onarımı yapılan ‘anı evini’ ruhuna fatiha okuyup ve dua etmek için ziyaret etmeye niyetlendim.
Muhsin Başkan Peygamberimizin ve atalarımızın İlay-ı Kelimetullah davasına ‘‘davam’’ diyerek sahip çıkan bir dava adamı idi. Reis bu uğurda gençlik dönemlerinden itibaren ülkemizde milli, manevi ve tarihi değerlerine sahip çıkan gençlik hareketine önderlik ederek teşkilatlanma faaliyetlerine liderlik yapmış bir eylem adamıydı. Reisin bu teşkilatlanması bu günde ‘’Alperen Ocakları’’ ile devam etmektedir. Reisin bu gençlik ve hizmet tasavvurunu ‘’davam’’ diyerek yaşatan gençlerimize ve dava adamlarına ‘SELAM’ olsun…
Yolculuk boyunca hüzünlendim… Dedim ki; olmadı be Reis… Bu şekilde aramızdan ayrılman olmadı be…12 Eylül Darbesinde yedi buçuk yıl seni bizden ayıran cezaevinin ‘Şubat Soğuğundan’ sonra yine bir ‘Şubat Soğuğunda’ seni bizden ayırdılar. Şairin dediği gibi ‘’Kavuşmak olmasa idi, ölüm aramıza girip bizi birbirimizden ayırabilir miydi?’’ Darbecilere İhanet ve azap düştü, Size ise; ‘’Şehadet’’ düştü. Bize de kavuşmak düştü…
Allah’ın gazabı darbecilerin üzerine, Allah’ın rahmeti sizlerin ve bizlerin üzerine olsun…
Erzincan'da davetli olduğum arkadaşımız ve dostumuz ve aynı zamanda öğrenci velimiz olan emekli polis memuru Faruk Bey’in oğlu Furkan'ın düğün merasimine katıldık, genç çiftlerin düğün merasiminden sonrası onlara Allah'ın emri ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in sünneti üzerine yapmış olduğumuz bu ‘Nikah Akdi’nin önemini ve dinimizde aile kurmanın kutsiyetini hatırlatan kısa bir açıklamadan sonra dini nikahlarını yaptık. Genç çiftlerden nikah akdine sadakat göstermeleri konusunda söz aldık. Bu dünyada mutlu ve mesut olan çiftlerin ebedi saadette de beraber olacaklarını hatırlatarak mutluluklar diledik. Onlar erdi muradına, biz ise mutluluklarını paylaştık.
Ertesi gün sabah namazından sonra Erzincan’dan Karaman’a dönüş yoluna revan olduk. Dönüş yolculuğunda Sivas Şarkışla ilçesinin Elmalı köyü denginden geçerken ‘Muhsin Başkanın Anı Evine’ levhasından sağa saptık. Birkaç kilometre sonra Muhsin Başkanın doğup büyüdüğü köy evine vardık. Babası Halit bey ve annesi Fidan Hanım dördüncü çocukları olan küçük Muhsin'i bu mütevazi köy evinde büyütmüşlerdi. Kendilerine böyle bir evlat yetiştirdikleri için rahmet ve minnetle andık, ruhlarına Fatihalar okuduk, dualar ettik…
Elmalı köyü tarım ve çiftçilik ile geçimini sağlayan küçük bir Anadolu köyü idi. Köyün ileri gelen sakinleri ile yaptığımız sohbette Yazıcıoğlu ailesinin evlerinin bir ilim ve irfan merkezi olduğunu, 1940'lı yılların yoğun baskı ve tarassut dönemlerinde diğer köylüler gibi Yazıcıoğlu ailesinin de evlerini küçük bir medreseye çevirdiğini öğrendik. Evlerinde dini inanç ve düşüncenin hakim olduğunu, çocuklara namazlık sure ve duaların, helal ve haramın öğretildiğini öğrendik. Her ev sanki bir eğitim yuvası idi. Bu evler aynı zamanda ülkemizde gizli gizli elifba ve Kur'an eğitiminin yapıldığı merkezlerden birisi olmuştu.
Bin yıldır İslam Memleketi olan Anadolu’nun münbit zeminlerine atılan bu ‘Ata Tohumları’ neşv-ü nema bulacak, bu topraklarda yetişen fidanlar ağaç olacak, dal budak salacak, meyveye duracaktı. Evet bu çocuklar ve bu gençler büyümüş, her birisi, inanan bir mü’min, düşünen bir mütefekkir, konuşan bir dil olarak ülkemizde hak ve hakikatın temsilcileri olmuştu…
Babası Halit bey ve annesi Fidan hanım çocuklarının yetişeceği küçük evlerinde böyle bir ortam hazırlamışlardı. Bu çocukları sadece kendi soylarını devam ettirmeleri için yetiştirmiyorlardı. Tevhit ekseninden kaydırılan Müslüman Milletimizi ve İslam Memleketi olan bu cennet vatanı tekrar aslına uygun olarak maddi ve manevi imar etmelerine katkı sağlamak için yetiştiriyorlardı. Allah bu sadaka-i cariyelerini kabul etsin. Allah bizlere de böyle bir ev ortamı ve evlat yetiştirmeyi nasip etsin…
Bu duygu ve düşünceler ile ‘Anı Evine’ ziyaretimize başladık. İlk girişte bizleri Sivas Valiliği tarafından evi ve aileyi tanıtan bir tanıtım levhası karşılıyor. Sağdaki ilk oda mütevazi bir köy odası olarak teşrif edilmiş, o dönemlerde kullanılan ev eşyaları evin kültürünü ve tarihini gösteriyor. Penceredeki rahle ve üzerindeki tarihi Kur'an-ı Kerim ise evin manevi yapısı hakkında bize ışık tutuyordu. Duvardaki çerçevede ise böyle anne ve babadan böyle evlatlar yetişeceğini, böyle evlatlardan da nur topu gibi nesillerin olacağını müjdeliyordu…
En çok duygulandıran şey ise; bu küçük odadaki sobaydı. Adeta ‘’Şubat Soğuğunu’’ kırmak için kurulmuş gibiydi.
Sağdaki ikinci oda ise; Muhsin Başkan’ın hatıra odasıydı. Bu odada en çok dikkatimizi çeken şey, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar davasında meşhur Mamak cezaevinde beş buçuk yılı hücrede 7,5 yıl yattıktan sonra 1987 yılında Berat eden Muhsin Başkan’ın ailesine ve dava arkadaşlarına yazdığı hatıra mektupları ve özel eşyaları bulunmaktaydı. Bu Odadan Üstad Bediüzzaman’ın ‘’Zalimler İçin Yaşasın Cehennem’’ sözünü mırıldanarak çıktık.
Muhsin başkan hapishanenin soğuk ve zor şartlarında akla hayale gelmeyecek işkence ve zorbalıklara uğramış bir dava adamıydı. Mamak Cezaevinin soğuk beton hücresinde soğuktan o kadar üşümüştü ki meşhur ‘Üşüyorum’ şiirini soğuk hücresinde yazmıştı. Tutuklu olduğu yıllarda imkanlar ölçüsünde kitap okumuş ve temin edilen Kur'an-ı Kerim'i hatmederek vaktini ilimle ibadetle değerlendirmiş, cezaevi adeta bir Medrese-i Yusufiye olmuştu…
Kabir kadar dar olan beton hücrede Kur'an-ı Kerim ve kitapları kendisine en yakın bir dost ve arkadaş olmuştu…
Böylece beton duvarlar genişlemese de, aklı inşirah etmiş, ruhu genişlemişti…
Maddi alanlar daraltsa da, manevi alanı genişlemişti…
İmanın olduğu yerde imkan da oluyordu…
Bu dünyadaki küçücük hücresini iman, ibadet ve Kur'an ile aydınlatan kulun, Allah da kabrini aydınlatıyordu...
Kabri cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüşür, inşaallah…
Hapishanedeyken ailesine ve dava arkadaşlarına yazdığı el yazması mektuplar ise onun ne kadar inançlı, imanlı ve bir de o kadar ümit taşıyan bir dava adamı olduğunu gösteriyordu. Zalim darbecilerin idamla yargıladıkları bu süreçte bile, Allah’a olan iman ve inancından aldığı güç ile kendisi dimdik ayakta durduğu gibi ailesine ve dava arkadaşlarına da ümitvar olmaları konusunda destek oluyor, teşvik ediyordu…
Allah’tan ümit kesilmezdi…
12 Eylül 1980 darbesini yapan hain zalimlere ve 28 Şubat darbecilerine karşı ise; ‘’Ordu Göz Bebeğimizdir, Ancak Namlusunu Millete Çevirmiş Tanklara Selam Durmam’’ diyerek darbecileri reddediyor, Peygamber ocağı olan ordumuza sahip çıkıyordu…
Anı evinin son bölümü olan soldaki odada ise Muhsin başkanın siyasi hayatımızdaki fotoğraf kareleri ile tarihi süreç özetlenmiş gözüküyordu. Bu fotoğraf karelerinden annesi ile yapmış olduğu hac ibadeti, bir musluktan eliyle su içmesi, kollarını sığayıp abdest alması ve halkı selamlaması ve halka hitap etmesi, O’nun nasıl bir halk ve millet sevdalısı ve aynı zamanda bizden birisi olduğunu gösteriyordu…
Odanın son çıkışında ise üşüyorum şiiri ile bizlere veda ediyordu. Sanki bu üşüyorum şiiri onun akıbetinin de üşümekle olacağını bir işareti gibiydi. Evet Muhsin başkan 25 Mart 2009 senesinde Kahramanmaraş'tan Yozgat'a miting için giderken bindikleri helikopterinin şüpheli bir şekilde düşmüştü. 48 saat kendilerine ve helikoptere ulaşılamamıştı. Aslında helikopter düştüğü anda yanlarında bulunan gazeteci İsmail Güneş 112’yi arayarak kazayı bildirmiş olasına rağmen yerleri tesbit edilememişti. Emmniyet güçleri ve jandarma yanlış yönlendirilerek olay mahallinden 115 km uzakta arama yapıldı. Helikopterdeki altı kişi kış gününde ‘’Şubat Soğuğunda’’ üşüyerek donmuşlar ve şehit olmuşlardı.
Allah kendilerine rahmet eylesin…
Onları hain bir şekilde Şubat ayında ‘’Şubat Soğuğunda’’ ölüme terk edenleri de Allah'a havale ediyoruz. Onlar da bu yaptıkları zalimliğin ve hainliğin cezasını İnşallah ebedi azap olarak çekecekler…
Sayın Adalet bakanımızın son olarak faili meçhuller ile ilgili açmış olduğu dosyalarda Muhsin başkanın faili meçhul olarak örtülmek istenen dosyası da bulunmaktadır. İnşallah bakanımızın ve adil hakimlerimizin araştırmaları ile üstü örtülen bu suikast iddiasının da aydınlığa kavuşmasını temenni ediyoruz. Fail-i meçhullerin aydınlığa kavuşması ve adaletin tecelli etmesi için kararlı duruşlarından dolayı Sayın Adalet Bakanımızı ve buna katkı sağlayan hakim ve savcılarımıza teşekkür ediyoruz.
Bu suikastın ortaya çıkması, sadece Muhsin Başkanın faillerinin ortaya çıkması açısından değil, aynı zamanda ülkemizin birliği ve beraberliğine ve ülkemizdeki doğru siyasetin şekillenmesine de önemli katkı sağlayacaktır. Ülkemize karşı kimlerin nasıl bir tuzak kurduğunun da ortaya çıkartılması siyasi açıdan çok önemli olacaktır.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz…
Katiller için de adaletin yerini bulmasını diliyoruz…
Allaha Emanet Olunuz…
ve Minellahi’t-tevhit…
Yorumlar 1
Kalan Karakter: