Pazartesi günkü yazımızda bu sorunun peşine düşmüş, ilk cevab/sebeb olarak; “Öncelikle Haddini Bilmediğinden” demiştik. Devam edelim:
2- Rabbini Hakkıyla Tanımadığı ve O’nun Kendisi İçin Belirlediği En Uygun Hayat Tarzı Olan İslam’ı Bilmediği İçin:
“Onlar, Allah’ı yücelik ve şânına yaraşır biçimde tanıyamadılar…” 39/Zümer, 67
Burada bir cehalet söz konusudur. Gerçek anlamda bir cehalet ama. Öğretilmediği gibi öğrenmemiş de. Bulunduğu ortam gereği öyle gelmiş öyle gidiyor. Onlar böyle bir gereksinim duyup öğretmemişler, o da böyle bir eksiklik hissedip aramamış ve araştırmamış.
Tüm bilgisi ve inancı; “Allah bir, peygamber hak”, “takdiri ilahi işte”, “bir gün öleceğiz”, “hesap var”, “Allah iyilerin yardımcısı”, “kimsenin yaptığı yanına kalmaz…” gibi kalıplaşmış laflardan ibarettir.
Görgüsü ise; zamansal döngü içinde yapılışına tanık olduğu kimi dini ritüellerden ibarettir. Haftalık Cuma, yıllık oruç, kurban, teravih, mevlit, sünnet (!)… Onları da maksadından bîhaber, taklîden kalabalığa uymak şeklinde yerine getirir.
Bunlar, dinin bilinçli bir düşmanı olmadığı gibi, bilinçli bir dostu da değillerdir.
Anlaşılmaya, aydınlatılmaya ve aktifleştirilmeye muhtaçtırlar. O zaman dinin bilinçli bir dostu olabilirler. Aksi bir yönlendirilme ile de düşmanlık saflarına savrulabilirler. Bu durumda kendileri sorumludur fakat bu işleri bilenler daha fazla sorumluluk sahibidir.
“Bilenlere niçin öğretmedikleri sorulmadıkça, cahillere neden öğrenmedikleri sorulmaz” der, Hz. Ali.
3- Doğup Büyüdüğü Çevrede Öyle Görüp Öyle Yetiştiği İçin:
Bu sınıftakiler, yukarıdakilerden farklı olarak, biraz daha bilinçli bir cehalete maruz bırakılmıştır. Şöyle ki; bunların yetiştiği ortamdakilerin -başta aile olmak üzere- büyükleri din, Allah, peygamber hakkında az-çok, yalan-yanlış bir şeyler bilmektedirler. Fakat kendilerinin etkisinde kaldıkları ve bu az-çok, yalan-yanlış bilgileri aldıkları aile, öğretmen gibi büyükleri de vakti zamanını net olarak saptayamayacağımız bir kırılmanın defolu ürünüdürler. Kimi ideolojik savrulmaların, kimi devirler batıran batıcıların, kimi de kültür emperyalizminin çeşitli araçlarının etkisiyle dinleri ile aralarına mesafe koymuş, mayhoş bir çehreyle karşıladıkları dini gerçekleri, az, yalan ve yanlış olarak lanse etmişlerdir.
Zira bir batı mikrobu olan ulus devletler, okulları kendi ideolojik çiftliklerine dönüştürdü. Modern okul(!)lar, halkın inanç ve ahlakını, elit sınıflar adına iktidarın arzusuna göre şekillendiren bir atölye olarak kullanıldı.
Onlar için din, hem bir ahiret sigortası olarak gerekli hem de insanı geriye götürecek kadar tehlikelidir. Sigorta kısmı iç rahatlatacak kadar uygulanmalı (bayram namazı, mezarlıkta başörtüsü, mevlit töreni, cami boyatma…), ötesi ise bazen nazikçe bazen düşmanca nezarette tutulmalıdır.
Bunlar yönlendirilmiş bir cehaletin kurbanı olarak, dinin bilinçli bir dostu olamaz ama bilinçli bir düşmanına dönüşebilir.
Anlaşılmaya, arındırılmaya ve aydınlatılmaya muhtaçtırlar. O zaman dinin bilinçli bir dostu olabilirler. Kendileri kadar, bilenler de sorumludur.
-devam edeceğiz-
Yorumlar
Kalan Karakter: