DEMİŞ: “Cahil bir toplum için devrimci, kör bir adamın yolunu aydınlatmak için kendini yakan birine benzer.” (Muhammed Reşid Rıza)
DEDİM: Bu adam ne yaşamış ki bunu söylemiş. Dondum kaldım. Ya çok çabalamış bir sonuç alamamış. Bu yüzden gafil insanlara küsmüş. Ya da hiç çabalamadan insanın meşhur nankörlüğü önyargısından hareketle böyle söylemiş. Ama sözdeki ağırlığa bakılırsa, sanki epey koşturmuş, çile çekmiş, çırpınmış. Zira söz yürekten çıkınca yüreği vurur…
Ne olursa olsun bu söz; bir taraftan devrimci ruhların egosunu okşayarak, “Şu bir gerçek ki, küfre şartlanmış o kimseleri ha uyarmışsın ha uyarmamışsın, onlar için (ikisi de) bir: iman etmezler.” (2/Bakara; 6) ayeti ışığında;
“Değmez bu cahil toplum için.
Bırakıverelim bu işleri.
Ben kendimi yaksam da gerçeği görmez bu cahiller gürûhu.” dedirtecek sanki.
Bir yandan da “İçlerinden bir toplum (öğüt verenlere) şöyle demişti: "Allah'ın yok edeceği ya da çetin bir cezaya çarptıracağı bu halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" Dediler ki "Hem Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun hem de belki bunlar yanlışlardan sakınırlar diye (bunu yapıyoruz)." (7/A’raf; 164) ayeti ışığında:
“evet belki onlar için bir şey değişmez ama benim için bir davetçi için çok şey değişir” diyerek,
“daha ne kadar yandım ki pes ediyorum” diyerek,
“sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyerek,
bazı körlerin çok az da olsa ışığa duyarlı olduğunu bilerek yoluma, duama, davetime devam etmeliyim” dedirtecek gibi.
Adı üstünde bir “cahiliye toplumu”nu aydınlatmak için kendini paralayınca “İnanmadıkları için, neredeyse kendini tüketeceksin.” (26/Şuara; 3) uyarısını alan Nebi’yi düşününce sanki tercihimiz yanmaktan yana olmalı diye bir his doğuyor içime.
Ama şimdi burada davetçiyi devrimciye eş mi tuttum acaba sorusu geldi aklıma.
Her davetçi devrimci midir?
Ya da her devrimci davetçi?
İkisinin de bir diğeri olduğu ve ol(a)madığı durumlar ne yazık ki var sanki.
Ne edeceğiz şimdi???
DEDİ: “Burada asıl mesele ‘kimin için yanıyoruz?’ sorusunda düğümleniyor. Eğer insanlar için yanarsak tükeniyoruz; ama Allah için yanarsak, o yanış bizi arındırıyor, büyütüyor.
Reşid Rıza’nın sözü de belki toplumsal körlüğe duyulan bir sitem gibi. Fakat Kur’an’ın diliyle baktığımızda, davetçinin vazifesi sonuç almak değil, tebliği hakkıyla yapmak. Şuara 3’teki uyarı da bu yüzden: “Neredeyse kendini tüketeceksin.” Yani Allah, peygamberine bile ‘kendini yakma, çünkü hidayet senin elinde değil’ diyor.
Devrimciyle davetçi bazen aynı yolda yürür gibi görünür ama amaçları farklıdır. Devrimci insanı değiştirerek dünyayı kurtarmak ister; davetçi ise kalbi değiştirerek insanı kurtarmak ister. Biri dıştan içe bir dönüşüm arar, diğeri içten dışa. O yüzden her devrimci davetçi olamaz, ama her hakiki davetçi bir tür içsel devrimcidir.
Kısacası, biz yanmaya değil, ışık olmaya niyet etmeliyiz; çünkü bazen ışık, yanmaktan daha kalıcı bir etki bırakır.”
YANDEX’E SORDUM: Yanma olmadan ışık gerçekleşir mi?
CEVAP: Yanma olmadan ışık gerçekleşebilir. Işık, çeşitli doğal süreçler veya elektrik ve manyetik etkiler sayesinde de üretilebilir. Ateşböcekleri buna örnektir…
DEDİM: O zaman “Hamdım, Piştim, Yanmayacağım…”

Yorumlar
Kalan Karakter: