Bu sabah, kış mevsiminin habercisi olan bembeyaz bir örtü karşılamıştı onu. Sevinç dolu bir heyecanla açtı pencereyi. Kar kokulu tertemiz havayı biraz soluduktan sonra, üşümenin de etkisiyle camı kapattı. Abdest almak üzere, Musa peygamberin; “indireceğin her hayra muhtacım Ya Rabbi!” (28/24) duasını tekrarlayarak çeşmeye yöneldi.
Tekrar camın önüne otururken çayını tazelemeyi ihmal etmedi. Mevsimler hayatın döngüsüne birer atıf gibiydi. Şu yapraklarını döken ağaçlar, karın altında sessizce yatan toprak, üstündeki karlarla saçı ağarmış bir ihtiyar gibi duran dağlar… hepsi ayrı bir hüzün vesilesiydi onun için.
Evet miladi olarak yeni bir yıla daha girmiş, dolayısı ile bir yaş daha büyümüştü. Ama pencere önündeki karların üzerinde yer alan kedi patilerinin izlerine dalan gözleri bir sorunun cevabını arıyordu;
İnsan takvimde değişen yıllarla mı yoksa yaşadıkları ile mi büyürdü?
Büyümek içinde bir büyümekti hissettiği. Yaş içinde yaş alıyordu yaşarken.
Birden geçen gün pasajdaki çay ocağında aldığı notlar geldi aklına. Bir dostunun yanına gelmesi ile yarım kalmıştı. Kalkıp getirdi defterini. Şöyle bir göz attıktan sonra “evet bu yazıyı tamamlamalıyım” diye düşündü.
Yeni bir sayfa açıp her zaman olduğu gibi en başa bir “Bismillahirrahmanirrahim” kondurdu ve yazmaya başladı:
“Sağlıklıyken insan hiçbir şeye ve kimseye muhtaç olmadığını düşünür. O yüzden biraz kibre kapılabilir. Hayatın sürekli olacağını düşünür, ölümü aklına bile getirmez. Hırsın, öfkenin, kıymet bilmezliğin esiri olur. Ama bir gün bir hastalık yakalar onu. O koca cüsseyi serer yere. O parlak gözlerin ışığını söndürür. Bakımlı ciltleri pörsüdür. Güç ve takatten kesip, başka ellere bakmaya mahkûm eder.
Hırs ve öfke yavaş yavaş valizini toplamaya başlar gitmek için. Anlar ki yenilmez değil, yıkılmaz değil, güçlü değil, hiçbir şeye sahip değil. Kibri de tıpkı kendisi gibi yerle bir olur.
Ve insan bir kez daha hayatı anlamanın verdiği bilgelikle, biraz daha büyür.
Aynı ölüm, doğum ve hastalık gibi, her düğün de biraz daha büyütüyor insanı.
Sana kendini tanıtırken, kimin de gerçek dost olduğunu gösteriyor.
Fedakarlığın ne olduğunu, insanın insan için kıymetini öğretirken, samimiyetin ve riyakarlığın tarifini yapıveriyor.
Hayatında kimler olmalı imiş, kimler seni çoğaltırken kimler eksiltiyormuş, kimler fazlalıkmış güzel bir istatistik çıkarıyor.
Ve sen biraz daha büyüyorsun böylece.
Siz bunlara ayrılık, vuslat gibi dönüm noktalarını da ekleyebilirsiniz…
Anlıyorsun ki, büyümek sadece fiziksel olarak ya da yaş alarak olmuyormuş.
İçindeki değişen dünya, bakışlarındaki anlam, duruşundaki ağırbaşlılık, cümlelerindeki ağırlık, adımlarındaki yavaşlık, alnındaki ışık, yüreğindeki yaralar, gönlündeki sargılar hep bir yaşına daha girdiğin, yaşın kaç olursa olsun biraz daha büyüdüğün içindir.
Saçına aklar, yüzüne çizgiler armağan eden zamana buruk bir tebessümle bakar,
Sana çok şey öğretmiş olan bu hocanın önünde saygıyla önünü ilikler,
Bir adım sonrasını bile bilmediğin hayat yolculuğuna artık daha bir donanmış,
Daha bir bilgeleşmiş olarak devam edersin.”
Kalemini defterinin üzerine bırakıp hava almak için dışarı çıktığı esnada, modifiyeli arabasıyla bir genç geçti önünden.
Hafif açık camından duyulan bir müzik.
Sanki nazire yapar gibi bağırıyor Ferdi Tayfur…
“Üzgün olsan ağlasan bu günler yaşanacak…”
Arabanın arkasından hüzünle bakarken, dikiz aynasından, gencin de kendisine baktığını fark etti. Gülümseyerek kaldırdığı eline, müziğin sesini açarak cevap veren genç yavaşça köşede kayboldu…
Yorumlar
Kalan Karakter: