“O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.” 78/Nebe, 37
“Rabb” ismi Allah’ın vahyin iniş sürecinde kendini, Hira’da peygamberimize ve bize ilk tanıttığı ismidir: “iqra’ bismi Rabbik…” (96/Alak, 1).
Aynı zamanda bizi ilk muhatab aldığı “elest bezminde” bu isimle karşılaşmıştık: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (7/Araf, 172) diye.
Hayat yolculuğundaki insanın kılavuzu olan kitap/Kur’an da yine Âlemlerin Rabbine hamd ile başlar.
RABB: Terbiye eden, besleyip büyüten, yaşatan ve yöneten… Eğitmek, yetiştirmek, toplamak, koruyup gözetmek, sahip olmak, üstün ve otorite olmak gibi anlamlara da gelmektedir. Ayrıca, yaratan, yarattıklarının yaşayacağı ortamı da var eden, onların üzerinde tasarruf hakkına sahip olandır.
Terbiye eden bir Allah. İşte terbiye ettiği kâinattan bir bölüm;
78/nebe, 6- Biz, yeryüzünü türlü nîmet ve imkânlarla donatılmış rahat bir beşik kılmadık mı? 7- Ve dağları, arzın sarsılmasını engelleyen birer kazık gibi yere çakmadık mı? 8- Ayrıca, sizi ve diğer varlıkları, birbirini tamamlayan çiftler hâlinde yarattık. 9- Uykunuzu, ruhunuzu ve bedeninizi huzûra, sükûnete erdiren bir dinlenme ânı kıldık. 10- Geceyi, yeryüzünü kaplayan bir örtü kıldık.11- Gündüzü de işlerinizi rahatça görebileceğiniz bir çalışma ve geçim sağlama vakti. 12- Üzerinizde yedi kat sapasağlam bir gök kubbe kurduk. 13- Ve buraya parlayan bir lâmba gibi, ihtiyaç duyduğunuz ölçüde ısı ve ışık gönderen Güneş’i yerleştirdik. 14- Bir de deniz ve okyanuslardan buharlaşıp göğe yükselen ve yoğunlaşan yağmur yüklü bulutlardan, şarıl şarıl akıp yeryüzüne hayat veren sular indirdik. 15- Ki böylece, onunla size rızık olarak çeşitli taneler, bitkiler çıkaralım. 16- Ve ağaçları birbirine girmiş yemyeşil bağlar, bahçeler yetiştirelim…
Biz yaşadığımız hayatı terbiye edilmiş bir kâinatta olmanın verdiği rahatlıkla yaşarız. Her şey terbiyeli olunca işler yolunda…
Şu da terbiyesini aldığı kâinattan bir kesit;
81/Tekvir, 1- Güneş ışığı yok edilerek bir bohça gibi dürülüp söndürüldüğü zaman, 2- Yıldızlar parçalanıp savrulduğu, ışıkları karartılarak bulanıklaştığı zaman, 3-Dağlar yerlerinden koparılıp bulutlar gibi yürütüldüğü zaman, 4- Doğurmak üzere olan on aylık dişi develer başıboş bırakıldığı, yâni kıyâmetin dehşetiyle, en kıymetli mallar terk edildiği zaman, 5- Canlıları saran o dehşet ve korku içerisinde, vahşî hayvanların, ne birbirlerinden, ne de insanlarından çekinmeksizin bir araya toplandığı zaman, 6-Yeryüzündeki bütün denizler ateşlenip dünyayı korkunç bir ortama çevirdiği zaman…
Yani kıyamet, yani çöküş, yani makro füzyon…
Demek ki, “rabb”in terbiyesi nerden kalkarsa, orda kıyamet yaşanır. Ekonomi, eğitim, siyaset, ticaret, ziyaret…
Evet “O”, “âlemlerin Rabbi”dir. İnsan, aleme verilen bu terbiye sayesinde, harika bir düzen içinde hayatını idame ettirir. O nedenle O’na hamdolsun. Ve adeta denir ki; “Ey insanoğlu sen tüm acizliğinle şu müthiş terbiye edilmiş kâinatta yaşarsın. O terbiye geri alındığı an kıyamet kopacaktır. Ve sana da bir din verilmiştir ki, o senin yaşam tarzındır. Yani rabbiyin sana belirlediği terbiyedir. Dolayısı ile sen de o terbiyenin (İslami hayat tarzının) dışına çıktığın her an bil ki kıyameti yaşayacaksın.”
Yorumlar
Kalan Karakter: